Örnek HTML sayfası
Bugun...


Opr. Dr. Ahmet DURUKAL


Facebookta Paylaş









HASTAYA OKUYUN!
Tarih: 01-09-2020 11:21:00 Güncelleme: 01-09-2020 11:32:00


Yıllar önceydi, ileri yaşlarda oldukça sorunlu bir hastayı ameliyat etmiştim. Aynı günün akşam saatlerinde hastamın durumunu bir kez daha kontrol etmemin iyi olacağını düşünerek hastanenin yolunu tuttum. İçim rahat etmemiş de gitmişim iyi ki. Gece olduğu için tek giriş yerinden, acil servis kapısından girdim. Cerrahi servisi katına geçerken bir aile büyüğümüzü dahiliye servis girişinde ağlar halde gördüm. Beklenmedik bu durum tabii ki beni şaşırttı!

 

‘’Hayrola! Ne oldu, ne işin var senin burda? Hem niye ağlıyorsun?’’

 

‘’Annem fenalaştı. Doktor Ömer Bey’in muayenehanesine götürdük. ‘Hemen yatırmamız lazım’ dedi. Sağ olsun buraya telefon da etti. Biz de getirip yatırdık. Sonra doktor geldi ‘okuyun’ dedi ve gitti. Şimdi kardeşim Sevim başında Kur’an okuyor…’’

 

‘’Nesi varmış? Ağır mı durumu?’’

 

‘’Valla bize hiçbir şey söylemedi; sadece ‘okuyun’ dedi.’’

 

‘’Geçmiş olsun! Ne tedavi vermiş, hadi hemşireye soralım. Dur, ağlama öyle! Hele bir öğrenelim bakalım, durum neymiş anlarız. Daha olmazsa doktorunuza telefon eder bilgi alırım.’’

 

Ağlamakta olan büyüğümüzün annesi o tarihte seksen yaşın üzerinde idi. Hastaneye acilen yatırıldığına göre önemli bir sağlık sorunu olmalıydı. Hele ‘başında okuyun’ denildiğine göre hastamız ümitsiz ve ölümcül bir durumla karşı karşıyaydı demek ki… Hastaların başında her zaman ‘okuma’ olmaz, bilirsiniz…

 

Hemen dahiliye servisine girdik birlikte. Nöbetçi hemşireye hastamızın ne teşhisle yattığını sordum.

 

‘’Doktor bey bana herhangi bir teşhisten bahsetmedi. İsterseniz ilaç tabelasını gösterebilirim.’’ Dedi ve hastanın tabelasını önüme koydu.

 

Tabela denilen şey hastaya kullanılacak ilaç ve serumları, kısacası yapılacak tedaviyi gösteren görevli hemşireye talimat niteliğinde bir evraktır. Hemen inceledim hastamızın tabelasını; sade suya tirit kabilinden, ayaktan da verilebilecek basit iki tane vitamin ve sadece yarım litre serum yazılmıştı. Bir de serumu lila renkli yapacak bir ilaç konulacaktı. Karaciğer onarıcı olduğu söylenen ilaçtan bir ampul konulunca seruma güzel bir renk verirdi. Ömer ağabeyimizin hastaları bu değişik renkteki serumla çok mutlu olurlardı. Yani, bana göre başında okunan bir hasta için olmasa da olur şeylerdi. Yeni yattığı için yatış dosyası zaten boştu; doktorun muayene bulguları, kanaati veya teşhisine ilişkin tek bir kelime yoktu. Ağır(!) hastamıza herhangi bir kan tetkiki yapılmamış, kalp elektrosu veya film de çekilmemişti. Öylesine yatırılmıştı yani…

 

Hastayı, akraba olduğu için kendim de görmeliydim; görmesem ayıp da olurdu zaten. Hemen yattığı koğuşa gittim. Başka bir doktorun yatırdığı bir hastayı benim muayene etmem etik değildi aslında. Ama hastanın önemli bir tedavi gerektirmeyen bu koşullarda yatırılması da pek etik sayılmazdı. Gerçekten hastaneye yatırılmasını gerektiren bir durumu var mı öğrenmeliydim. Yazılmış olan ilaçlar hayat kurtarıcı şeyler değildi; başka bir araştırma da yapılmamıştı üstelik…

 

Bir klinikte hastanın başında Kur’an okunursa ne olur? O serviste yatan ve ayağa kalkabilen bir kısım hastalarla refakatçiler o koğuşa doluşurlar. ‘Acaba biri mi ölüyor?’ diye merak ve acıma duygusu uyandırır hastanın başında okunması. Yine öyle olmuş ve koğuş dolmuştu. Hastamızın kızı sessizce okuduğu Kur’an’a ara verdi beni görünce. Toplanan cemaatten(!) hastayı muayene etmek için kısa süreli bir izin isteyerek koğuşu boşalttım.

 

Muayeneme göre hastamızın önemli bir sağlık sorunu yoktu gerçekten. Sekseni aşmış yaşı göz önüne alınırsa bence çok iyi görünüyordu; bilinci açık, biraz halsiz ama başında Kur’an okunduğu için olsa gerek, oldukça endişeli idi. Beni yanında görünce ağlamaya başladı. Acilen hastaneye yatırılmışsınız, baş ucunuzda Kur’an okunmaya başlanmış, üstelik onca kişi toplanmış çevrenizde, siz olsanız endişelenmez misiniz?

 

Yanındaki sandalyeye oturup teyzenin ellerini tuttum. Hastayı ve kızlarını rahatlatmak gerekliydi.

 

‘’Merak edecek, endişelenecek hiçbir şey yok. Teyzeciğim maşallah turp gibisin! Öyle kötü şeyler aklınıza getirmeyin. Yarın sizi taburcu edecektir doktorunuz büyük ihtimalle. İstiyorsanız sevabına tabii ki okuyun!  Ama hekim gözüyle ben önemli bir tehlike görmüyorum…’’

 

Yaşlı büyüğümüzü ve başında bekleyen, Kur’an okuyup ağlaşan iki kızını rahatlattıktan ve teşekkürlerini aldıktan sonra gündüz ameliyat ettiğim diğer hastamı da görüp hastaneden ayrıldım.

 

Teyzemiz düşündüğüm gibi ertesi sabah taburcu edildi. Yine herhangi bir tetkike gerek görülmemişti. Durumu öğrenince doktor ağabeyimizle ben de görüşmek ve yatırılış nedeniyle ilgili merakımı gidermek istedim. Servisine gittiğimde sabah vizitesini bitirmiş ve ünlü kahvaltısına geçmişti bile.

 

‘’Abi, bizim bir teyzemizi yatırmışsın dün. Nesi vardı, çok merak ettim. Ben tesadüfen buralardaydım. Baktım başında Kur’an okunuyor, ben de muayene ettim affına sığınarak. Fakat önemli bir sorun görmedim. Başında okunacak kadar hayati bir sorunu varsa şimdi niye apar topar taburcu ettin?’’

 

‘’Senin akraban olduğunu nerden bileyim? Biraz takviye ilaçlar vereyim de morali düzelsin diye yatırdım. Durumu düzeldiği için de taburcu ettim.’’

 

‘’İyi de abi, başında Kur’an okunmasını isteyince kadıncağız ‘herhalde gidiyorum’ diye düşünmüş ve paniğe kapılmış. Sonra bir gecede bu ilaçlarla durumu ne kadar değişebilir ki?’’

 

‘’Bunlar eski toprak Ahmet’ciğim, hiçbir şey olmaz bunlara. Okuyun dedim, kötü mü ettim?’’

 

‘’Anlaşıldı abi, iyi ettin, teşekkür ederiz.’’

 

Anlaşılır gibi değildi aslında tabii ki… Olasıdır ki hasta ben ortaya çıkmasam birkaç gün daha bu şekilde gergin halde tutulacaktı. Doktorun beklentileri karşılandıktan sonra ‘artık iyileşti’ diyerek gönderilecekti evine. Benim hastayla akrabalık ilişkim öğrenilince bu plan bozuldu ve hasta hemen taburcu edildi bence.

 

Birkaç yıl sonra bu yaşlı büyüğümüzü durduk yerde önemli bir sağlık sorunu varmış gibi hastaneye yatıran ve ‘başında okuyun’ diye talimat veren doktor ağabeyimiz başında okunmadan öldü. Teyzemiz doktorundan sonra da on beş yıl kadar daha yaşadı sağlıklı olarak.

 

Hekim hastasına ve mesleğine karşı dürüst olmalıdır. Ne gereksiz ilaç ne de gerekmediği halde tetkik ve ameliyat… İnce çıkar hesapları hastalara da tıp mesleğine de zarar verir. Ben meslek yaşamım boyunca insanlara önce eşeğini kaybettirip(!) sonra da hokus pokusla buldurmuş olmayı marifet saymamışımdır asla. Hekimlikte bu anlayışa hep karşı oldum. Böyle şeylerden mesleki avantajlar elde eden meslektaşlarımız o zamanlar çok vardı oysa ki... Hep daha yaratıcı(!) uygulamalar duyardım.

 

Hasta başında Kur’an okunmasına ve tümüyle dini inançlara asla karşı değilim. Ancak yalandan bir tedaviyle yatırıp, hastaya ve aileye ‘başında okuma’ ile o ölüm stresini yaşatmayı da art niyetli buluyorum.

 

Olmaması gereken, hekimliğe yakışmayan etik dışı davranış örnekleri…

 

Neyse ki hekimlikte böyle şeyler pek kalmadı artık…



Bu yazı 4671 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
1315 Okunma
1257 Okunma
1247 Okunma
1216 Okunma
1203 Okunma
1183 Okunma
1068 Okunma
1052 Okunma
1006 Okunma
752 Okunma
727 Okunma
710 Okunma
4604 Okunma
4546 Okunma
4542 Okunma
4523 Okunma
4482 Okunma
4429 Okunma
4141 Okunma
4065 Okunma
3921 Okunma
3597 Okunma
3470 Okunma
3469 Okunma
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI