Bugun...


Opr. Dr. Ahmet DURUKAL


Facebookta Paylaş









GIYABEN İHALE!
Tarih: 03-04-2019 07:52:00 Güncelleme: 03-04-2019 10:27:00


     Hastanelerde türlü ihtiyaç maddeleri için sürekli ihaleler açılır. Ekmek, temizlik maddeleri, tıbbi malzemeler,  hastane ihtiyacı olarak aklınıza ne geliyorsa  ihale ile alınır. Yani, söz konusu mal ya da hizmeti talipliler arasından en ucuz vermeyi kabul eden firma ihaleyi kazanmış olur.  O zamanlar öyleydi; şu andaki uygulamayı bilmiyorum.

     Meslek hayatımın yaklaşık yirmi dokuz yılı kamu hastanelerinde geçti. Bu süre içinde hiçbir zaman çalıştığım hastanenin  bir  ihale komisyonunda görev almadım; daha doğrusu buna  layık görülmedim.  Hoş, bunu benim de istediğim söylenemez; çünkü sevmiyorum ihale işini!  Ama nedense hiç teklif  bile edilmedi. Bundan son derece mutluydum; ben sadece kendi işimi yapmalıydım;  ihalelerle falan uğraşamazdım. Devlet hastanesinde olduğum yıllarda bir ara her ihaleye polis geliyordu; çünkü ihale sırasında birileri  birilerine silah çekmişti!  Netameli işler yani, hiç bana göre değil…

     Böyle mutlu – mesut ihalesiz bir meslek yaşamı sürüyorken,  günün  birinde  aynı klinikte birlikte çalıştığım meslektaşım bir ricada bulundu;

     ‘’Ahmet Abi, çarşamba günü ameliyathanenin iplik ihalesi var. Biliyorsun ben de ihale komisyonundayım. Ama o gün benim dışarıda çok önemli bir işim var  ve  mutlaka gitmem gerekli. İhale komisyonu için adını versem, senin için bir sakıncası var mı? Çarşamba 13.30 gibi bir programın var mıydı? Girer misin bu ihaleye benim yerime?’’

     Programım o saat için boş görünüyordu, arkadaşım da benim durumuma önceden bakmıştı bile.

     ‘’Ameliyatın falan yok görünüyor.’’

     ‘’Tamam, o saatte boşum. Pekala, öyle oluyorsa girelim bakalım senin ihaleye! Bak, bir defalık, tamam mı? Bilirsin sevmem o işleri.’’

     ‘’Tamam. Adını idareye bildiriyorum. Beni önemli bir sıkıntıdan kurtardın. Çok teşekkür ederim Abi…’’

     ‘’Rica ederim. Yazdır beni ama bir defalık, tekrar  tekrar girmem, tamam mı?’’

     ‘’Tamam. Bu seferlik…’’

     Bir bahanem yoktu, kaçınamadım yani.

     Çarşamba günü sabahı arkadaşım unutmamam için ihaleyi bir kez daha hatırlattı. Olayın önemini vurguladı. Artık sayılı saatler kalmıştı, yaşamımın ilk (ve son) ihalesine girecektim.

     İhale saatinde hastanemizin konferans salonuna gittim. Salonun sahne olarak kullanılan hafif yüksek kesimine yan yana iki masa konulmuştu; buraya ben, hastane müdürü, başhekim yardımcısı, baş eczacı ve bir doktor arkadaş yerleştik. Başhekim yardımcısı komisyon başkanı idi. Karşımıza iki metre mesafede yan yana oturmuş katılımcı firma temsilcileri, yaz sıcağında koyu renk takım elbiseleri  ve  bond çantaları ile hazır görünüyorlardı. Toplantı komisyon başkanı tarafından açıldı.

     Hastane müdürü katılımcıların evraklarını tek tek inceledi  ve  hepsindeki eksiklikleri yüksek sesle duyurdu. Evrakları tam olan firma yoktu. Kiminde yetki belgesi, kiminde Ticaret Odası evrakı  eksikti.  Demek ki hazırlıksız gelmişlerdi ve eksiklerini tamamlamaları gerekiyordu. Hiçbir katılımcının evrakları tam olmadığı için ihalenin ertelenmesi kararına varıldı  ve dağıldık. Bana ne bir şey soruldu; ne bir görüş bildirdim; ne de bir imza attım. Sadece arkadaşımın yerine o anda orada bulunmuş oldum.

     Demek ki, ihale dedikleri buymuş!

     Bana göre bu yapılmamış bir ihale idi… Evraklar tamam olduğunda bu ihale tekrar yapılacaktı ve arkadaşım da o zaman görevi başında olacaktı. Konu benim açımdan kapanmıştı.

     Yaklaşık bir ay sonra yıllık iznimi almış, Bodrum  Turgutreis  yöresinde  deniz, kum ve güneşle buluşmuştum. En önemlisi de hastane ve hastalardan uzakta olmanın dinlendirici yönüydü. Günler keyif içinde geçiyordu.  Plajda şezlong keyfi sırasında çalan cep telefonum bir anda tüm keyfimi kaçırdı; merakla açtım;

     ‘’Abi, ben Murat (başhekim yardımcısı arkadaşım).

     ‘’Efendim, Murat… Hayırdır? Ne oldu?’’

     ‘’Abi seni tatilde rahatsız ediyorum ama, bir sıkıntımız var. Çok özür dilerim.’’

     ‘’Nedir sorun Murat?’’

     ‘’Abi, hani sen bir ihaleye girmiştin ya…’’

     ‘’Girmedim birader... Yani ihale olmadı ki… Sen de oradaydın ya… Evraklar eksiktir diye ertelendi, öyle değil mi?’’

     ‘’Abiciğim, girdin sen bu ihaleye… Sonradan biz ihaleyi yaptık. Ama ilkine sen girdiğin için, tekrarına da senin girmen gerekiyordu. Sen de yoktun, gıyabında ihaleyi tamamladık.’’

     Enikonu sinirlenmiştim. Plajdaki ahaliden biraz uzaklaşmam gerekliydi; bu konu başkalarını ilgilendirmezdi tabii ki.

     ‘’Ulan, hiç böyle bir acayiplik duymadım! İhaleye çağırıyor, sonra erteliyorsunuz; daha sonra da gıyabımda ihaleye sokuyorsunuz. Gıyaben ihale de neymiş? Bu nasıl iş böyle? Tamam, ihale işlerinden anlamam, ama ‘gıyaben ihale’ diye bir şey de hiç duymadım hayatımda.’’

     ‘’Abi, inan ki hiçbir yamukluk yok. Sana istediğin gibi yemin edebilirim. Bir firma bu ihaleyi aldı ama prosedür henüz tamamlanmadı. İplikleri de alamadık bu yüzden. Ameliyathanede de hiç iplik kalmamış. Seni aramamı başhekim istedi. ‘Ahmet Abinin dönüşünü beklersek çok sıkıntı olur ameliyathanede, evrakları kargoyla yollayın da imzalatın, malları alalım.’ dedi.’’

     ‘’Yahu, katılmadığım ihalenin imzası mı olur? Böyle saçmalık olur mu?’’

     ‘’Abiciğim, saçma maçma, ameliyathanede iplik kalmadı, çok sıkıntı var. Şu anda başka yapabileceğimiz bir şey yok. İçin rahat olsun, bizim yamuk işimiz olmaz. Olsa senden bunu istemeyiz.’’

     Beni şezlongumda yakalamış ve can evimden vurmuşlardı. Cep telefonunu tatile götürmemek gerek demek ki… ‘Ulan, burada bile rahat yok insana…’

     Ameliyat sırasında malzeme eksiği ile karşılaşmak, aradığın bir şeyin, örneğin, bir ipliğin bulunmadığının söylenmesi çıldırtır insanı. Cerrah o anda bağırır, çağırır; ama yoksa yoktur, görevlilere boş yere öfkelenir ama soruna başka bir çözüm arar. Bulur da mecburen, ama bulunan seçenek ideal çözüm olmayabilir. Hastanın  zarar görmemesine çalışılır zaten.  Ancak her şeyin tıkır tıkır işlemesi, malzeme eksiği olmaması  daha iyi değil midir?

     Bir ikilem kafamı doldurdu o anda. Aklıma bir yandan türlü ihale dümenleri geliyor; diğer yandan da hastaların bu sıkıntıdan zarar görmesi olasılığı…  Ya da olmayacak bir hatanın ‘iplik olmadığı için’ diyerek bana fatura edilmesi…  Ne yapmalı?

     ‘’Peki Murat. Kargo  ile gönder,  imzalayacağım. Ama bir pislik varsa bu işte, sana ödetirim bilesin.’’

     ‘’Ne pisliği abi? Öyle bir şey olsa ben bunu senden ister miyim? İçin rahat olsun, gerçekten herhangi bir yamuk yok. Ben şimdi evrakları kargoya veriyorum, yarın elinde olur…’’

     ‘’Pekala, yolla bakalım. Amma bu iş gerçekten de hiç hoşuma gitmedi.  Neyse…  Hoşça kal, görüşürüz…’’

     Ertesi gün yine plajdayken kaldığımız yerin resepsiyonundan arayıp kargom olduğunu söylediler, gidip aldım. Bir tomar kağıt vardı zarfın içinde  imzalanacak. İhale acemisi olduğum için kurşun kalemle işaretlenmiş olan yerleri imzaladım. O sıcakta okumadım bile; çünkü sonuç değişmeyecekti, imza sözü vermiştim.

     Kargo görevlisi bu gönderiyi geri almayacağı için yollamanın da bir çaresine bakmam gerekiyordu. Giyinip  sıcakta fırın gibi olmuş aracıma bindim, Turgutreis’e gittim; orada  kırtasiyeciyi buldum;  kocaman bir zarf aldım. Kargo firmasının yerini de sora sora  öğrendim; İzmit’e gönderdim malum evrakı. Kargo ücretini de benden aldılar; çünkü  resmi kuruma ödemeli gönderi olmazmış! Durduk yerde iş olmuş, önemsiz de olsa bir masraf çıkmıştı.

     Bir süre sonra emekli olup  hastaneden  ve de devlet hizmetinden ayrıldım. Yaklaşık iki yıl sonra da orada ihale yolsuzluğu  patladığı duyuldu.  Birçok müfettiş gelmiş  ve  her şeyi incelemiş. Pek çok arkadaşım aylarca mahkemelere taşındılar.  Epeyce yönetici kişinin ve bu arada doktorların  canının yandığını duydum. Farklı zamanlarda yapılmış olan birçok ihaleden  hangisinde yanlışlık bulunduysa o ihaleye katılanlar yargılanmışlar.  Kesin sonuçları bilmiyorum. Sadece bir doktor arkadaşımla şu konuşmamız aklımdadır;

     ‘’Yav  Seyfi, ne oldu şu müfettiş soruşturması, mahkeme falan?’’

     ‘’Abi, o  mahkeme sürecinden sonra birçok doktor arkadaşa ceza verildi;  bana da sanayi ütüsü girdi!’’

‘’Kızgın mıydı ütü?’’

"................."

     Allahtan, sanayi ütüsü ihalesine giriyormuş gibi olmamıştım!  Kızgın bir sanayi ütüsünün hasarı ameliyat ipliklerinden daha fazla olurdu…

     ‘Gıyaben ihale’ ile ilgili bana bir bildirim gelmedi; temiz olmuş ihale yani…

     İşte size meslek yaşamımdaki tek ihalenin (!),  aslında gıyaben  ihalenin öyküsü... 



Bu yazı 2028 defa okunmuştur.

N.Sedat ÖZLÜ / 03-04-2019 10:06

Değerli dostum,bir verdiğiniz karşı gelmiş te,size bir şey bulaşmamış.Yıllarca bu tür komisyonlarda ben de görev aldım.Özal dönemine kadar gerçekten yasalara,yönetmeliklere harfiyyen uyularak yapılıyordu.Ne yazık ki,devletin tüm civataları gibi bu konu da sulandırılmaya,bozulmaya başladı.Zamanla da bazı itiraz ve çatışmalardan ötürü beni o tür işlere bulaştırmadılar.Bu konuda çok anılarım var.İşte benim ve bizim gibilerin yaşadıkları sonucu geldik bugünlere ne yazık.Bu yazınız da da,gerçekçi ve samimi duygularınızı paylaşmışsınız.Kutluyor,gelecek yazınızı özlemle bekliyorum.



FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI