Örnek HTML sayfası
Bugun...


Opr. Dr. Ahmet DURUKAL


Facebookta Paylaş









DAYI
Tarih: 01-05-2020 13:06:00 Güncelleme: 01-05-2020 13:06:00


Yetmişlerin sonlarında bir bayram sabahıydı. Nasılsa bu bayramın ilk gününü ailesiyle birlikte geçirme şansı yakalamış ve doğruca eve dönmüştü genç doktor. Sabahın erken saatlerinde aile içi bayramlaşma sırasında telefon çaldı;

‘’Yeğenim, hayırlı bayramlar olsun!’’

‘’Hayırlı bayramlar dayıcığım. Nasılsın?’’

‘’Sağ ol yeğenim. Bayram iznine gelirsin diye bekliyodum. Sana danışacağım bir şey var. Evdeysen geliyim mi?’’

‘’Evdeyim dayı, ama istersen ben size geleyim.’’

‘’Yok yok, sen zahmet etme, ben birazdan gelirim.’’

‘’Tamam öyleyse dayıcığım, bekliyorum…’’

 

Bir saat kadar sonra geldi dayı ablasının evine. Bayramlaşıldı usulünce; tatlı ikramı sonrası kahveler içildi.

‘’Dayıcığım, şu yandaki odaya geçelim mi? ‘Konuşacağım birşey var’ demiştin, orada daha rahat konuşabiliriz.’’

‘’Valla iyi olur yeğenim. Seni de rahatsız ettim bayram bayram…’’

‘’Rahatsızlık da ne demek dayı? Fena mı, bu vesileyle görüşmüş olduk.’’

Bitişik odaya geçtiler, bunca yıl sonra dayının yeğenini aramasının nedenini konuşmak için…

 

‘’Hayırdır dayı? Ne görüşecektin benimle?’’

‘’Hayır yeğenim. Bende afedersin biraz basur var.’’

‘’Basur mu? Geçmiş olsun! Ne zamandır var?’’

‘’Epeydir var bu. Ama artık zorlanma oluyo dışarı çıkarken. Ağrı da yapıyo.’’

‘’Kanaman var mı?’’

‘’Kanama da oluyo bazen, ama çok değil.’’

‘’Basursa kolay, merak etme, hallederiz.’’

‘’Basur dediler ne biliyim. Ben anlamam ki…’’

‘’Kim koydu basur teşhisini peki?’’

‘’İskenderun’da bi doktor söyledi.’’

Yeğen çok şaşırmıştı dayısının Kırıkkale’den ta İskenderun’a muayene olmaya gitmesine.

‘’İskenderun mu dedin?’’

‘’He ya! İskenderun… Ben en iyisi ta en baştan anlatıyım sana yeğenim.’’

‘’Anlat bütün ayrıntıları dayı.’’

‘’Bir sene falan evvel tuvalet sonrası temizlenirken elime bi şey geldi. Önceleri pek de umursamadım açıkçası. Basur da geldi aklıma amma, o zaman ağrısı yok sızısı yok; yani basursa da bunun bana hiç bi zararı yok diye düşündüm. Basurun ne olduğunu da aslında bilmem ya! Bir zaman sonra neyin nesiyse hala duruyo diye kafama takmaya başladım. Kahveden bi arkadaş benzer şeylerden dolayı Konya’da bevliye doktoruna gidip iyileşmiş.’’

‘’Ne ilgisi var bu hastalığın bevliyeciyle dayı?’’

‘’Bu işlere bevliye bakmıyo mu? Ne bileyim, arkadaşım çok memnun kaldığını söyleyince atladım otobüse; gidip buldum o doktoru Konya’da özel yerinde. Dedim ki, böyle böyle…’’

‘’Muayene mi etti seni yani?’’

‘’Yoo, muayene etmedi. Şikayetlerimi dinledi, bir iki soru sordu. Sonra bi melhem yazdı, ‘al bunu kullan, hiçbir şeyin kalmayacak’ dedi.’’

‘’Yani, muayene etmeden reçete yazdı ve paranı da aldı, öyle mi?’’

‘’Yeğenim, para önemli değil, alacak tabii.’’

‘’Alacak ama bu işlere bevliyeci bakmaz ki… ‘Sen benim hastam değilsin, yanlış gelmişsin, sen hariciyeye git’ demesi gerekirdi. Çünkü o bölgenin hastalıklarına hariciye, yani genel cerrahi bakar.’’

‘’Her neyse… Ben melhemi alıp döndüm, bitene kadar da kullandım.’’

‘’İyi geldi mi bari?’’

‘’Pek bi değişiklik olmadı.’’

‘’Ankara’ya, bana gelseydin ya dayı!’’

‘’Valla yeğenim, sen o zaman hiç aklıma gelmedin açıkçası.’’

‘’Sonra?’’

‘’Sonrası, birkaç ay daha geçti. Gene kahveden arkadaş tavsiyesiyle bu sefer de İskenderun’da bi doktora gittim.’’

‘’O da mı ürolog, yani bevliyeci?’’

‘’Evet, ama o muayene etti, arkadan.’’

‘’İkinci defa yanlış doktora gitmişsin. O ne dedi peki?’’

‘’Bende basur olduğunu, mutlaka bi hariciyeciye gözükmem gerektiğini söyledi. ‘Hatta bence tıp fakültesine git’ dedi. Öyle deyince aklıma sen geldin. ‘Yav, benim yeğenim de doktor, Ankara’da tıp fakültesinde ihtisas yapıyo’ dedim. Doktor da ‘öyleyse hiç vakit kaybetme, ona git’ dedi. Ben de nasıl olsa bayrama gelir diye seni bekledim. Dün de ablama sordum, ’yarın gelecek’ dedi.’’

‘’Dün gece geldim ben. Keşke sen ta en başından bana gelseydin ya… İnsan basur için taa oralara gider mi? Ne zaman gittin İskenderun’a?’’

‘’İki üç ay olmuştur.’’

‘’Şöyle uzanıp arkanı dön de ben de bir bakayım dayıcığım.’’

 

Yeğen dayısını yan yatırıp makat (anüs) bölgesine baktığında tam anlamıyla şoke oldu. Bir dış hemoroid göreceğini umarken bölgeyi kaplayan kocaman bir tümör gördü karşısında. Anüs çevresini kaplamış ve pek de iyi bir şeye benzemeyen bir tümör vardı orada. Gerçi ev koşullarında bu muayene biraz eksikti; ancak genç doktor olayın önemini anlamak için yeteri kadarını görmüştü!

 

Karşılaştığı tümör görünümü allak bullak etmişti. Ancak hemen de renk vermek istemedi bunun kötü bir hastalık olduğu konusunda. Oysa besbelli idi kötü bir cins olduğu ve oldukça da ilerlediği. Dayının kasıklarında iri iri lenf bezeleri yapmıştı tümör. Bu da olumsuz bir işaretti. Durum hakkında ne diyeceğini, ya da nasıl söyleyeceğini düşündü bir süre…

 

Dayı üstünü başını düzeltip yaktı sigarasını;  yeğeninin bu sorun için ne tedavi önereceğini anlamak için yüzüne bakıyordu. Belki de başka bir merhem verirdi…

‘’Evet, ne diyosun yeğen?’’

‘’Dayıcığım, bu basur değil.’’

‘’Basur değilse nedir ki?’’

‘’Oranda bir ur var dayı.’’

‘’Ur mu? Nası yani?’’

‘’Basbayağı bir ur var orda. Epeyce de büyümüş.’’

 ‘’İnsanın orasında da ur mu olurmuş? İlk defa duydum bunu.’’

‘’Vücudun her yerinde çeşitli türlerde urlar olabilir dayı.’’

‘’Peki, bu kasıklarımdaki şişlikler ne, fıtık mı?’’

‘’Hayır, fıtık değil. Fıtık böyle olmaz. Onlar o urdan dolayı oluşmuş bezeler.’’

‘’Ur dedin de kafam karıştı yav. Kötü bir şey olmaz, değil mi?’’

 

Yeğen görünen gerçeği doğrudan söylemekle bir süre yuvarlak sözlerle zaman kazanmak arasında kaldı. En iyisi önemli bir durum olduğunu hissettirmek, ancak hemen de ‘dan!’ diye kanser dememekti. Kanser dese dayısının tüm dünyası yıkılacaktı büyük olasılıkla. Tedavi olmak bile istemeyecekti belki de… Zaten halk arasında ‘kansere bıçak değince yayılıverir’ diye yanlış bir inanış vardı. Bu düşünce hastaları bilimsel tedavi yöntemlerinden uzaklaştırıyordu bazen. Ruhsal bir şok oluşturmadan, hastayı tedavisi yönüne gitmeye ikna etmek önemliydi.

 

‘’Dayıcığım, bak şimdi, beni iyi dinle. Bu tip urlar çok önemlidir. Bazıları kötü huylu olabilir. Bunu ancak o urdan küçük bir parça alıp incelediğimiz zaman söyleyebiliriz. Parça almak zorundayız yani. Parça almadan ve onun sonucunu öğrenmeden bir şey söylemek doğru değil.’’

‘’Nasıl olacak bu iş, ameliyat mı olmam lazım?’’

‘’Evet, parça almak için ufak bir müdahale gerekiyor. Sen bayram ertesi bana hastaneye geleceksin. Ben her şeyi ayarlayacağım. Ancak sen yatacak şekilde gelmelisin ki, bazı tetkikler ancak hastaneye yatarsan çabucak yapılabiliyor. Zaman çok önemli. Bu nedenle hastaneye yatıracağız seni. Tamam mı?’’

‘’Tamam yeğenim. Madem durum bu, hastaneye yatmaktan başka çare yoksa yatacağız tabii…’’

 

Bayram tatili sonrası Ankara’da hastanede buluşmak üzerine anlaştılar. Dayı ev halkıyla vedalaşıp ayrıldı. Kafası çok karışmıştı. İki doktor basur dediği halde yeğeni bunun ur olduğunu söylüyor ve hastaneye yatırmak istiyordu. Durumu karısına açıkladı dilinin döndüğünce. Özel işlerini de ayarladı bu arada. Tatil sonrası ilk iş günü Ankara’da çalıştığı hastanede yeğenini buldu.

 

Genel cerrahi bölümünde henüz asistandı yeğen. Beş yıllık uzmanlık eğitiminin ikinci yılındaydı henüz. Dayısının yatışına kendi başına karar veremezdi; buna yetkisi yoktu. Onu bir hasta olarak klinikteki  büyüklerine ve sonra da hocasına sundu. Onlar da muayene etti hastayı. Sonra toplanıp bir durum değerlendirmesi yaptılar. Yeğenin ön teşhisi doğruydu ve dayının hastalığı kanserdi ne yazık ki. Durum çok acildi doktorlara göre. Gerekli ayrıntılı incelemeler hızlı bir şekilde yapılmalıydı. Tetkik ve tedavisi için genel cerrahi servisine yatırıldı dayı.

 

Bu tümörün tedavisi için gecikilmişti aslında ve ameliyatla öyle hemen kolayca alınabilecek gibi gözükmüyordu. Işın tedavisi ile tümörün küçülmesini beklemek ve ondan sonra ameliyat etmek fikri ağır bastı. Ancak ışın tedavisi süresince ışının da etkisiyle hastanın makatı tam olarak tıkanabilir ve dışkısını yapamaz hale gelebilirdi. O halde hastayı ameliyata alarak hem tümöründen teşhis için küçük bir parça alınacak ve hem de kalın barsağı karın bölgesinden dışarı açılarak oradan dışkı yapabilmesi sağlanacaktı. Kolostomi denilen bu ameliyattan sonra hasta dışkısını o bölgeye takılan bir cihaz yardımı ile özel torbasına yapardı. Yöntemin esası buydu.

 

Yapılması planlanan ameliyatı ve sonuçlarını dayıya ayrıntılı olarak anlatmak ve onayını almak gerekiyordu. Bu görev de yeğene düştü tabii ki… Bir süre tereddüt etse de sonunda dayı onay verdi bu işlem için.

 

Planlandığı gibi yapıldı ameliyat. Tümörden parça (biyopsi) alındı ve kolostomi yapılarak hastanın sindirim sisteminin tıkanması olasılığı ortadan kaldırıldı. Patoloji bölümü alınan parçanın sonucunu ‘Epidermoid Karsinom’ (deri kökenli bir kanser) olarak bildirdi. Hemen ışın tedavisine başlandı. Altı haftalık süre tamamlandığında tümör hiç küçülmemişti; aksine ışın tedavisine rağmen büyümüş ve dayının makat bölgesini tamamen kapatmıştı. Neyse ki hasta dışkısını kolostomisi aracılığı yapabiliyordu.

 

Dayı ameliyat ve ışın tedavisi derken enikonu zayıflamıştı artık. Gidişatın iyi olmadığını görüyor ve morali bozuluyordu. Yeğenine aktardı sıkıntısını;

‘’Yav yeğenim, n’olacak böyle böyle? Daha çok yatacak mıyım? Ben bi ameliyat daha olmak istemem. Zaten bi işe de yaramayacak gibi…’’

Yeğenin de dayısına söyleyebileceği güzel şeyler ne yazık ki pek kalmamıştı. Artık gerçekleri konuşma zamanıydı;

‘’Dayıcığım, seninle açık konuşacağım. Tedavin maalesef istediğimiz gibi gitmiyor. Çünkü geç kalmışız. Ta en başından bu yana gecikmişiz yani… Daha doğrusu sen çok oyalanmışsın.  Çünkü birçok hata üst üste gelmiş.

 Sen bu konuyu bana açmalıydın kahvede birine danışacak yerde. Ya da bir genel cerrahi uzmanına gözükseydin Kırıkkale’de. Bu birinci hata! Çünkü kahvedekiler her şeyi bilir, ama çoğunlukla yanlış bilir.

İkincisi; kahvedekiler seni yanlış doktora yönlendirmişler. Senin için iyi olduğunu sanarak yapmışlar tabii ki bunu. Ama yine de yanlış olmuş…

Üçüncü hatayı ise Konya’da gittiğin bevliye doktoru yapmış. Çünkü seni muayene etmeden, seni oyalayacak bir tedavi vermiş aklınca. Bu ise zaman kaybına, çok değerli bir sürenin yitirilmesine yol açmış. Çünkü uzmanlık alanında olmasa da sadece hariçten bakmakla bile anlaşılabilecek bir şey bu. Madem seni hastası olarak kabul etti; mutlaka muayene etmeliydi. Sadece bakması yeterliydi yani…

Neyse ki İskenderun’da gittiğin doktor olayı anlamış da seni bize yönlendirmiş. Oradan geldikten sonra da sen bayramı, yani benim Kırıkkale’ye gelmemi  beklemişsin; iki üç ay da boştan yere öyle geçmiş… Ya bayram için gelmeseydim? Üstelik sadece bir saatlik mesafe Ankara…

Şimdi senin sıkıntılarının kaynağı bu peşpeşe gelen hatalar. Çok değerli zamanların kaybı demek bu. Bu türden hastalıklar ilerleyicidir. Zaman çok ama çok önemlidir.

Ancak her aşamada yapılması gereken şeyler vardır ve ne mümkünse yapılmalıdır. Biz de şimdi mümkün olanı yapmaya çalışıyoruz. Gidişattan memnun değilsin ve biraz canın sıkılıyor, farkındayım. İnan ki dayıcığım, bu hastalığın tedavisi için gene de en iyi yerdesin. Ama istersen seni eve götüreyim; hastane ortamından uzaklaş; biraz toparlanınca tekrar gel.’’

‘’Doğru söyledin; işlerin kötüye gittiğinin farkındayım; buna canım  sıkılıyo. Bunaldım açıkçası. Amma sen ne diyorsan ben ona hazırım yeğenim. Sen karar ver…’’

 

Hocasıyla konuştu. Daha büyük bir ameliyatın kanserin enikonu yayılmış olması nedeniyle artık işe yaramayacağı düşünülüyordu. Bu tür kanser için kemoterapi (ilaç tedavisi) ise gerekli görülmemişti. Hasta ışın tedavisini de tamamladığına göre artık evine gönderilebilirdi. Hastanede yapılabilecek başka bir şey yoktu o an için.

 

Yeğen dayısını hastaneden taburcu etti. Kendi aracıyla evine kadar götürdü. Kocasının tüm bu hastane sürecinde hastaneye hiç gelmeyen, herhangi bir soru sormayan karısına teslim etti. Ona nasıl bakması gerektiğini uzun uzun anlattı.

İlgisizce dinledi kadın anlatılanları. Tek bir cümle çıktı ağzından;

‘’Sen dayını karnından s.çsın diye mi götürdün?’’

Onca çabanın karşılığında yeğene teşekkürü(!) bu cümle olmuştu. Hiç yanıt vermemeyi tercih etti yeğen. Bu kafada birine neyi nasıl anlatabilirdi ki… Ona hak ettiği cevabı dayı verirdi elbet. Elinden geleni yapmıştı; hastası için üzülüyordu ama vicdanı çok rahattı. Sessizce ayrıldı oradan.

 

Yaklaşık bir ay sonra dayı telefon etti;

‘’Yav yeğenim, seni de çok rahatsız ettim amma çok ağrım oluyo. Bildiğin gibi değil bu ağrılar. Bir dakka uyuduğum yok inan ki… Verdiğin ilaçlar hiç işe yaramadı. Ne yapacağım ben bu ağrıyla?’’

Yeğen birkaç soru ile bu ağrıların hastanın son döneme girdiğini gösterdiğini anlamıştı. Tabii bunu ona söyleyemezdi;

‘’Dayıcım, istersen seni gene hastaneye alalım. Burada ağrılarınla daha kolay baş edebiliriz. Ağrıyla ilgili uzmanlar da var burada; onlara da danışırız. Ne dersin?’’

‘’Olur yeğenim, çok çaresizim, sen nasıl gerekli görüyosan öyle yapalım. Başka çare yoksa yatarım yeniden…’’

Yeğen gidip yine evinden aldı dayısını. Kadınla tek kelime konuşmak istememişti.

 

Hastaneye ikinci yatış sürecinde çok güçlü ağrı kesici ilaçlar kullanılsa da ağrıları kesmek mümkün olmadı. Yayılmış kanserin son dönemiydi artık. Dayı moral ve fizik olarak çökmüştü. Yapacak bir şey de kalmamıştı. Hasta bir hafta sonra isteği üzerine tekrar evine götürüldü ve eşine teslim edildi.

 

On beş gün sonra acı haberi geldi dayının. Yeğeninin tüm çabalarına karşın amansız hastalıktan kurtulamamış ve rahmetli olmuştu. Cenazesinde yeğeni bulunamadı; çünkü kendisine haber verme gereği duyulmamış ve hemen defnedilmişti.

Ama karısının ‘Götürdü tedavi ettireceğim diye; karnından s.çarak geri getirdi. Allah onu bildiği gibi yapsın!’ söylemi aylarca yeğenin kulağına gelmeye devam etti.

 

Genç bir doktor olarak mesleğinde karşılaştığı ilk nankörlük değildi bu; kuşkusuz son da olmayacaktı…

 

 

 

 

 

 

 

 

 



Bu yazı 2867 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
757 Okunma
727 Okunma
655 Okunma
569 Okunma
491 Okunma
480 Okunma
431 Okunma
404 Okunma
401 Okunma
396 Okunma
384 Okunma
348 Okunma
2780 Okunma
2337 Okunma
2262 Okunma
2128 Okunma
2115 Okunma
2057 Okunma
1986 Okunma
1943 Okunma
1923 Okunma
1874 Okunma
1864 Okunma
1552 Okunma
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI