Bugun...


Opr. Dr. Ahmet DURUKAL


Facebookta Paylaş









MASAL
Tarih: 01-08-2018 14:00:00 Güncelleme: 01-08-2018 14:00:00


     Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde;  develer tellal, pireler berber ve güzel ülkemizde Turgut Özal ve papatyaları iktidar iken; yirminci yüzyılın bitmesine sayılı yıllar kala, devlet hastanesi bünyesinde bir kurs açılmış. Memlekette ortaokul sonrası eğitim veren bunca sağlık meslek lisesi ve pek çok üniversitede hemşirelik yüksek okulları varken ve de tüm dünyada sağlık çalışanlarının yüksek öğrenimli olmasına yönelinirken ‘ebe’ ve ‘sağlık memuru’ yetiştirmek üzere bir kurs açmış aklıevvel yöneticiler(!). İnsan sağlığı önemsiz, çabuk ve kolay öğrenilebilir bir alanmış(!).

     Sağlık meslek liselerinde dört,  hemşirelik yüksek okullarında beş yıl dirsek çürütenler çabalarına devam edebilirlermiş. Bu arada, hala genç sayılabilecekler arasından  seçilmiş yirmi beş bayan ve yirmi beş bay kısa yoldan meslek sahibi olabilirlermiş, öyle düşünülüp uygun görülmüş… Bu elli kişi hangi ölçütlere göre ve kimler tarafından seçildilerse artık… Bu kurs için devlet hastanesi doktorlarından öğretim üyeleri listesi oluşturulup, her birine görevleri resmi yazılarla bildirilmiş…

     Dünyada ilk ve son kez açılan bu kurs üç ay sürecek, sonra da öğrenciler hastanede üç ay uygulama yaparak işi kavrayacaklarmış, plan böyleymiş… Ebe kursu için hastane bahçesindeki binasında eğitim ve öğretime devam eden sağlık meslek lisesi (şaka gibi) seçilmiş. Sağlık memuru kursu içinse yakınlardaki bir sağlık ocağı tercih edilmiş…

     Anlaşılan o imiş ki, bu insanlar üstünkörü bir eğitimle ellerine ‘meslek belgesi’ almaları ve ardından uygun yerlere yerleştirilmeleri için seçilmişler. Bu koşullarda bir eğitimle bu önemli mesleklerin edinilmesinin mümkün olmayacağına yönelik itirazlar pek işe yaramamış. İlgililer bu itirazlarla ilgilenmemiş, ‘bu idarenin kararıdır’ gibi mantıklı (!) yanıtlar vermişler…

     Kursun başlama zamanı geldiğinde ortada henüz bir eğitim programı da yokmuş. Zaten buna pek gerek de yokmuş kurs açıcılarına göre. Ders versin diye görevlendirilen doktorlar hastanedeki işlerini kurs saatlerine göre ayarlayacak ve dersleri de kafalarına göre verebileceklermiş; emir böyleymiş… Bu yalancıktan eğitimcilik oyununda eğitim programı olmadığı gibi ders ücreti falan da yokmuş. Çünkü kurs işleri doktorların görevleri arasında sayılırmış. Derslerini verir, kurs bitiminde de bir sınavla bitirirlermiş işi… Ne varmış daha fazla tartışacak?

     Kaçınılmaz ve komik görevin ilk dersi için bu satırların yazarı ebe kursunun açıldığı yere ( sağlık meslek lisesinin spor ve konferans salonu) gittiğinde ‘’vaziyet ve manzara-i umumiye’’ şöyle imiş;

     Yaş ortalaması yirmi beşin üzerinde yirmi beş bayan, içlerinde sadece birkaç tane genç kız var, çoğunluk on yıldır eline defter kalem almamış, kısacası altın günü ya da biçki-dikiş kursu görünümünde bir topluluk…

     Bu satırların yazarı anlatacağı konular öncesinde katılımcıların sağlıkla ilgili neler bildiğini yoklamak istemiş. Organların yerleri, sayıları, ne işe yaradıkları gibi basit sorular sormuş. Aldığı yanıtlar durumun ne derece vahim olduğunu ortaya çıkarmış. Bu insanlara ilk yardım, kanama, yara bakımı, şok gibi konuların üç ay gibi bir sürede nasıl öğretilebileceğini düşününce kendisi de bir kez daha şok olmuş… Ama görev görevmiş, öğrencilere(!) dersini mahalle lisanı ile anlatmaya karar vermiş. Kahvehanede birine bir hastalık anlatır gibi  anlatmaya başlamış seçtiği konuları…

     Sağlık memuru kursundaki dersi için de sağlık ocağına gitmiş saati gelince. Büyücek bir odada, sokaktan toplandığı belli yirmi beş erkek kursiyer varmış. Sağlıkla ilgili hiçbir alt yapısı olmayan, ‘elif görse mertek sanır’ cinsinden, ama belli ki okur yazar yirmi beş kişi… Aynı anlatım zorlukları nedeniyle burada da mahalle lisanı seçilmiş zorunlu olarak. Zaten anlatılanlara de pek ilgi gösterilmiyormuş. Ara sıra sordukları sorular konularla ilgisi olmayan, öğretmenlerini de güldüren, çoğu saçma sorularmış…

     ‘’Benim bir arkadaşım tarlada uyurken ağzına bir yılan kaçmış. Arkadaşım yılanın ancak kuyruğunu yakalayabilmiş. Ne yapması lazım bu durumda?’’

     Zaten kahvehanede anlatır gibi kanamalı şok olayını anlatmaya çalışan öğretmen (!) bu ilgisiz soru ile dersi kesilince bir an ne diyeceğini bilememiş, bir yanıt vermesi de gerekiyormuş;

      ‘’Tutmuşsa yılanın kuyruğunu çekip çıkarmaya çalışacak tabii ki. İçeriye itecek, üstüne soda veya kahve içecek değil ya!  Tutabilmiş ne güzel, çekip uzak bir yere fırlatacak…’’

      ‘’Tümünü yutarsa ne olur? Bir şey olur mu?’’

     ‘’Ufak tefek bir yılansa bir şey olmaz, mide asiti içinde  ölür herhalde. Doğrusu bu çok sık görülen bir olay değil. Madem tutmuş, bırakmamalı…  Hem konuştuğumuz şok konusu ile ne ilgisi var bunun?’’

     ‘’Aklıma geldi de ondan hocam…’’

    Bu düzeyde dersler her iki grupla üç ay devam etmiş ve bu gerçeküstü (sürrealist) kurs (!)  sona ermiş. Öğretim görevlisi doktorlar istenilen sayıda soru hazırlayarak cevap anahtarlarıyla birlikte ilgililere teslim etmişler. Birileri bu öğrencilerin sınavlarını yapmış, duyumlara göre hepsi başarılı olmuşlar. Öğretim görevlisi doktorlara sonuçlar hakkında bilgi verilmesi gerekli görülmemiş.

     Köy ebesi olacağı söylenen kursiyerlerden iki tanesi, birkaç ay sonra bu satırların yazarının çalıştığı genel cerrahi servisinde hemşire olarak çalışmaya, gece nöbeti tutmaya ve onun hastalarına da bakmaya başlamış. Doktor için bir şok daha!

     Sağlık memuru adaylarından birisi il sağlık müdürlüğünde çalışıyormuş mezun olalı beri. Artık emekliliği yaklaşmış olabilirmiş…

     Ya bu kursta çok iyi eğitim verilmiş ya da bu seçme kişiler çok yetenekli imişler…

     Hastane yatağında yatmakta olan yaralı ya da ameliyatlı vatandaş zaten nereden bilecekmiş tedavisini yapan, serumunu takan elemanın nasıl bir eğitim aldığını? Bu saçma projenin yaratıcıları için, genel anlamda devlet için pek de önemli değilmiş kimin nereden diplomalı olduğu… Bu elli kişi için eğitim ve iş bulma sorunu böylece çözülmüş, bunların yakınları mutlu edilmişlermiş…

     O elli kişi ermişler muratlarına ama meslek yaşamları boyunca onların sağlık hizmeti verdiği insanların durumu bilinmiyormuş…

     Bu kursun başarısı (!) ileride altı aylık doktor kursu için de birilerinin küçük beyninde bir ışık yakmış olabilirmiş, bekleniyormuş böyle bir kurs…

     Demek ki, adamını bulursan üç ayda hemşire, altı ayda doktor olunabilirmiş güzel ülkemde…



Bu yazı 1142 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI