Örnek HTML sayfası
Bugun...


Opr. Dr. Ahmet DURUKAL


Facebookta Paylaş









İLAÇ YAZDIRACAĞIDIK!
Tarih: 01-03-2020 15:54:00 Güncelleme: 01-03-2020 15:54:00


Sabahları işyeri hekimi olarak gittiğim fabrikada işbaşı henüz birkaç dakika önce olmuştu. Kırka yakın yaşlarda iki çalışanımız geldi revire. Hemen karşımda esas duruşa geçtiler; paşanın çağırttığı iki kabahatli er gibiydiler karşımda. Bu meslekte alışık olduğum bir manzara değildi tabii ki; duruşları çok garibime gitti. Abuk sabuk bir istekleri olacağını düşündüm;  

 

‘’N’oldu, niye esas duruştasınız?’’  

 

Bir an birbirlerine baktılar; sonra görünmez bir koro şefinin yönetimindeymiş gibi aynı anda konuştular;  

 

‘’Hocam biz ilaç yazdıracağıdık…’’  

 

‘’Hayırdır, ne ilacı?’’  

 

‘’Gomentin bin gramlık, mümkünse…’’  

 

‘’Anlayamadım, nasıl yani, bin gramlık ne?’’  

 

‘’Bin gramlık Gomentin hocam, onu istiyoz.’’  

 

‘’Şimdi siz ikiniz de hastasınız ve tedaviniz için birer kilo Gomentin gerekiyor; doğru anlamış mıyım?’’  

 

‘’Birer kilo değil hocam, birer kutu!’’

  

‘’Eee, bin gram dediniz.’’  

 

‘’Biz ne bilelim, bin gramlık diye geçiyo ilacın adı…’’  

 

‘’Bi kere o bin gram değil, bin miligram demek lazım. Yani, bir tek hapta bulunan ilaç miktarı. Bir kiloluk ilaç mı olur?  Orası çok önemli değil, anlaşıldı zaten. Ama siz önce bir rahatlayın bakalım. Burası revir, burada asker gibi durmanıza gerek yok. İsterseniz bir ‘rahat!’ komutu çekeyim size de, rahatlayın.’’  

 

Neyse ki, böyle bir komut olmadan rahatladılar. O kadar ciddiyete gerek yoktu tabii ki. Gevşediler, yüzleri güldü.  

 

‘’Şöyle oturun da anlatın bakalım, derdiniz neymiş.’’  

 

Masanın önünde yan yana konulmuş iki iskemleye iliştiler. Artık sorularımı soracak ve yanıt isteyecektim. Koro halinde konuşmayı sürdüremezlerdi. Yakında oturanla başlamak uygun gözüküyordu;  

 

‘’Söyle bakalım Hüseyin! Şimdi, sizin benden istediğiniz ilaç bir antibiyotik. Bunu niye istiyorsunuz? İkiniz de aynı hastalıktan mı geldiniz?  Ne şikâyetiniz var? Önce onu dinleyeyim.’’  

 

‘’Hocam, doğruyu söylemek gerekirse ikimiz de hasta değiliz çok şükür. Amma ikimizde de aynı hastalıktan var.’’  

 

‘’Nasıl yani?’’  

 

‘’İkimiz de güvercin besliyoz. İlacı güvercinler için kullanacaaz.’’ 

 

‘’Güvercinleriniz mi hastalandı?’’ 

 

‘’Hayır hocam, hastalanmasınlar diye...’’  

 

‘’Niye Gomentin peki? Güvercinler diğer antibiyotiklerden içemiyorlar mı? Dokunuyor mu diğerleri?’’  

 

Gülüşmeler…  

 

‘’Bilmiyoz, biz hep onu kullanıyoz hocam. Bu ilaç olmazsa hastalanıp ölüyolar hemen.’’  

 

‘’Nasıl kullanıyorsunuz peki?’’  

 

‘’Hapları ezip sularına, yemlerine katıyoz.’’  

 

‘’Hüseyin sende kaç güvercin var?’’  

 

Bekliyorum ki beş desin, hadi bilemedin, on desin…  

 

‘’İki yüz elli tane hocam.’’  

 

‘’Oha! Sen çiftlik kurmuşsun birader. İki yüz elli tane güvercin mi beslenir?’’  

 

‘’Ben bunun için şehir dışında bir yer tuttum. Tellerle çevrili kafesleri var. Özel güvercinler bunlar. Bazıları çok iyi para ediyo. Seviyom da bu işi. Zorluklarına da katlanmak gerekiyo…’’  

 

‘’Yani güvercin fabrikası! Peki Tevfik, sende kaç tane var?’’  

 

‘’Yüz yetmiş kadar da bende var hocam.’’  

 

‘’Dertleriniz aynı yani. Siz bayaa ilerletmişsiniz bu işi, hem de burada bu ağır işte çalışırken... Takdir ettim doğrusu.’’  

 

Konuyla ilgilenmiş, bilgiler almıştım. Ümitlendiklerini hissettim.  İşleri olacak gibiydi sohbetimizin gidişine göre. ‘Olmaz!’ diye kestirip atmamıştım en azından. Bu nedenle yüzleri gülüyordu. Güvercin sohbeti bana da iyi gelmişti açıkçası. Hiç bilmediğim bir alanda bilgiler edinmiştim.  Ancak bazı sorunlar vardı...  Öncelikle, ben burada işyeri hekimiydim ve çalışanların sağlıklarından sorumluydum. Hasta olmadıkları zaman ilaç yazmam gerekmezdi zaten. Her hastalık uydurana da siparişle ilaç yazılamazdı; bu etik değildi, hatta suçtu. Hüseyin ve Tevfik de zaten hasta değildiler.  Çalışanların besledikleri hayvanlar da benim görev alanımda değildi kuşkusuz. Güvercinler buranın sigortalısı olmadıkları ve ben de veteriner hekim olmadığım için zaten onlara ilaç yazmam söz konusu değildi. Devletimiz güvercinler ya da başka hayvanlar için ilaç yazdığımı anlarsa, Allah korusun, diplomamı bile elimden alabilirdi. ‘İlaç yolsuzluğu’, devleti zarara uğratmak’, ‘görevi kötüye kullanmak’, artık nereye uyarsa... Gerçi görev gereği bazen konuşabilen yaratıklara(!) ilaç yazdığımız, tedavi etmeye çalıştığımız da oluyordu. Ama o ayrı bir konuydu tabii ki...  Kısacası, hasta olmadıkları halde hastaymışlar gibi, güvercinleri için ilaç yazmamı isteyen bu iki kafadarı olumlu

yanıtlamam mümkün değildi...  

 

‘’Bakın arkadaşlar; bana her türlü sağlık sorununuzu getirebilirsiniz. Elimden geleni yaparım; olmadı, gereken yere sevk ederim. Hatta çevrenizden başka insanların sorunları hakkında da fikir alabilirsiniz. Ama siz benden hasta olmadığınız halde ilaç yazmamı istiyorsunuz. Hatta ilaç adını da vererek bir tür sipariş vermiş oluyorsunuz. Bu nasıl olabilir ki, hasta olmadığınız halde...’’  

 

‘’Hocam, biz sana doğruyu söyledik. Hastayız da diyebilirdik...’’

  

‘’Deyin isterseniz... ‘Hastayım’ demeniz yetmez ki... Benim sizde bir sağlık sorunu görmem, en azından şüphelenmem gerekir ki bir teşhis koyabileyim. Teşhis bölümüne ‘hastaymış’ yazamam; olmaz çünkü. Bir hastalık ve ona ait kodu yazmak gerekiyor yani. Bu olmazsa ilaç alamazsınız; sistem böyle...’’  

 

‘’Bi şey uydursan olmaz mı hocam?’’  

 

‘’Uydurmam hiç doğru değil; onu anlatmaya çalışıyorum size. Burada beş yüz kişi çalışıyor. Size güvercinleriniz için bir hastalık uydurmamı istiyorsunuz. Geçen gün gelen bir arkadaşınıza kayınpederi mevlit okutacağı için istirahat gerekiyordu; o da bir hastalık uydurmamı istedi. Ben hep buna benzer istekler için bir şeyler uydurup duramam. Sağlığınız dışındaki mazeretlerinize benim dışımda çözümler arasanız daha iyi olur bence.’’  

 

‘’Peki hocam, bizim güvercinler ölsün mü?’’  

 

‘’Ölmesinler, bunu istemem ama konuyu bir veterinere danışsanız daha iyi olur.’’  

 

‘’Hocam hangi birini veterinere götürecez? Her gün birkaçı hastalanır antibiyotik vermezsek. Veteriner masrafının da altından kalkamayız ki...’’  

 

‘’Size bir şey söyliyeyim mi? Ben doktor olduğum halde, antibiyotik kullanmamı gerektiren bir durum olduğunda bir doktorun uygun bulup yazması gerekiyor. Eczaneden paramla bile alamıyorum. Antibiyotikler için uygulama böyle. Rastgele alınamıyor, rastgele de yazılmaması gerekiyor zaten.’’  

 

Hüseyin ve Tevfik kalkıp gitmeye hazırlandılar. Ama sözlerim henüz bitmemişti;  

 

‘’Kaldı ki, güvercin besleme işini sürdürmek istediğinize göre bu ilaç size her zaman lazım. Yani, hep benim ya da başka bir meslektaşımın yalan teşhisi ve usulsüz reçetesi ile mi temin edeceksiniz ihtiyacınızı? Böyle nereye kadar devam edebilirsiniz?’’  

 

Artık bir sonuç alamayacakları belli olmuştu.  

 

Hüseyin; ‘’Olmaz diyosun yani hocam?’’  

 

‘’Evet Hüseyin, olmaz diyorum; olmamalı, çünkü yanlış diyorum.’’  

 

Suratları iyice asıldı. Bir hışımla reviri terk ettiler.   

 

Güvercinlerin ihtiyacı olan ilacı işyeri hekimine kendileri üzerinden yazdırıvermek ne güzel fikirdi aslında. Giderken  ‘N’olurdu yazsaydı? Eline mi yapışacaktı?’ diye söylendiklerine eminim. Ama ben onların işleri görülsün diye ilkelerimden vaz geçecek değildim. Gerekli görmediğim hiçbir ilacı yazamazdım.  

 

Mazeret nedenli istirahat, kaynana ilaçları, okul nakli, atama durdurma gibi nedenler için hep doktorların kapısı aşındırılır. Abuk sabuk istekler her zaman olur doktorlardan; ancak güvercin konusu ile ilk kez karşılaşmıştım. 

 

Uzunca bir süre, belki bir yıl, ikisini de hiç görmedim revirde. Bana küsmüş de olabilirlerdi. Çünkü onlara göre çok basit bir isteklerini yerine getirmemiştim. Sonra bir gün Hüseyin gerçek bir hastalığı için muayene olmaya geldi. Reçetesini yazıp ilaçlarını tarif ettikten sonra sordum;  

 

‘’Yav Hüseyin, senin güvercinler ne âlemde? İyilerdir inşallah!’’  

 

‘’Valla hocam, senin hafızana hayranım, nasıl hatırladın benim güvercin işini?’’  

 

‘’Hatırlamaz olur muyum? Dün gibi aklımda...’’  

 

‘’Güvercin işi aynen devam hocam.’’  

 

‘’Antibiyotik sorunu çözüldü mü?’’  

 

‘’Hanım gidiyo, aile hekimine yazdırıyo, kullanıyoz. Sıkıntı yok.’’ 

 

İstedikleri gibi birini bulmuşlardı demek ki... 

 



Bu yazı 1077 defa okunmuştur.

N.Sedat ÖZLÜ / 01-03-2020 17:56

Değerli dost Op.Dr.Ahmet Durukal,bizler aynı kuşağın insanlarıyız.Bizleri yetiştirenler,eğitenler her şeyden önce çalışkani,iyi ahlâklı,adil ve her ne iş yapıyorsak onu en iyi şekilde yapmamız gerektiğini öğrettiler.Bu ilkelere uyan ve ısrarla sadık kalanlara da, biz genel olarak iyi insanlar diyoruz.İşte siz de bu iyi insanlara bir örneksiniz.Fazla söze gerek yok,ister kamuda,ister özel sektörde çalışın durum değişmemiş ve yaşadığınız bu kesiti de çok güzel bir şekilde anlatmışsınız.Yüreğinize sağlık,kaleminize kuvvet.Sevgi ve saygılarımı iletiyorum.



FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
229 Okunma
211 Okunma
203 Okunma
182 Okunma
166 Okunma
157 Okunma
132 Okunma
119 Okunma
118 Okunma
118 Okunma
91 Okunma
86 Okunma
685 Okunma
502 Okunma
435 Okunma
431 Okunma
403 Okunma
397 Okunma
395 Okunma
381 Okunma
373 Okunma
365 Okunma
362 Okunma
359 Okunma
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI