Örnek HTML sayfası
Bugun...


Opr. Dr. Ahmet DURUKAL


Facebookta Paylaş









KARGAYI BESLEMEK…
Tarih: 01-06-2020 09:21:00 Güncelleme: 01-06-2020 09:38:00


Poliklinikte sakin bir gündü. Uzun boylu, avurtları çökmüş kırk yaşlarında bir adamdı sıradaki hastam. Görünüşe göre uzun süredir berberlere ve tıraş makinelerine dargın olmalıydı. Bir bankada çalıştığını söyleyen ablası önce kendisini tanıttı. Kardeşini hastaneye gelmeye güçlükle ikna ettiğini söyledi. Oturdular karşılıklı; kimi sorularıma hastam, kimine ablası yanıt veriyordu.

 

Hastaneye geliş nedeni kusma idi Neşet Bey’in. Neredeyse bir aydır ne yerse kusuyormuş. Yıllar önce ülser tanısı konduğunu, ancak doğru dürüst bir tedavi görmediğini öğrendim. Günde üç paket sigara ile oldukça fazla alkol kullanıyormuş. Yalnız yaşadığını, düzensiz beslendiğini de anlattı ablası. Ara sıra bir tanecik mide hapı yutarak ülser tedavisi görmüş sayılamazdı. Sonuçta midesindeki sorun kronikleşmişti belli ki… Kusma şekli ve içeriği ile ilgili birkaç soruya aldığım yanıtlarla ülserin mide çıkışını tıkadığı ve Neşet’in bu nedenle kusmaya başladığı kanısına vardım.

 

O yıllarda kentimizde şimdiki gibi adım başında endoskopi (mide içine kamerayla bakılması – gastroskopi) olanağı yoktu. Bu tip hastalara durumu görüntülemek için ilaçlı mide röntgeni çektirmek gerekiyordu. Muayeneden sonra Neşet Bey’i mide filmi çektirmeye ikna ederek gönderdim. 

 

Bir sonraki gün gene ablasıyla birlikte elinde kocaman bir film zarfıyla geldi. Çok yorgun görünüyordu. Tüm cüssesini bir külçe gibi sandalyeye atarken yere düşürdüğü zarfı güçlükle alarak uzattı bana. Röntgen filmlerine göre mide çıkışı düşündüğüm gibi neredeyse tamamen tıkalıydı ve bunun sonucu olarak çok genişlemişti midesi. Bu görünüm tanı koymaya ve hastanın sorununu açıklamaya yeterliydi. Hemen hemen hiç çalışmayan bu mideyle kusmaması olası değildi.

 

Bu durumda Neşet’in tedavisi için yapılması gerekenler belliydi. Burnundan takacağımız bir sonda ile midesini birkaç gün boyunca sürekli olarak boşaltmamız ve bu arada yemek yemesini keserek serumla beslememiz gerekiyordu. Böylece hem tıkanıklık bir miktar açılabilir ve hem de iyice gevşemiş mide kasları kendine gelme olanağı bulurdu. Bunu yapmazsak ameliyattan sonra da midesi çalışmazdı. Bu hazırlık aşamasında da kusmaları nedeniyle kaybetmiş olduğu önemli maddeleri tamamlama olanağımız olacaktı. Bu süreçten sonra sondayı çıkarıp birkaç günlük ağızdan beslenme sonrası da ameliyat etmek gerekiyordu hastamızı. Çünkü bu düzelme uzun sürmez ve hasta eski haline dönerdi.

 

Bu tedavi planını, ameliyat ve sonrası dönemde olacakları Neşet Bey’e ayrıntılı olarak anlattım.

 

‘’Sen ülser için tedavi olmayı yıllarca ihmal etmeseydin orası tıkanmazdı ve şimdi bir ameliyata gerek kalmazdı. Sadece ilaçlarla tedavi edebilirdik. Şu durumda ameliyat olman, yani sorununa kalıcı bir çözüm getirmemiz şart!’’

 

Ablası kafa sallayarak beni onaylarken, ameliyat lafına şaşırmış gözüken Neşet itiraz etti;

 

‘’Ne diyosun doktor bey? Ben bu halde nasıl ameliyat olabilirim ki? Kaldırmaz benim bünyem… Hayatta olmam ameliyat! İğne, ilaç, her neyse ver sen, ben kullanırım.’’

 

‘’Artık iğne ilaç zamanı geçmiş Neşet Bey. İlaç içsen onu da kusacaksın tabii ki. Sana ilaçların faydası olacağını düşünsek niye ameliyat diyelim, değil mi?’’

 

Bir süre yanıt gelmedi. Sonra ablası ‘biz biraz dışarıda konuşabilir miyiz?’ diyerek izin istedi. Belki yarım saat sonra döndüklerinde hazırlık tedavisini ve ameliyat olmayı kabul etmişlerdi. Genel Cerrahi servisine yatırdım beyefendiyi. Tedavisi için gerekenleri ilgili forma yazdım. Cerrahi servis hemşiresini telefonla arayarak yapılacakları ayrıntılı olarak da anlattım.

 

Kısa bir süre sonra servisime uğradığımda doğruca hastanın yanına gittim. Hemşire hanımla birlikte burnundan mide sondasını taktık. Mide boşalmaya başladı. Gelen içeriğin miktar ve görünüm olarak kayda alınması gerekiyordu; serumları da ona göre düzenlenebilecekti. Midede beklemiş gıda artıkları sondayı tıkayabilir diye sık sık kontrol edilmesi ve tıkandıkça enjektörle açılması gerekiyordu. Diğer yandan serumlarla hem sıvı ihtiyacını ve kandaki önemli eksiklerini yerine koymayı, hem de biraz güçlenmesi için olabildiğince beslemeyi amaçlıyordum. Bu arada kan tetkikleri ile de gerekli kontroller yapılıyordu.

 

Günler geçtikçe mideden gelen içerik normalleşmeye ve azalmaya başladı. Bu doğru yolda olduğumuzu gösteriyordu. Hastanın kan değerleri ve genel görünümü düzelmeye başladı. Gözlerine can, bacaklarına derman geldi. Yürüyüşü bile düzelmişti…

 

Beşinci günün sonunda mide sondasını çıkarıp sulu gıdalarla ağızdan beslemeyi denedik. Kusma olmamıştı; demek ki tıkanıklık açılmaya ve mide kendine gelmeye başlamıştı… En basit gıdalarla bile ağızdan beslenmenin yerini hiçbir serum tutamazdı.

 

Artık tamamen ayaklanmıştı; serumu da çıkardığımız için serbestçe dolaşıyordu Neşet. Birkaç kez koridorun sonundaki merdiven aralığında sigara içtiğini görmüş ve sakıncalarını anlatarak hafifçe azarlamıştım. Hem hastanede sigara içilmesi doğru değildi; hem de narkoz alacağı için zararlıydı.

 

Ağızdan beslenebildiği günler içinde ameliyat için gerekli diğer hazırlıklara devam ediliyordu. Narkoz alacak her hastaya yapılması gereken tetkikler ve konsültasyonlar vardı; bunları tamamlıyorduk. Kısacası, programımız yolunda gitmekteydi…

 

Bir sabah servise geldiğimde hemşire hanımın ağlamakta olduğunu görünce şoke oldum. Nedenini sorduğumda önce yanıt vermek istemedi. Ama çok önemli bir nedeni olmalıydı gözyaşlarının. Kişisel bir nedenle ağlıyorsa yapabileceğim bir şey yoktu zaten. Ancak, merak etmez misiniz birlikte çalıştığınız, onca yükü beraber omuzladığınız çalışma arkadaşınızın görev başında ağlamasının nedenini? Ben de merak ettim ve sabırla bekledim anlatmasını; sonunda olanları öğrendim…

 

Günlerdir diğer hastalarımın tedavileri ile birlikte Neşet’in mide sondası ve serumlarıyla uğraşan; birinden biri tıkandıkça hastanın başında bitip gereğini yapan; yazdığım ilaçları ve serumları hastane eczanesinden bizzat alıp taşıyan; o ana kadar o kişi için gereken hasta bakım hizmetini kusursuz olarak yerine getiren hemşirem hastamız tarafından elle taciz edilmişti! Neye uğradığını şaşırmış; panik ve gözyaşları ile kendisini hemşire çalışma odasına atabilmişti kadıncağız.

 

Ne yazık ki durum buydu!

 

Tepemden aşağı kaynar sular döküldü deyim yerindeyse… Bu nasıl bir manyaklıktı böyle? Bir insan tedavisi için canla başla emek veren bir hanımefendiye bunu nasıl yapardı? Kaldı ki, herhangi birine de yapılmaması gereken bir davranış değil miydi sarkıntılık? Buna sadece sarkıntılık demek yetmezdi; ahlaksızlık, sapıklık demeliydik…

 

‘’Böyle aşağılık bir sapığı servise yatırmış olduğum için çok üzgünüm. Böyle bir halt edeceğini bilemezdim. Yardımımıza ve tedavimize ihtiyacı olan bir hastanın biraz gözü açılınca seni taciz etmeye cüret edebileceği kimin aklına gelirdi ki? Şimdi yapmamız gereken bir şey var; hastane polisini çağıracağız ve sen şikâyetçi olacaksın; gerisini onlar halleder ve yasal süreci başlatırlar. Ben de üzerime düşen görevi yapacağım ve hastayı hemen taburcu edeceğim. Çünkü böyle birini ameliyat etmek istemiyorum. Tamam mı?’’

 

Hemşire hanım uzunca bir süre düşündükten sonra yasal takip sürecini istemedi. Bu kararının arkasında mutlaka kişisel nedenleri vardı. Belki de olayın bu yönde gelişmesinin ailesini nasıl etkileyeceğini düşündü. Ayrıca ülkemizin hukuk sistemi hak aramayı çok zor ve uzun yollara döküyordu. Bitmek bilmez duruşmalar sonunda insan haklıyken haksız duruma bile düşebilirdi. Belki bunları ölçüp biçti; hukuki yollara başvurmak istemedi kısacası… Kabul edilemez bir durumu sessizce sineye çekmek ve olayı büyütmemek yanlısıydı. Ancak çok üzülmüştü tabii ki…  Aynı hastanın yanına tekrar gitmek ve ona bakmak istemeyeceği açıktı. Bunun için de zorlanması doğru olmazdı kuşkusuz…

 

Ben de olaya sessiz kalamazdım! Hemen hastane dosyasını çıkardım Neşet’in ve taburcu işlemlerini başlattım. Gözü yaşlı hemşirem görev bilinciyle yerinden kalkıp sabah viziteme katıldı. Çünkü bana refakat edebilecek başka hemşire yoktu o an. Diğer hastalarıma sabah vizitesini yaparken sapığın yatağını pas geçtim. Suçunu biliyordu; herhangi bir şey sormadı. Diğer hastalarla işim bittikten sonra kendisini odama çağırdım ve niçin böyle ahlaksızca bir davranışta bulunduğunu sordum.

 

‘’Elim değdi; ne olmuş yani?’’ dedi sırıtarak.

 

‘’Utanacağın ve özür dileyeceğin yerde bir de sırıtıyorsun. Dua et ki hemşire hanım senden şikâyetçi olmak istemedi. Bu seni bağışladığı anlamına gelmez; sadece uğraşmak ve daha fazla üzülmek istememiştir. Ama ben seni affetmiyorum ve taburcu ettim. Çünkü seni tedavi etmek istemiyorum. Senin gibi biri için harcadığımız emeğe yazık!’’

 

‘’Peki, n’olacağım ben şimdi?’’

 

‘’O beni hiç ilgilendirmiyor. Başka biri tedavi etsin seni. Benim için senin tedavin şu anda sona erdi. Başka bir yerde ol tedavinin geri kalanını. Artık burada, benim servisimde kalma imkanın yok; taburcu işlemlerin bitince gidersin.’’

 

Yüzüme bakmakla yetindi. Savunulacak bir durum yoktu ortada ve zaten tavrını sırıtarak belli etmişti de… Belki de gönülsüzce katıldığı tedavi ve ameliyat sürecinden böylelikle kurtulduğuna seviniyordu. Odamı terk etti, özür dilemeden, kapıyı bile kapatmadan…

 

Servisimizde tedavi etmeye çalıştığımız ve ameliyata hazırladığımız sapığın ne çok koruyucusu varmış meğer?

 

Daha beş dakika geçmeden ablası bankadan aradı. Olayı ve kararımı ona da uzun uzun açıklamam gerekti. Abla böyle bir şeye inanmak istemediğini ve kardeşini tedavi için zaten zorlukla ikna ettiğini anlattı. Ama sonuç için benimle aynı kanıda değildi;

 

‘’Doktor bey, böyle bir şey oldu diye tedaviden kaçınamazsın!’’

 

‘’Valla, öyle bir kaçınırım ki…’’

 

‘’Seni şikayet edebilirim ama…’’

 

Bana ‘sen’ diye hitap etmeye başlamıştı. Demek ki saygınlığımı yitirmiştim onun gözünde. Yanlış davranışın sorumlusu benmişim gibi…

 

‘’Edin, hiç çekinmeyin; nereye isterseniz oraya şikayet edin! Tıbbi açıdan acil durumu ortadan kalktı; kusması yok, yiyip içebiliyor. Ben bu ameliyatı iptal edebilirim, çünkü bir süre ertelenmesi bir tehlike yaratmaz. Birkaç gün sonra başka bir yerde ameliyat ettirirsiniz, olur biter… Bir hekim olarak kardeşinizin tedavisine devam etmek istemiyorum. Bu benim kararım ve vicdanım son derece rahat. Hemşire hanım belki kendine ait nedenlerden dolayı şikayetçi olmak istemedi; bu da onun tercihi. Ondan özür dilemelisiniz ayrıca; medeni bir insan olarak bu sizin göreviniz. Kardeşinizden zaten insanca bir davranış beklemiyorum.’’

 

Telefon suratıma kapandı.

 

Kısa süre sonra uzun ve gereksiz konuşmalarıyla ünlü başhekimimiz aradı. Neşet adındaki hastamın ne kadar düzgün, ülkeye ve millete faydalı bir insan olduğunu anlatmaya başlayınca sözünü kesip durumu özetledim. Çünkü ne zaman biri için yamuk bir isteği olsa söz konusu kişiyi savunmak için konuya böyle girerdi. Hastalığını ve son marifetini(!) özetledikten sonra Neşet’i taburcu ettiğimi, artık bu sapık adamın ameliyatını yapmak istemediğimi ekledim. O geveze adam bile sapığı savunmak adına söyleyecek daha fazla bir şey bulamadı.

 

Tanıdıklarımdan da arayanlar oldu sapığı ameliyatını yapmam için. İki üç gün boyunca birilerine durumu ve kararımın nedenini açıklamam gerekti. Ahlaksız hastayı savunmak adına abuk sabuk, olayı önemsiz göstermeye yönelik laflar ettiler. Hepsine gereken yanıtları verdim; adeta suçluymuşum gibi kendimi savunuyordum.

 

Sonunda, benim için bir ilke sorunu da olan bu konu kapandı.

 

Peki, bu sapık tedavi olmasın mı? Bunun ameliyatını kim yapacak? Valla, nerede ve kim yaparsa yapsın; beni hiç ilgilendirmez! Çünkü ben artık bu kişiye karşı objektif ve soğukkanlı olamam. Bu nedenle onu benim tedavi ve ameliyat etmem doğru değil zaten. Bu hareketinden sonra hekim-hasta ilişkisi bozulmuştur. Kısacası, ben bu kişinin sorumluluğunu alamam.

 

Serviste bu ahlak yapısında bir hasta yatıyorken, diğer hemşire ve kadın çalışanlar rahatsızlık duymadan bu kişinin takip ve tedavilerini yapabilirler mi? Tedirginlik duymadan yanına gidebilirler mi? ‘Ayağa kaldırıp dolaştırın’ diye talimat versem bunu yaparken koluna girdiklerinde neler hissederler? Bunun da düşünülmesi gerekir.

 

Hastaların öncelikle ahlak, terbiye, sonra da hastane kurallarına uyması gerekli değil midir? Yani, hasta olmaları her türlü uygunsuz davranışlarını mazur gösterir mi? Sapığımız bu hareketi bilinçli olarak yaptığı ve bir akıl hastalığı da bulunmadığına göre…

 

Hastaların hekim seçme hakları olduğu gibi, hekimlerin de hasta seçme hakları vardır aslında. Her iki hak da kötüye kullanılmamalıdır tabii ki… Ben de bu hakkımı tam yerinde ve zamanında kullandığıma inanıyorum.

 

Böyle bir nedenden dolayı tedavi etmekten kaçındığım tek hastamdır Neşet.

 

Uzun yıllar sonra, bugün benzer bir durumla karşılaşsam gene böyle davranırım.

 

Vicdan rahatlığı ne güzel bir duygudur…

 



Bu yazı 3366 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
613 Okunma
586 Okunma
550 Okunma
533 Okunma
514 Okunma
497 Okunma
483 Okunma
455 Okunma
417 Okunma
245 Okunma
242 Okunma
216 Okunma
2556 Okunma
2432 Okunma
2217 Okunma
2171 Okunma
2167 Okunma
2139 Okunma
2009 Okunma
1909 Okunma
1906 Okunma
1853 Okunma
1830 Okunma
1757 Okunma
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI