Örnek HTML sayfası Your Page Title
Bugun...


Opr. Dr. Ahmet DURUKAL


Facebookta Paylaş









DOKTOR BİLİR!
Tarih: 01-01-2021 11:14:00 Güncelleme: 01-01-2021 11:25:00


Yaşamın içinden bazı ufacık şeyleri eğer kendiniz yüz yüze gelmediyseniz tanımazsınız. Var olduğunu bildiğiniz ancak hiç deneyim yaşamadığınız o şey sizin için somut hale gelmemiştir çünkü. Ama günün birinde o şey bir şekilde karşınıza çıkacak ve onu bilmeniz istenecektir.

 

Çünkü siz doktorsunuzdur ve doktorlar da her şeyi (!) bilmelidir.     

           

Dört yıldır işyeri hekimi olarak görev yaptığım fabrikada kimi zaman beş yüzden fazla çalışan olurdu. Çoğunun isimlerine, geri kalanların da yüzlerine aşinaydım artık. Dışarıdan birini kolaylıkla ayırt edebilirdim.

 

Revirin kapısını çalmadan giren kişi kırk beş elli yaşlarında, oldukça kırmızı suratlı ve tıknaz bir adamdı. Üzerinde iş kıyafeti yoktu. Fabrikaya dışarıdan iş yapan insanlardan da sağlık sorunlarını danışmak için bana gönderdikleri olurdu. Tanımadığım bu kişiyi onlardan biri sandım;

 

‘’Doktor sen misin?’’

 

O an için doktor önlüğüm üzerimde değildi. İkimiz de birbirimizi tanımadığımıza göre revirde karşısına çıkan kişiye böyle sorması normaldi. Beni doktora benzetememiş de olabilirdi tabii. Yaşça benden epeyce küçük bu adam bana ‘sen’ diye hitap ediyordu ama olsundu; belki öyle alışmıştı, anlayış göstermem gerekirdi;

 

‘’Evet, benim. Buyurun oturun! Ne için gelmiştiniz?’’

 

Oturmadı gösterdiğim yere. Ne diyeceğini, revire niçin geldiğini unutmuş gibi baktı suratıma bir süre. Belki de gerçekten doktor olup olmadığım hakkında bir ikilemde kalmıştı. Sonunda olumlu bir karar vermiş olmalı ki lütfedip geliş nedenini söyledi;

 

‘’Beni hayvan soktu! Müdür Bey de sana gönderdi!’’

‘’Nasıl bir hayvan?’’

‘’Ben nerden bileyim?’’

‘’Sizi hangi hayvanın soktuğunu benim bilmem mi gerekiyor?’’

‘’Sen doktorsun, tabii ki sen bileceksin…’’

 

Sabah sabah ilginç bir soru ile karşı karşıya kalmıştım.

 

‘’Çok zor bir bilmece bu. Durun tahmin edeyim; ‘soktu’ dediğinize göre, arı sokar, sivrisinek sokar… Acaba yılan ya da akrep olabilir mi?’’

‘’Öyle bir şey değil doktorum.’’

‘’Ya nasıl bir şey?’’

‘’Kırmızı, küçük küçük… Gece yatarken gelip dolaşıyo… Üzerimde dolaştıkça her yerimden sokup duruyo...’’

‘’Zıplıyor mu?’’

‘’Yok canım, öylece gezinip duruyo!’’

‘’Evet, zıplamadığına ve kırmızı olduğuna göre pire değildir. Tarifinize göre belki tahtakurusu olabilir. Ama siz gördüğünüz halde tanımıyorsanız, ben görmeden, sadece tarifle ne diyeyim şimdi?’’

 

Bir sessizlik oldu. Durumda bir gariplik olduğunu o da anladı sanırım.

 

‘’Peki, evinizde mi oluyor bu olay?’’

‘’Hayır, evde değil. Ben otelde kalıyorum burda.’’

‘’Hiç otelde öyle şey olur mu? Siz otel idaresine haber verin, ilaçlasınlar ya da odayı veya daha olmadı otelinizi değiştirin. Ben bunun için ne yapabilirim ki?’’

 

Bu adamın kaldığı oteldeki haşerat ile işyeri hekimi olarak benim nasıl bir ilgim  olabilirdi? Görevimin sınırları ne kadar da genişti böyle? Ama adamcağız bana gelmişti, kendisine faydalı olmaya çalışmalıydım.

 

Oteli kendi kendine değiştiremeyeceğini, çünkü fabrikanın otelinde kaldığını söyledi.  Fabrikanın bir oteli olduğunu dört yılda hiç duymamıştım, şaşırdım;

 

‘’O nasıl bir otelmiş öyle?’’

‘’Aslında otel değil de, otel diyorlar.’’

 

Fabrika yönetiminin çalışanlarının kalması için kiraladığı bir binaymış adamın sözünü ettiği yer. Bildiğimiz otellerden değilmiş yani… Otel idaresi diye bir şey de yokmuş tabii.

 

‘’Buranın elemanıysanız ben niye hiç görmedim sizi?’’

‘’Ben aslında eskiden beri burayla çalışırım. Ama şimdi yeni geldim sayılır.’’

 

Anlayamamıştım, ayrıntıları sora sora öğrendim. Bu arkadaş zaten firmanın devamlı elemanı değilmiş. Hüneri her neyse, iş icabı gerekli olunca göreve davet edilirmiş. Adana’dan yine kısa süreli bir iş için çağırmışlar ve kalması için de malum ‘otel’de yer göstermişler. Orada geceleri kırmızı bir şey üzerinde dolaşıyor ve sokuyor olunca da derdini fabrika müdürüne anlatmış adamcağız.

 

Müdür Bey de bu sorunun çözümünü hemen buluvermiş;

 

‘Git, bizim doktor baksın! O bilir! Sana ilaç milaç yazsın!’

Adam da bunun üzerine soluğu revirde almış.

‘’Aynen böyle mi dedi?’’

‘’Evet, aynen bunu söyledi, ben de buraya geldim. Yoksa niye geleyim?’’

Haklıydı, yoksa niye gelsindi?

 

Tabii ki doktorlar her şeyi bilir! Hiç tanımadığı adamların yattıkları yerlerde üzerlerinde dolaşan ufak ve kırmızı şeyler her neyse doktor onları da bilir! Hatta onları görmeden bilmesi gerekir bunu! Her şeyi bilmese doktor olamaz! İlaç yazmaktan kolay ne var? İlaçla her sorun çözülür zaten!

 

‘’Ne ilacı yazmamı istiyor Müdür Bey acaba?’’

‘’Ne ilacı lazımsa…  Artık onu sen bileceksin. Doktor olan sensin.’’

‘’Bakın, orası doğru işte. Peki, şu anda bir sıkıntı var mı?’’

‘’Yok! Şu an hiçbir şeyim yok!’’

‘’Karnınızı, kollarınızı açın, bakalım bir şey var mı?’’

 

Gövdesinde, kollarında bir anormallik yoktu; cildi normal görünüyordu.

 

‘’Kaşıntı falan oluyor mu peki?’’

‘’Hem de nasıl? Çok canım yanıyo doktor! Soktuğu yerler sanki ateşle yanmış gibi. Hatır hatır  kaşınıyo. Kaşıyınca kanadığı bile oluyo. Hiç uyumadım desem yeridir yani…’’

‘’O kadar kaşıntı olmuş ama hayret hiç iz bırakmamış. Kanama izi de yok. Şu an böyle bir şeyin olduğuna dair hiçbir işaret yok yani... Madem o kadar kaşınıyorsunuz, Müdür Bey de öyle uygun görmüş, şimdi size kaşıntı için ilaç yazalım. Kaşıntı ilacı belki kaşınmanızı bir ölçüde azaltır ama yetmez. O küçük kırmızı hayvancıklar ‘’ooo, bu adam ilaç sürünmüş, hadi gidelim buradan!’’  demezler sanırım.’’

 

Hastam o anda gevrek bir kahkaha attı. Gevşemiş, iyice rahatlamıştı. Artık oturabilir, kolunu masamın üzerine koyabilir ve sakin sakin yeni bir soru sorabilirdi;

 

‘’Sence nedir acaba beni sokan şey doktor?’’

 

Tekrar en başa dönmüştük. Demek ki bir süredir ben kendi kendime (!) konuşmuştum…

 

‘’Şu an itibariyle kesin olarak ‘sizi sokan hayvan şudur’ diyemem. Sanıklardan (!) birkaç tanesini bir kutuya koyup getirirseniz burada onları tanıyabilecek kişilere gösteririz. Sizi sokan hayvanın kimliğini ancak böyle tespit edebiliriz. Benim tahminime göre bu hayvan tahtakurusudur ama görsem de tanıyacağımı sanmıyorum kendisini. O da beni tanımaz zaten. Hiç karşılaşmadık çünkü bu yaşıma kadar.’’

‘’Müdür Bey, ‘doktor bilir’ dediydi.’’

‘’Dedi ama doktor bilmiyor işte! Onun bilir dediği belki de kaşıntının ilacıdır, bakın onu bilirim. Ama o hayvanı bilmiyorum. Yani o hayvanın ilacını da bilemiyorum maalesef!’’

 

Yüzüme baktı durdu yine bir süre; olasıdır ki ‘ulan bu doktorlar da hiç bişey bilmiyolar’ diye düşündü.

 

Ona ve doğal olarak da ‘otelden de sorumlu’ fabrika müdürüne sorunun çözümü için bir yol göstermem gerekiyordu;

 

‘’Pardon, isminiz neydi?’’

‘’Abdurrahman benim ismim.’’

‘’Bakın Abdurrahman Bey! Böyle haşerat olduğunda sadece o odayı değil belki de tüm binayı ve eşyaları ilaçlamak lazımdır. Bu hayvan için hangi ilaç gerekiyor, onu bilemem. Bu benim uzmanlık alanım değil şüphesiz. İlaçlama firmaları var, çağırıp onlara ilaçlatsınlar sizin oteli. Benim size yazacağım ilaçla olmaz bu iş. İsterseniz Müdür Bey ile ben de görüşeyim bu konuyu. Şimdilik size bir kaşıntı tedavisi yazıyorum, onu kullanın. Ama sorunun böyle bitmesini beklemeyin. Orası ilaçlanmadan, sadece sizin kullanacağınız ilaçlarla asla olmaz! Tamam mı?’’

‘’Tamam, yaz sen ilaçları…’’

 

Kaşıntı için ilaçlarını yazdım, nasıl kullanacağını da anlattım.

 

Kendisi henüz resmen sigortalımız değildi. Bu nedenle yazdığım ilaçları parasıyla alabilecekti ancak. Biraz da buna itiraz etti. Ancak sistem böyleydi.

 

Reçetesini alıp çıkarken sohbetimizden pek de memnun kalmadığını düşündüm.

 

Ancak yapabileceğim başka bir şey yoktu Abdurrahman Bey ve geceleri üzerinde dolaşıp onu insafsızca sokan küçük kırmızı hayvanlar için…

 

Doktor olan bendim; tabii ki her şeyi (!) ben bilecektim…

 

 

 



Bu yazı 4458 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
975 Okunma
949 Okunma
946 Okunma
942 Okunma
937 Okunma
936 Okunma
928 Okunma
920 Okunma
919 Okunma
901 Okunma
836 Okunma
4668 Okunma
4652 Okunma
4635 Okunma
4428 Okunma
4394 Okunma
4371 Okunma
4196 Okunma
3220 Okunma
3057 Okunma
2999 Okunma
2909 Okunma
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI