Bugun...


Opr. Dr. Ahmet DURUKAL


Facebookta Paylaş









MÜSTEŞAR ARIYOR!
Tarih: 01-10-2019 11:44:00 Güncelleme: 01-10-2019 11:44:00


Bir gece yarısı evden trafik kazası geçirmiş bir genç için hastaneye çağrıldım. Gencin durumu kritikti. Tansiyonu güçlükle ölçülebiliyordu; şoktaydı delikanlı. Muayene bulguları karın içinde önemli sorunlar olduğuna işaret ediyordu. Sol tarafından çok sayıda kaburgası da kırıktı. Allah’tan, akciğeri sönmemişti. Hiç vakit kaybetmeden gerekli hazırlıkları yaptım ve ameliyata aldım tabii ki…

 

Ameliyatta gördüm ki, delikanlının dalağı parçalanmış; ince bağırsakları birkaç yerden besleyici damarlarından yırtılarak ayrılmış, böylece karın boşluğu kanla dolmuştu. İnce bağırsaklarında delinmeler de vardı. Parçalanan dalak çıkarıldı. Artık beslenemeyecek olan iki ayrı ince bağırsak parçası çıkarıldı; taze uçlar birbirine eklenerek devamlılık sağlandı. Böylece iki yerde ek oluşmuş oldu. Bağırsaklarda delinen yerler de onarıldı, karın boşluğu temizlenip yıkandı. Çok miktarda kan takviyesi yapılması da gerekti ameliyat boyunca.

 

Ameliyat bitmek üzere iken hastanemiz yoğun bakım biriminin nöbetçi doktoru yanımıza geldi. Acil serviste görmüş olduğu bu hastanın durumunu merak etmişti. Ameliyattan sonra ağır ve riskli hastamızı yoğun bakım birimine alabileceğini belirtti. O ana kadar ameliyata yoğunlaşmış ve sonrası için bir plan yapmamıştım. Arkadaşım haklıydı; orada daha yakından izlenebilirdi, çok sayıda sorunu olan ağır yaralı bu genç. Ameliyat sonrası bazı riskleri yani hayati tehlikesi devam edeceği için hastam orada biraz daha güvende olabilirdi.

 

Memnuniyetle kabul ettim bu fikri; çok sevindim, adeta bulmuşa döndüm. Hastam için böylesi çok daha iyi olacaktı elbette. Bu hastaya altı kişilik koğuşta, bir yığın refakatçi arasında, kalabalık ziyaretçi ortamında, kısacası normal serviste doğru dürüst bakılamayabilirdi.

 

Sabaha karşı dört civarında hastamızı yoğun bakım birimine teslim ettik. Durumu toparlamayı başarmıştım; her şey iyiye gidiyordu. Hastam da, ben de şanslıydık bu akşam. Çünkü yoğun bakımda yer vardı ve oraya kabul edilmişti hasta.

 

Sabah sekizde onca yorgunluğa rağmen normal mesai saatinde hastaneye gittim. Geceyi hastanede de geçirsen sabahleyin işe geldiğini kanıtlamak için imza atacaksın; çünkü sonuçta memursun.  İmza için başhekimlikte iken servis hemşiresi aradı; yoğun bakım biriminin sorumlu şefi yana yakıla beni arıyormuş. Peş peşe üç kez aramış on dakika içinde. Hastama bir şey oldu sandım; panikle hemen oradaki telefona sarıldım;

 

‘’Beni aramışsın. Ne oldu, hastama bir şey mi oldu?’’

 

‘’Çocuğun durumu iyi, ama burada yatamaz, al kendi servisine!’’

 

‘’Niye?’’

 

‘’Bilinci açık.’’

 

‘’Bilinci açık ama bir yığın kan verdik, şoktan güçlükle çıkardık; çok sayıda kaburgası kırık ve çoklu organ travması var. Bilinci açık olanlar nerede yatsınlar? Giren çıkan belirsiz altı kişilik koğuşta mı yatsın çocuk yani?’’

 

‘’Tamam sen de haklısın ama, burası reanimasyon servisi! Bilinci açık olduğu için bunu burada tutamayız. Sen hemen servisine al bu çocuğu…’’

 

‘’Tamam, yerini ayarlayalım; uygun bir yer bulunca alacağız, söz!’’

 

Servisteki koğuşlarda yatan hastalar arasında yer değiştirmeler yaparak nispeten boş sayılabilecek bir koğuşta yatağını ayarladık delikanlının. Sonuçta ayarlayabildiğimiz yatak altı kişilik bir koğuşta idi ve koğuş ilerleyen saatlerde dolabilirdi de…

 

Biz bunu yaparken arkadaşım iki kez daha aradı beni sıkıştırmak amacıyla. Çok acele ediyordu hastamı oradan çıkarmak için. Artık bana da geldiler(!) ve sinirlendim;

 

‘’Tamam be! Gönder hastamı, bir saniye bile tutma orada! Sen de rahatla!’’

 

Kısa süre sonra hasta cerrahi servisine nakledildi. Arkadaşım hasta dosyasına bir not koymuştu;

 

‘’Hasta servisinde iyi takip edilemez gerekçesiyle reanimasyon (yoğun bakım) kliniğine yatırılamaz. Kliniğimiz bakım ünitesi değildir. Hastanın da halen yoğun bakım için endikasyonu yoktur.’’  Türkçesi, ‘bu hastaya yoğun bakım da gerekmez!’ diyor…

 

Oranın sorumlusu böyle düşünüyorsa hastayı orada tutmakta ısrar edemezdim. Yapacağım bir şey yoktu hastayı geri almaktan başka. Hastayı servisime aldırdım; tedavisini düzenledim, gerekli talimatları verdim. Ama meslektaşıma kızgınlığım sürüyordu. Kendi açısından haklı da olabilirdi. Öte yandan ben de haklıydım. Onca emek verdiğim hastanın yaşama şansını yoğun bakım biriminde bir süre tutarak arttırmamız gerektiğini düşünüyordum.

 

Kimi zaman hastanın ameliyathaneden çıkması yetmez; ameliyat sonrası bakım çok önemlidir, hele böyle ağır hastalar için… Bu hastanın ameliyat sonrası bakımı için aslında hastanemizde bir ‘ara yoğun bakım birimi’ olması gerekiyordu; oysaki yoktu bu olanağımız. Daha normal hastalar arasında ve koğuş sistemi içinde böylelerinin tedavisi riskli oluyordu kuşkusuz. Refakatçi hasta yakınları, dolaşabilen hastalar merak ettikleri için böyle hastaların yatağının çevresinden ayrılmazlardı. Serumunun damlama hızına bile karıştıkları olurdu. Hastanın moralini bozucu yorumlar da olurdu sıklıkla. Yemek yemesi henüz yasakken hastaya dolma yediren bile görülmüştür.

 

Aslında bu tip hastalar için gerçekten koğuş sisteminden farklı bakım birimleri gereklidir. ‘Yoğun Bakım Ünitesi’ denilince genelde ölümcül hastaların yattığı yerler anlaşılıyor. Bu tip birimlerin gerekliliği de tartışılamaz elbette. Ancak ‘ara yoğun bakım’ denilebilecek, ağır hastaların yatırılabileceği farklı donanımlı yerler de gerekli. Bu tür birimlerin hemşiresi ve yardımcı sağlık çalışanları ayrı olur ve sadece oradaki hastalara yoğunlaşabilirler. Hastalarda oluşabilecek ve acil müdahale gerektirebilecek durumlar için teknik donanım ve malzeme de vardır. Böyle bir birimin varlığı cerrahı da rahatlatır kuşkusuz.

 

Kocaeli Devlet Hastanesine geldiğim 1984 yılında ‘yoğun bakım birimi’ anlayışı yoktu zaten. Zamanın başhekimine böyle bir gereksinim sunmuştum. Olumlu karşılanmış ve ‘sen bir ihtiyaç listesi hazırla’ denilmişti. Hatta genişçe bir odayı seçmiş ve listeyi de sunmuştum makama. Tabii ki bu girişimim lafta kaldı ve çok ağır hastalarla basit küçük operasyonlar geçiren hastaları karışık olarak yatırmaya devam ettik.

 

Bu delikanlı için yoğun bakım şansımızı denemiştik; ama olmamıştı. Yapabileceğim başka bir şey yoktu.

 

Varmış!

 

Öğle saatlerinde hastane santrali aradı;

 

‘’Şefim, Sağlık Bakanlığı Müsteşarı arıyor sizi, bağlıyorum!’’

 

‘’Bağla bakalım.’’

 

Hayatımda ilk kez bir bakanlık müsteşarı tarafından aranıyordum. Şaka bir yana, yoksa bana başhekimlik mi teklif edecekti? Bu düşünce ile bayağı keyiflendim! Oldukça eğlenceli geldi bu fikir. Olmayacak bir şeydi tabii ki…

 

Müsteşar Bey kendisini tanıttıktan sonra ismimle hitap ederek gece ameliyat ettiğim hastamın durumunu sordu. Kendisi de bir hekim olduğu için hastanın durumunu olduğu gibi anlattım. Bir yandan da Müsteşarı yakalamışken yaşadığımız dramı anlatmayı ve böyle hastalar için ayrı bir ‘ara yoğun bakım birimi’  gerektiğini iletmeyi düşünürken Müsteşar teşekkür edip çat diye kapatıverdi telefonu. Deyim yerindeyse, lafım ağzımda kaldı. Biraz daha zaman tanısaydı arkadaşımı şikâyet etmeksizin ihtiyacımızı, yani ‘ara yoğun bakım birimi’ konusunu anlatabilecektim. En azından şimdilik normal yoğun bakımda tutulmasını sağlayabilirdik belki… Olmadı…

 

Ara yoğun bakım birimi artık pek çok büyük hastanede var. Böyle hastanelerin cerrahları bizlere göre daha şanslı.

 

Genç hastam onca organ hasarına rağmen, altı kişilik koğuşta tedavisi tamamlanarak taburcu edildi. Hastaneden çıkıncaya kadar da benim için bir stres kaynağı olmaya devam etti. Pek çok risk içinde hastamda herhangi bir terslik yaşanmadı; sonuç mükemmel olmuştu.

 

Ya bazı terslikler oluşsaydı veya kaybetseydik hastayı kim verecekti hesabını? Ben tabii ki…

 

Hastanelerdeki her türlü teknik yetersizlikten ve bunların yol açabileceği kayıplardan da hep hekimler sorumlu tutulmazlar mı? Vurun abalıya…



Bu yazı 991 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
154 Okunma
148 Okunma
142 Okunma
133 Okunma
131 Okunma
131 Okunma
128 Okunma
126 Okunma
123 Okunma
122 Okunma
122 Okunma
121 Okunma
403 Okunma
389 Okunma
261 Okunma
248 Okunma
237 Okunma
213 Okunma
208 Okunma
201 Okunma
190 Okunma
187 Okunma
182 Okunma
178 Okunma
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI