Bugun...


Opr. Dr. Ahmet DURUKAL


Facebookta Paylaş









O BİR HASTA !
Tarih: 01-12-2019 15:38:00 Güncelleme: 01-12-2019 15:38:00


       Biz cerrahların ameliyatlar, acil muayeneler, poliklinik hizmetleri ve sağlık kurulu toplantıları gibi işleri dışında önemli bir görevi daha vardır: adli raporlar. Mesleğimizin bir parçasıdır; ücretsiz olarak yerine getirdiğimiz bir tür bilirkişilik görevidir adli raporlar.

       Ameliyat edilsin edilmesin, hastanın sorunu ile ilgili bir hukuksal durum olasılığı varsa bir adli rapor düzenlenir. Söz konusu kişi hastaneye acil başvuru yaptığında acil hekimi bir geçici adli rapor yazar. Tedavisi bittikten sonra mahkeme o kişi için ‘kati rapor’ ister. Kişiyi bileği mühürlü olarak (yerine başkası gitmesin diye) hastaneye yollar; tekrar muayene edilir ve raporu yazılır. Kişinin bu olaydan dolayı ne kadar zarar görmüş olduğu bu raporda belirtilir ki, mahkemenin suçun kişiye vermiş olduğu zarar konusunda bir kanaati oluşsun. ‘Kati rapor’ denilen bu nihai raporu hastayı tedavi etmiş olan uzman doktor verir.

       Bir de durum saptaması gerektiren olaylar vardır; cinsel saldırı, tecavüz gibi durumlarda adli raporun en kısa sürede verilmesi gerekir. Kolluk güçleri mağdur veya şüpheliyi hemen hastaneye getirir. Sabaha karşı bile olsa, böyle bir durumda evden gelir ve kişiyi muayene ederek istenen raporu düzenlersiniz. Zorunlu ve acil bir görevdir.

       Beyin cerrahisi kliniğinde yatmakta olan bir hasta için adli muayene ve rapor istenilmesi üzerine ilgili birime gittim. Bir yandan da kafam karışmıştı; hasta halen ‘yatan hasta’ ise ve böyle bir rapor gerekiyorsa onu yatırmış olan doktor verirdi; benden niçin istensindi? ‘Gidip görelim bakalım, konu neymiş’ diyerek hastayı yattığı koğuşta buldum.

       Adli rapor vermem istenilen hasta on beş yaşlarında bir delikanlı idi. Kafası sargı içindeydi ve yüzünde morluklar vardı; bir kolu ve karşı taraf bacağı alçıya alınmıştı. Pek kendinde gibi de görünmüyordu delikanlı. Belki geçirdiği olay bir kafa travması içeriyordu; belki de verilen ilaçlar veya olayın şoku onu böyle yapmıştı; tam anlayamadım komayla sarhoşluk arası bu durumunu. Yani, tıbbi olarak, ‘iletişim kurulamıyor’ denilebilirdi. O andaki gün ve yer ile ilgili sorularıma da yanıt vermedi zaten. Doktorundan delikanlının darp edildiğini, bunun sonucunda kolunda ve bacağında kırıklar ve hafif bir beyin sarsıntısı sorunu olduğunu öğrendim. Benden niçin rapor istenildiğini de bilmiyordu doktoru.

       Koğuşta hastanın başucunda bir polis memuru bekliyordu. Elime bir resmi evrak uzattı memur. Durumu anlayabilmek için alelacele okudum yazıyı. Savcılıktan gelen bu evraka göre, darp edilmiş olan bu delikanlıya tecavüz edildiğinden şüpheleniliyor ve bu nedenle acilen muayenesi ve rapor isteniyordu. Bununla ilgili raporu doğal olarak beyin cerrahisi uzmanı değil, genel cerrahi uzmanı verirdi. Konu bu nedenle benimle ilgiliydi.

       Konu belli olmuştu. Sözü edilen olaya ilişkin birkaç soru sordumsa da yine hiçbir yanıt alamadım delikanlıdan. Yalnızca muayene ile bir karara varmam gerekiyordu artık. Eldiven giyerek ve hemşire yardımı ile muayene işlemine hazırlandım. Polis memurunu ve odadaki refakatçileri dışarı davet ettim. Paravan istedim altı yataklı koğuştaki diğer hastalar muayeneyi görmesin diye. Ancak nedense koskoca hastanede paravan bulunamadı ve hastalara arkalarını dönmelerini söyledim zorunlu olarak. Dönebilenler döndü arkasını. Böylece hasta mahremiyetini sağlamış olduk (!).

       Bu durumun gerektirdiği ideal muayene pozisyonu bu hasta için uzun bacak alçısı nedeniyle imkânsızdı. Alçılı bacağından yana döndürerek yapacaktım muayeneyi zorunlu olarak. Hemşirenin yardımıyla da olsa, kolu ve bacağı alçılı ve kolunda serumlar takılı hastayı bir yanına döndürmek hayli zor oldu. Neresinden muayene olacağını anlamadığından emindim. Bir katkı da sağlamıyordu kolaylaştırmak adına, külçe gibiydi. Sonunda gencin makat bölgesini görebildim ve muayenemi tamamladım. Gözle ve elle muayene dışında bir inceleme (sperm araması gibi) yapma olanağımız yoktu zaten.

       Mevcut koşullar altında görebildiğim durumu içeren raporumu yazdım ve daktilo edilebilmesi için hastanenin idari birimine gönderdim. Orada rapor daktilo ile yazılacak, tarih ve numara verilerek imzalamam için bana gelecekti evrak. Hastane de o yıllarda henüz bilgisayar yoktu. Bu tür raporlar idari birimde daktilo ile ve karbon kâğıdı konularak iki kopya olarak yazılırdı.

       Yarım saat kadar sonra daktilo edilmiş evrak bir polis memuru ile ulaştı bana. Yazılırken bir yanlışlık olup olmadığını imzalamadan önce kontrol etmeliydim. Evrakı okurken polis memuru kişisel düşüncesini belirtmek gereği duydu; demek ki getirirken okumuştu raporumu ve sonuçtan hiç mutlu olmamıştı;

       ‘’Hocam, hiçbir şey yok yazmışsın?’’

       ‘’Ne görebildiysem onu yazdım memur bey!’’

       ‘’Ama bu çocuk tescillidir; nasıl desem, bir nevi orospu yani…’’

       ‘’Valla, ben onu bilemem. Ne gördüysem onu yazarım daima. Bu muayene koşullarında ancak o kadar görebilmişim demek ki.’’

       ‘’Ama hocam, bu çocuk gerçekten profesyonel. Biz bunu tanırız. Her zaman vukuatları oluyor bunun.’’

       ‘’Öyleyse siz kendiniz karar verin; bana ne diye soruyorsunuz? ‘Polisten aldığım bilgiye göre çocuk zaten o yolun yolcusuymuş’ diye mi yazayım? Bulgular ne gösteriyorsa onu yazabilirim ancak.’’

       Ben bir polis memuruna laf anlatmaya çalışırken odama üç tane polis daha girdi. Aralarındaki ast-üst durumunu, yani rütbelerini, bilmem zaten. Yazdığım raporu hepsi incelemiş, bilgi sahibi olmuşlardı bana gelmeden önce. Tümü birden bana durumu izah etmeye, daha doğrusu beni ikna etmeye çalışıyordu;

       ‘’Olur mu hocam yav? Hiçbir şey yok yazılır mı?’’

       ‘’Yapma be hocam!’’

       ‘’Oğlan sürekli bu işi yapıyor; mutlaka bir şey vardır doktor bey?’’

       ‘’Nasıl olur da hiçbir şey olmaz? Şimdi ne yapacağız biz?’’

       Bu son cümle tüm hazırlıkların tamam olduğunu, ‘alışkındır’ demem beklendiğini, ancak raporumun duruma ters düştüğünü gösteriyordu.

       Bu anlamsız baskı ortamı daha ne kadar sürebilirdi? Ayrıca bir hekim olarak raporumu polis memurlarına beğendirmek zorunda da değildim.

       ‘’Bir dakika memur beyler! Ben adli tabip değilim. Çok zor koşullarda muayene edebildim çocuğu zaten. Benim için sadece hasta vardır. Bu çocuk da bana göre bir ‘hasta’dır. Profesyoneldir ya da değildir; bu beni ilgilendirmez de. Orası adli tabipliğin işi. Profesyonel olduğunu kanıtlamak istiyorsanız adli tıp kurumuna sevk edilsin; belki onlar kanıtlara dayalı bir rapor verirler, siz de muradınıza erersiniz. Ben sadece görebildiklerime göre karar veririm; nitekim de öyle yazdım raporumu. Şimdi, bu raporu alıp gidebilirsiniz.’’

       İmzalayıp raporun birinci suretini uzattım ilk gelen memura.

       Çocuğu bu hale neyin ya da kimin getirdiğini bulması gerekenlerin ona ‘profesyonel’ etiketi yapıştırmaya neden bu kadar hevesli olduğunu anlayamadım. Belki de, bu ön yargı ile olayı soruşturmayacaklar veya ‘zaten tescilli’ diyerek dosyayı kapatacaklar… Çocuk ‘tescilli’ ise bu ona yapılan saldırıyı haklı mı gösterir?

       Velev ki çocuk profesyonel olsun; savcılığın benden istediği bu değil ki… Benden, bu kişinin yakın saatlerde bir anal ilişkisi olup olmadığı soruluyor. Görebildiğim kadarıyla da bir zorlanma belirtisi yok. Öyle bir olay hiç olmamış da olabilir. Teşebbüs halinde kalmış olması da mümkündür bu durumda. Olmuşsa da görebildiğim bir kanıt yok. Emin olmadan da ‘olmuştur’ diyemem ya…

       Buna karşılık, darp edilmiş bu çocuğun kafa travması, kol ve bacak kırıkları gibi başka sorunları da var. Bu nedenle bu çocuk bir ‘hasta’. Hastayı öncelikle bir insan olarak düşünmek gerekir. Memurlarla bakış açısı farkımız burada bence…

       Benim kanaatimi ve raporumu değiştiremeyeceklerini anladılar sonunda. İçeriğini beğenmedikleri raporumu alıp gittiler.

       Odadan çıktılar, dışarıda hala homurdanıyorlardı…



Bu yazı 333 defa okunmuştur.

Mehmet Ali Erdin / 01-12-2019 23:09

Hamurunda, naturasında özlülük olan her kim ve mesleği ne olursa olsun önce insan olacak, görevini yaparken de kendisine yakışanı yapacak.. Sayın Hekimimiz Ahmet Durukal pırıltı bir geçmiş bırakmış, geleceğe örnek kişiliği ile çok da güzel yazıyor, anlatıyor.. Değerli, çalışkan ve mesleğinde etik bir hekim olarak anılmakta, bu çalışmalarıyla da iyi bir yazarımız olarak anılmaktadır, anılacaktır!.. Sonsuz teşekkürler.. Sevgili saygımla selamlıyorum..



FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
201 Okunma
133 Okunma
117 Okunma
117 Okunma
104 Okunma
92 Okunma
85 Okunma
82 Okunma
81 Okunma
75 Okunma
72 Okunma
57 Okunma
292 Okunma
288 Okunma
276 Okunma
233 Okunma
229 Okunma
216 Okunma
215 Okunma
208 Okunma
205 Okunma
203 Okunma
201 Okunma
199 Okunma
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI