Bugun...


Opr. Dr. Ahmet DURUKAL


Facebookta Paylaş









DALAK
Tarih: 01-08-2019 11:19:00 Güncelleme: 01-08-2019 11:19:00


     İşyeri hekimi olarak çalıştığım yörede merkezi konumda büyük bir cami var. Özellikle cuma namazı saatinde yörede tüm işyerleri boşalıyor; kalabalık bir cemaat oluşuyor camide. Cemaatin dışarıya taştığı da sıklıkla görülüyor. Caminin hocası böyle durumlarda doğal olarak coşuyor; sonuna kadar açılmış sesi dışarıya veriliyor…

     Bir defasında oradan geçerken hocanın bir cümlesine takıldım;

     ‘’…Öbür dünyada tüm organlarınız sizden hesap soracak. Sizden davacı olacak organlarınız, bilesiniz…’’

     ’Aferin’ diye düşündüm; ‘Hoca iyi ahlaktan söz edecek. Hırsızlık yaparsak ellerimiz, dedikodu nedeniyle dilimiz, iyi bakılmayan ve kötü amaçlar için kullanılan organlarımız bizden hesap soracak. Ne güzel…’  Konuşmanın böyle devam edeceğini umuyordum ama… O da ne? Hoca aniden ve olanca ses volümü ile bizden davacı olacak organlara bir örnek verdi;

     ‘’Dalak! Dalağınız sizden davacı olacak!’’

     Çok şaşırdım bu örnekle… Gençlerin deyimi ile ‘dumur oldum’. Birlikte yürüdüğüm arkadaşıma sordum:

     ‘Hoca dalak dedi değil mi?’

    ‘Evet, dalak dedi.’

     Yani ben yanlış anlamış değildim; tanığım da vardı. Şaşkınlık içindeydim; organlarımızla ilgili böyle bir söylem nasıl olur da ‘dalak’ örneği ile devam ederdi.

     Dinimizin öğütleri iyi insanlar olmamızı sağlamak içindir. Öyle ya, iyi ahlaklı insanlar olmamız başka insanlarla ilişkilerimizde dürüstlüğe; başkaları için kötülük düşünmemeye; kimsenin malına mülküne, namusuna göz dikmemeye bağlı değil midir? İnsanlarla ilişkilerimiz de kimi duyu organlarımız aracılığı ile kurulur.  Sosyal ve ticari ilişkilerimizin dürüst ve temiz olması tabii ki çok önemlidir. Hocanın yukarıdaki giriş cümleleri bu yönde devam edecek diye ummuştum. Dalak örneği beni derinden sarstı.

     Acaba dalak bir organ olarak hangi kötü amaçla kullanılmış olabilir? Ya da dalağımızı memnun etmek, öbür dünyada bizden davacı olmamasını sağlamak için neler yapmalıyız? Bir kusur ettikse dalağımız aleyhine, onu kırdık veya üzdükse kendimizi nasıl affettirebiliriz ki bizden davacı olmasın? Dalağımızın gönlünü nasıl alabiliriz acaba?

     Kırktan fazla yılı geride bırakmış bir cerrah olarak kazalar veya başka sorunlar nedeniyle çok sayıda dalak aldım ameliyatlarda. Kimi kazalarda yırtılıp kanamıştı; kimi kan hastalıkları nedeniyle sahibine zarar veriyordu. Allahtan, dalakları çıkarırken hoyrat davranmamış; kibarca ve titizlikle çıkarmıştım yerlerinden. Onların hepsi bir olup üzerime yürür müydü? Gözümün önüne öfkeden morarmış (rengi koyu mor-kahverengi arasıdır zaten) sıra sıra dalaklar  geldi… Saldırı halinde bir dalaklar ordusu!

     Şaka bir yana; bir cerrah olarak dalağın vücudumuzdaki görevlerini biliyorum elbette. Kendi halinde, sadece verilmiş görevleri yapan bir organdır. Onu kendimiz kullanamayız ve yönetemeyiz. Ayrıca, dalağı memnun etmek için ne yapılması gerektiği Tıp Fakültesi derslerinde okutulmadı. Cami hocasının bu saptaması demek ki tıp dünyasının ve fakülte hocalarının aklına bile gelmemişti. Camiden dışarı taşan; karton seccadeleriyle namaza gelip hocanın ağzına bakan cemaatten de bir kişi bile bu soruyu sormadı. Muhtemelen düşünmedi bile!

     Camide vaaz veren hocaların ve genelde din adamlarının elbette anatomi ve fizyoloji bilmeleri gerekmez. Ama anlattıkları akıl ve mantık süzgecinden geçirilemez mi? Dini öğütler yararlı ve akılcı söylemlerle olamaz mı?

     Artık hocanın sesinin duyulmadığı kadar uzaklaşmıştım. Hocanın dalak muhabbetine hala gülüyordum.  Öbür dünyada bizden davacı olabilecek bazı organlarımız hocanın aklına ya da işine gelmemişti. İşte benim aklıma öncelikle gelenler…

     Beyin:

     ‘Bu adam beni hemen hemen hiç çalıştırmadı; o kadar düşük kapasite ile kullandı ki paslandım. İçine su dolmuş bilgisayar gibi kaldım burada; hafızam da, işlemcim de çalışmıyor. Kullansa da zararlı işlere, kurnazlığa, fesatlığa ve insanları aldatmaya kullanıyordu beni. İyiliğe, güzelliğe kafa yormadı. Başka insanlara yararlı olacak düşünceler için asla kullanmadı beni. Davacıyım!’

     Kalp:

     ‘Kendimi bildim bileli bir an bile durmadan bu adam için çalıştım. Ne istirahat, ne rapor almadım asla! Bir kere olsun benim halimi hatırımı sormadı. Bir defa bile kontrol ettirmedi beni. Çoğu zaman hayatta olmasını benim sağladığım aklına da gelmedi. Daraldım; kendimi bile besleyemez hale geldim. Ufak uyarılarda bulunsam da hiç oralı olmadı. Kızdım ama dursam sahibim ölecek; bu yüzden duramadım da… Ne zaman pis bir iş çevirse ‘benim kalbim temiz’ diyerek beni de alet etti. Şikayetçiyim; çeksin cezasını…’

     Safra kesesi:

    ‘Ben bir garip keseydim; safrayı biriktirir, yemekten sonra gereken miktarda barsağa boşaltırdım. Tek görevim buydu.  Sahibim beni hor kullandı. Yedi sucuklu yumurtaları, kızarmaları, mercimek köftelerini; içti işkembeyi, kelle paçayı bolca sirke ve sarımsakla… Onca çikolatadan hiç söz etmiyorum bile!  Güne gittiği zamanlarda o kadar fazla abur cubur yiyordu ki, anlatamam. İnanın, neredeyse her akşam fazla mesaiye kalıyordum. Dayanamayıp taş yaptım. Bu kez de taş var diyerek beni yerimden yurdumdan etti; aldırttı beni hiçbir suçum yokken. Davacıyım kendisinden. İlahi adalete sığınıyorum!’

     Appendiks:

     ‘Tanrım, ben neler çektim? Kimselere faydam da zararım da olmadan, kendi köşemde yaşayıp gidiyordum. Aslında önemli bir işim de yoktu. Cerrahlar bana musallat oldular hep. İkide bir birisi beni almaya çalışıyordu, patlamış çatlamış diye. Aslında bazen sıkıntıdan patlıyordum ister istemez! Cerrahlardan biri kaptı beni sonunda; kapanın elinde kaldım yani… Davacıyım, bu adam beni korumadı!’

     Mide:

     ‘Zaten içim yanıyordu. Kolay mı, hayatım boyunca asitle beraber yaşadım; hem de kendi ürettiğim asitle… Bu adam beni olur olmaz şeyler yiyerek şaşkına çevirdi. Neler yemiyordu ki… Şişkinlik yapıyorum, ağrı yapıyorum, hiç ilgilenmiyordu adam. Üstüne bir de hazmetmem için soda diye bir şeyi lıkır lıkır içiyor, iyice geriliyordum. Yara bere içindeydim çoğu zamanlar. Hatta her yıl bir ay, sabaha karşı uyandırıp tıka basa dolduruyor; sonra akşama kadar boş bırakıyordu. Bu kez de akşam olunca patlayıncaya kadar yiyordu. Fazla mesai…  Beni kamyonun mazot deposu gibi kullandı bu adam! Kaç kere uyardım, bir defa delindim, deliği tıkadılar; bir defa da kanayarak uyardım ama uyanmadı. Tabii ki davacıyım!’

     Dişler:

     ‘Biz de sahibimizden şikayetçiyiz efendim. Aklına gelen her şeyi yedi. Harama helale, serte yumuşağa hiç dikkat etmediği gibi, bizi temizlemek de hiç aklına gelmedi. Koktuk, durduğumuz yerde çürüdük. Çürüyenlerimizi kerpetenle söktürdü ve çöpe attı. Adamın ömrü boyunca hiç bakım görmedik. Şanslı olanlarımız kibrit çöpüyle karıştırılıyordu. İflahımız kesildi bakımsızlıktan. Dava açmak bizim de hakkımız…’

     Liste böyle uzayıp gider bence. Kötüye ve kötülüğe kullanılabilecek başka organlarımız var. Aylak aylak gezen ayaklar, kibrit çöpüyle, firketeyle karıştırılan kulaklar, kirli havadan ve tütünden siyaha boyanmış akciğerler, binbir çeşit makyaj malzemesine bulanan ciltler, alkol manyağı haline gelmiş karaciğerler, hırsızlık yapan veya haksızlığa kalkan eller vb. dışarıda duruşma sırası bekliyor olacak.

     Ama ‘dalak’ için ben kefilim; dalak kötü kullanılamaz! Yani, dalağınızın sizden davacı olması olasılığı yok! Ancak tüm organlarımızla iyi geçinelim, onlara iyi bakalım. Bu öncelikle kendi sağlığımız için gerekli. Organlarımızın haklarına da saygı gösterelim ki ahirette bizden davacı olmasınlar. Sağlıklı olmamız da buna bağlı zaten…

     Davalının işi gerçekten zor olacağa benziyor. Hepinize organlarınız için hesap verirken kolaylıklar diliyorum.

     Sağlıkla kalın…



Bu yazı 331 defa okunmuştur.

Yeşim Körmükçü / 01-08-2019 13:00

Hocam elinize sağlık, benim dalak mevzusuyla da nasıl denk gelmiş..Kolay gelsin



FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI