Örnek HTML sayfası Your Page Title escort bursa bursa eskort escort bursa Görükle Escort escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa alanya escort bayan antalya escort eskişehir escort mersin escort alanya escort bayan bodrum escort bayan havalimanı transfer
altıparmak escort çarşamba escort eve gelen escort gemlik escort görükle escort gürsu escort heykel escort inegöl escort iznik escort karacabey escort kestel escort masöz escort mudanya escort mustafakemalpaşa escort nilüfer escort orhangazi escort osmangazi escort otele gelen escort rus escort sınırsız escort üniversiteli escort whatsapp escort yıldırım escort
Bugun...


Opr. Dr. Ahmet DURUKAL


Facebookta Paylaş









KURŞUN
Tarih: 01-09-2021 14:43:00 Güncelleme: 01-09-2021 14:44:00


Bir sabah çalışanı olduğum firmanın yetkilisi aradı;

‘’Hocam, sizin için yeni bir işyeri bağladık. Uzakta değil, hemen sanayi sitesi içinde ufak bir akü imalathanesi. Uygun bir zamanınızda gidelim, sizi tanıştırayım.’’

‘’Olur, öğlen arasında gidebiliriz.’’

Bir OSGB (ortak sağlık ve iş güvenliği birimi) bünyesinde işyeri hekimi olarak çalışıyordum. İrili ufaklı pek çok kuruluşa çalışan sayısına ve tehlike sınıfına göre hesaplanan sürelerle iş ve işçi sağlığı hizmeti veriyordum. Tam zamanlı çalıştığım için aylık çalışma limitimi sonuna kadar doldurmak istiyorlardı. Bu nedenle yeni bir işyeri eklemişlerdi bana.

Ofisimize yaklaşık iki yüz metre mesafede idi yeni sorumluluğum. Sahibi olan hanımefendi mühendis oğlu ile birlikte yönetiyormuş işi. Toplam altı işçi yıllardır birlikte çalışıyorlarmış. Akü gibi önemli ve çok tehlikeli bir alanda üretim yapıyorlardı ve ilk kez bir işyeri hekimi burasıyla ilgilenecekti. Bu beni çok şaşırtmıştı. Yıllardır iş sağlığı ve  güvenliği adına hiçbir hizmet almamışlardı. Belki de işçi sayısı az olduğundan kimse onlara bir şey dememişti.

Tanışma ve işyeri ile ilgili ilk bilgileri alma sonrası üretim alanını görmek istedim. Patron yolun karşı tarafını işaret etti bana;

‘’İmalat orada ama şimdi oraya gitmenize gerek yok çünkü tadilat işleri yapılıyor. Çalışmalar bitince görürsünüz.’’

‘’Yani şu anda işçileriniz üretim yapmıyor, değil mi? Tadilat olduğuna göre…’’

‘’Yoo, üretim de devam ediyor.’’

‘’Nasıl olur? Ya tadilat yapanlar kurşundan zehirlenirse…’’

‘’Biz gereken önlemleri aldık doktor bey. Siz merak etmeyin.’’

‘Umarım öyledir’ diye düşündüm. Daha sonra ayrıntılı görüşmek üzere sözleştik.

On gün kadar geçmişti. Sözü edilen tadilatın bitmiş olacağını düşünerek tekrar gittim oraya. Artık çalışanların sağlığıyla ilgili işlemlere başlamam gerekiyordu. Üretim alanını dolaştım, süreçle ilgili bilgiler aldım ve çalışanlarla tanıştım.

Bu işyerinin ilk doktoru olduğumdan her şeye sıfırdan başlamak durumundaydım. Bu altı çalışanı muayene etmem, sağlık raporlarını düzenlemem ve rutin tetkikler yanında kurşun seviyelerini kontrol etmem gerekiyordu. Çünkü akü üretim sürecinde kurşun oldukça yaygın olarak kullanılıyordu. Çalışanlar bu tehlikeli metal ile zehirlenebilirdi.

Bunları işverene ilettiğimde kendilerine bir süre daha müsaade etmemi rica etti ve yaz sezonu olduğu için çok ama çok sıkışık olduklarını ekledi. Şu aralar işçileri tetkikler için dışarıya gönderemezlermiş. Onun onayı olmadan hiçbir şey yapamayacağım için gerekenleri tekrar vurgulayarak oradan ayrıldım. Özellikle daha önce hiç ölçüm yapılmamış olduğundan kurşun konusunda tedirgin olmuştum.

Sonraki ay nihayet muayeneler ve kontrol testleri için işverenden izin çıktı. Muayeneler, tarama testleri, kurşun ölçümleri dahil, tamamen normal çıkmıştı. Biraz şaşırmıştım bu sonuçlara. Çünkü işçiler kurşunla çalışıyorlardı ama bu konuda hiçbir bilgileri yoktu. Korunuyor gibi de görünmüyorlardı.

Oysa kurşun çok tehlikeli bir madde idi. Deriden, solunum ve sindirim yolu ile ağızdan vücuda girebiliyordu. Hızlı (akut) zehirlenme olabildiği gibi, vücutta birikmesi (kronik zehirlenme) de söz konusu idi. Bu insanların iyi bilgilendirilmesi, korunma önlemlerini ciddiyetle uygulamalarının ve kişisel koruyucuları kullanmalarının sağlanması çok önemliydi. Ayrıca üç aylık aralarla kanlarında kurşun ölçümleri yapılması gerekliydi. Normal sınırları aştığında duruma göre işe ara verme, sadece imalattan uzaklaştırma ya da ilaç tedavisi gibi seçenekler ortaya çıkıyordu.

Bu konuları öncelikle işverene, sonra da çalışanlara uzun uzun anlattım. Özellikle çalışırken çay ve sigara içilmesinin ağız yoluyla kurşun alınmasını çok arttırdığını vurguladım. Anlattıklarım yıllardır bu işyerinde akü üretimi yapan işçiler için çok yeni ve yabancı şeylerdi. Anladıklarından emin oluncaya dek bu eğitimleri tekrarlamaya karar verdim. İşyerine her ziyaretimde hem işverene, hem de çalışanlara uyarılarda bulunuyordum.

Üç ay geçmişti; çalışanlar için yeniden kanda kurşun ölçümü zamanıydı. Kan örnekleri alınarak ilgili laboratuvara gönderildi. Ancak yirmi günde geliyordu sonuçlar.

Önceki ölçümün aksine bu kez tüm çalışanlarda rakamlar normalin oldukça üstündeydi. Bu sonuçlara göre altı işçinin de üretim alanından derhal uzaklaştırılması, bunlardan dört tanesinin hastane tedavisi görmesi gerekiyordu. Derhal işverenle temasa geçtim ve durum hakkında bilgi verdim.

‘’Ne yapmamız gerekiyor doktor bey?’’

‘’İki kişi için alandan uzaklaştırma ve bir ay sonra kontrol yeterli olabilir. Kurşun değerleri yeterince düştüyse ancak o zaman çalıştırabilirsiniz bu iki işçiyi. Diğer dört kişiyi hastaneye sevk edeceğiz ve kurşun tedavisi görecekler.’’

‘’Bizim işler ne olacak bu arada peki?’’

‘’Valla yapacak bir şey yok. Şu andaki durum üretimi derhal durdurmanızı gerektiriyor.’’

Hanımefendi inanmıyordu anlattıklarıma ve yüzüme bakıyordu sadece. Ama yasayı ben koymuyordum ve işçilerin sağlığından en az benim kadar o da sorumluydu. İkna olması için son kozumu oynadım;

‘’İsterseniz ilişkide olduğunuz büyük akü fabrikalarındaki uygulamaları soruşturun. Yasanın gereklerini yerine getirmek zorundayız hem ben, hem de siz… Üretimi durdurun; ikisini eve ve o dört işçiyi ise hastaneye gönderin. Aksi halde ben hiçbir sorumluluk alamam ve raporumu tutar, ilgili yerlere veririm.’’

‘’Ama doktor bey, geçen sefer sonuçlar normal demiştiniz. Şimdi niye bozuk çıktı? Bir yanlışlık olmasın? Bu adamlar yıllardır bu işi yapıyorlar, hiçbir sorun çıkmadı. Şimdi neden böyle olsun ki?’’

‘’Hanımefendi, sonuçlar yüksek çıktığı için tekrar çalışılıyor zaten, ama her ihtimale karşı siz gerekenleri yapmalısınız. Bu insanlar demek ki iyi korunamamışlar, zehirlenme halindeler. Durumları daha kötüye gitmeden tedbir almak gerekiyor. Şu an hiçbirini çalıştırmanız doğru değil.’’

‘’Tamam da doktor bey, bizim de iş bakımından sorumluluklarımız var; yetiştirilecek siparişler var. Öyle şak diye üretimi durduramayız ki…’’

‘’Valla, şak diye durdurmanız şart! Hemen, acil olarak…’’

‘’Tamam, biz oğlumla düşünelim, bir değerlendirme yapalım bakalım.’’

‘’Bir an önce yapsanız iyi olur. Kararınızı bekliyor olacağım. İyi günler…’’

Bir saat sonra mühendis oğul Tolga telefon etti;

‘’Doktor bey, biz şimdi bu arkadaşları hangi hastaneye götüreceğiz?’’

‘’Tolga bey, ilimizde bu işlere Araştırma hastanesi bakıyor; orası meslek hastalıkları için referans hastanedir. Pat diye meslek hastalıkları hastanesine gidilemiyor yani… Araştırma hastanesinden dahiliye için randevu alıp öyle gidin. Tahlil sonuçlarını ve her biri için yazdığım belgeleri de götürün. Orada gerek görülürse İstanbul’a, meslek hastalıkları hastanesine sevk ederler. Bu onların yetkisinde.’’

‘’Peki doktor bey.’’

Ertesi gün Tolga bey yeniden aradı;

‘’Hocam ben işçileri hastaneye götürdüm. Önce bir doktor bana ‘bunları buraya niye getirdiniz?’ dedi. Sizin yolladığınızı söyleyince bu kez de ‘o niye beraber gelmedi?’ diye sordu. Ben de bir şey diyemedim. Neyse, adamların yeniden kan tahlillerini aldılar ama sonuçlar yirmi günde çıkarmış. Şimdi biz ne yapacağız? Adamlara işbaşı verdiler. ‘Çalıştırın’ dedi doktor.’’

‘’Sevinmişsinizdir ama sanırım onlar mevzuatı bilmiyor. Kanda kurşun değerleri böyle yüksekken çalıştıramazsınız hiçbirini. Ya yerlerine başka eleman bulacaksınız, ya da üretim duracak. Ayrıca, işçiler hastaneye gittiğinde işyeri hekimi de beraber gidecek şeklinde bir kural da yok. Böyle bir şey hayatımda duymadım Tolga bey.’’

‘’Bilmem valla, oradaki doktor öyle dedi.’’

‘’Saçmalamış işte!’’

Çok tehlikeli sınıfta bir işyeri yıllardır doktor ve iş güvenliği hizmetinden yoksun şekilde üretimini sürdürmüştü. İşyerinin yetkilileri de bu konularda bilgisizdi. Şimdi ortaya çıkan durum onları fena halde şaşırtmıştı.

Birkaç gün sonra aradığımda üretimin devam ettiğini öğrendim. Hastane doktorunun işbaşı vermesinden cesaret almışlardı. Bir kez daha patronu uyardım. Uyarım hiçbir işe yaramadı. Oysa, benim kararımla anında işçilerin işyerini terk etmesi gerekiyordu. Gerek bizim çalıştığımız laboratuvarın, gerekse hastanenin aldığı kanların sonuçlarını bu şekilde beklemek zorunda kaldım.

Aynı kan örneklerinden tekrar yapılan ölçümler işçilerin yüksek kanda kurşun değerlerinde hata olmadığını gösterdi. Bunu işverene ilettim. Birkaç gün sonra da hastanenin sonuçları alındı ki bunlar daha da yüksek rakamlardı. Hastane doktoru işçileri çağırdı ve hafif zehirlenmiş iki işçi dahil olmak üzere hepsini meslek hastalıkları hastanesine sevk etti. Bu aşamada bu sevk gereksizdi aslında. Araştırma hastanesi sorunu hızlı bir şekilde çözebilirdi. Belli ki, sorumluluk almak istememişti.

İşyeri boşalmış ve üretim artık zorunlu olarak durmuştu.

Akü üretiminde çalışanlar için kurşun zehirlenmesi bir meslek hastalığı konusuydu. Doğal olarak da kararı bu konularda yetki sahibi olan meslek hastalıkları hastanesi verecekti. Bir süre sonra iki hafif vakanın işyerinden uzaklaştırma amacıyla doğrudan evlerine gönderildiğini, üç işçinin işe dönmemek kaydıyla ayaktan tedaviye alındığını, kanda kurşun değeri en yüksek olan işçinin ise hastaneye yatırıldığını öğrendim. Olayı görev anlayışım gereği yakından izliyordum. Nihayet doğru yol bulunmuştu.

İşyerine yaptığım bir sonraki ziyarette patron gözlerinden ateşler fışkıracak şekilde beni karşıladı. Anlaşılan, tüm işçilerinin kurşunla zehirlenmesinden ve üretimin durmasından beni sorumlu tutuyordu;

‘’Doktor bey, ne işler açtınız başımıza? Madem bunlar kurşundan etkilenmişse siz neden daha önce ‘her şey normal’ dediniz? Üretimin durmasının bize maliyetini biliyor musunuz? Adamları meslek hastanesine sevk ettiler. Oradan beş tanesini evlerine yollamışlar ki onlar senden benden sağlam… Bir tanesini de güya yatırmışlar; geçen gün çarşıda gördüm; karısıyla el ele tutuşmuş geziyordu. Bu nasıl hastalıktır ki adam burada çalışamıyor ama karısıyla çarşıda gezebiliyor? Bana açıklayabilir misiniz?’’

Gülsem çok ayıp olacaktı. Zorlukla tuttum kendimi;

‘’Önceki tahliller temiz çıkmış olabilir. Adamlarınız onca eğitime rağmen yılların alışkanlıklarıyla çalıştılarsa, kişisel korunma önlemlerini ciddiye almadılarsa bu kez kanda kurşun değerleri yükselmiş olabilir. Zaten üç ayda bir tahlil yapmamızın nedeni bu! Ayrıca, adamı hastaneden izinli çıkardılarsa çarşıya da gidebilir, karısıyla da el ele gezebilir. Buna ne siz, ne de ben karışabiliriz. O hastane doktorunun kararıdır. Demek ki tedavisine başladı ve izinli çıkardı adamı. Kırk yılda bir izinli olunca da ne yapsın; elinden tutmuş karısının…’’

‘’Bence tüm bu olanlarda sizin ihmaliniz var.’’

‘’Daha neler… Siz ciddi misiniz?’’

‘’Tabii ki sizin ihmaliniz var. Geçen defa her şey normal demeseydiniz bunlar olmayacaktı. Ayrıca, işçilerle beraber hastaneye de gitmeniz gerekiyormuş.’’

‘’Hanımefendi, hastaneye giden her işçiye işyeri hekiminin refakat etmesi şeklinde bir uygulama yoktur zaten. Size mantıklı geliyor mu ayakta insanlara benim refakat etmem? Öte yandan, sonuçlar normal olduğu zaman ‘bozuk’ diyebilir miyim? Normalmiş ki size ‘sonuçlar normal’ demişim. Ayrıca, iş ve işçi sağlığı konusunda gerek işçilere, gerek size düşen görevler eksiksiz yapıldı mı? Kişisel koruyucular kullanıldı mı? Ortam ölçümleri yapıldı mı? Siz bunların çalışırken çay ve sigara içmelerini önlediniz mi? Kurşunun vücuda girişi en çok bunlarla oluyor çünkü. Ben onca eğitim verdim; siz çalışanlarınızı kontrol etmediğiniz için hepsi boşa gitmiş demek ki…

‘’Bütün bunları ben mi kontrol edeceğim doktor bey?’’

‘’Evet, siz veya oğlunuz kontrol edeceksiniz. Benim buraya hizmet vermem gereken süre ayda altmış dakika. İşçi başına on dakika, yasaya göre. Ben fazlasıyla yaptım görevlerimi. Ancak siz her şeyden habersizsiniz ve kabahati bana yıkmak kolayınıza geliyor. Sektörün gereklerini, çalışanlarınıza karşı sorumluluklarınızı öğrenmeniz şart bence. Kusura bakmayın, gerçekleri yüzünüze karşı söylemek zorundayım.’’

Bir süre sessizlik oldu. Bana bir yanıt veremiyordu. Tüm bu ayrıntılar onun için yabancıydı. Belli ki öğrenmesi gereken daha çok şey vardı. Bilmiyor olması sorumluluklarından kurtarmazdı insanı. Madem bu işi yönetiyordu, gereklerini öğrenmek ve uygulamak zorundaydı.

Kurşun ile çalışılan başka işyerlerim de olmuştu. Oralarda gerek çalışanların, gerekse yöneticilerin hassas tutumları ve işbirliği nedeniyle süreç mükemmel şekilde işlemişti. Burada ise olacak gibi değildi…

Birbirimize söyleyecek daha fazla sözümüz kalmadığını düşündüm; kibarca iznini isteyerek ayrıldım oradan.

Şaka desem şaka değildi. Bu anlayışta insanlar karşımdayken, burada hizmet vermem mümkün gözükmüyordu. Ofisime varınca firmamın yetkilisini arayarak bu işyeri ile ilgili olarak daha fazla sorumluluk almak istemediğimi, iyi niyetle hizmet vermek konusunda zorluklar olduğunu bildirdim. Firmamızın yetkilisi de durumu düzeltmek ve en azından patronu ikna ederek o işyerini kaybetmemek için bir görüşme yaptıysa da sonuç değişmedi.

İşveren benden memnun değildi; ben ondan hiç mi hiç memnun olmamıştım. Karşılıklı memnuniyetsizlik nedeniyle o firma ile sözleşmemiz iptal edildi.

İş ve işçi sağlığı son derece nazik bir konudur. Tüm taraflara düşen sorumluluklar vardır ve bedeli ne olursa olsun bunlar yerine getirilmelidir. Sistemin iyi işlemesi için tüm parçaların görevlerini tam olarak yapması gerekir.

Her şeyi sadece doktorun sırtına yükleyerek sağlığın hiçbir alanında bir yere varılamaz…

 

 

 

 



Bu yazı 1502 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI