Örnek HTML sayfası
Bugun...


Opr. Dr. Ahmet DURUKAL


Facebookta Paylaş









SONDAJ
Tarih: 01-11-2020 12:04:00 Güncelleme: 01-11-2020 12:04:00


Muayenehanemdeydim, her zamanki gibi sakindi ortalık. Zili çalarak sessizliği bozan kişi ufak tefek ve benim gibi kırk yaşlarında bir adamdı. Hasta olduğunu düşünerek içeriye buyur ettim. Kapıdan girerken kollarını iki yana açtı; coşkulu, ağzı kulaklarında biri vardı karşımda;

 

‘’Vay! Ahmet abicim! Doktorum! Nasılsın?’’

 

Konuğu tanıyamamıştım ama o yıllardır tanıdığım ve çok samimi olduğum biri gibi konuşuyordu. Yüzümü biraz daha sıcak bulsa belki de sarılıp beni öpecekti. Böyle gösterişli bir hasta girişi beklemediğim için de epeyce şaşırdım ve bir anlam veremedim doğrusu. Acaba bu kişi o an için hatırlayamadığım eski bir hastam olabilir miydi? İyi tanıdığım biri olduğu halde kendisini unutmuş muydum acaba?

 

Kendimden, hafızamdan emindim. Bir yerden gözüm ısırıyor falan değildi; bu adamı bir türlü hatırlayamamıştım.

 

Yüzüne karşı ‘seni tanıyamadım’ demek de istemedim. Ne derler hani; ‘dur bakalım, n’olcek?’

 

Daha kapıyı kapatmadan, bir adım içeride sohbete başlamıştık bile;

 

‘’İyiyim, sağol…’’

 

‘’Yengem nasıl? Çocuklar da iyiler inşallah!’’

 

‘’İyiler, sağ olasın…’’

 

Bekleme bölümünü geçtik birlikte. Masama otururken onu misafir koltuğuna buyur ettim. Kırk yıllık ahbabımmış gibi bacak bacak üstüne atarak iyice yerleşti koltuğa. Öylesine rahattı ki bir nargilesi eksikti diyebilirim;

 

‘’Sen nasılsın abicim? Kesip biçmeye devam mı?’’

 

‘’Gerektikçe kesiyorum tabii ki. Ben cerrahım, işim bu…’’

 

Konuşurken dikkatle yüzüne bakıyor ve kendisini hatırlamaya çalışıyordum halen. Bu kadar rahat davrandığına göre mutlaka çok iyi tanıdığım biri olmalıydı ama kimdi? Kesinlikle onu tanımadığıma karar verdim.

 

Hal hatır sorma işi bitmişti. Artık asıl konuya yani buraya geliş nedenine  girmeliydik. O benden önce davrandı;

 

‘’Doktorum, hatırlayamadın galiba. Sen benim anamı ameliyat ettiydin, Allah razı olsun. Ama çok oldu, belki de unutmuşsundur.’’

 

‘’Kusura bakma, valla hatırlayamadım. Ne ameliyatı yapmıştım annene?’’

 

 

‘’Ne kusuru canım? Onca hasta, onca ameliyat… Hangi birini hatırlıyacan ki? Unutman normal yani abicim. Ellerin dert görmesin anam çok çabuk iyileşti valla. Maşallah ellerin çok hafif senin. Her yerde anlatır dururum.’’

 

Annesine yaptığımı söylediği ameliyatı es geçmişti. Bunu fark ettiğimde ben de bir soru işareti oluştu ama üstelemedim.

‘’Teşekkür ederim. Ne vardı, ne için gelmiştin? Bir rahatsızlığın var herhalde!’’

 

‘’Yooo, benim bir şeyim yok, sapasağlamım Allah’ıma şükür. Yalnız anam gene hasta be abicim. Onun için geldim sana.’’

 

‘’Geçmiş olsun. Nesi var?’’

 

‘’Kalbi, ciğerleri kötü. Şeker, tansiyon, ne ararsan var. Yaşlılık işte… Adapazarı’nda bir özel hastanede yatıyor. On beş gündür bi düzelme olmadı. Ben onu sana getirmek istiyorum. ‘Beni Ahmet Bey’e götür’ diyor, başka bişey demiyor.’’

 

‘’Öyle dese de bu hastalıklarla dâhiliye ilgilenir, oraya götürmen lazım. Benim branşıma girmiyor bunlar.’’

 

‘’Yok abi ben onu sana getireceğim.’’

 

‘’Öncelikle dâhiliye uzmanı görmeli anneni. Ama madem çok istiyor, getir bakalım da hatırı kalmasın. Durumuna göre ben onu yönlendiririm.’’

 

‘’Sana getireceğim de ordan taburcu edebilmek için iki yüz milyona ihtiyacım var. Bu aralar anlarsın biraz dardayım da… Sen bi zahmet bana iki yüz milyon ver abicim; gidip hemen anamı ordan çıkarıp sana getireyim.’’

 

O zamanlar iki yüz milyon lira çok önemli bir para değildi. Hatırlarsınız, çok sıfırlı zamanlar… On beş gündür yatan biri için özel hastane borcu çok daha fazla olmalıydı. Üstelik bunu tedarik etmek için bu adamın ta Adapazarı’ndan gelmesine de gerek yoktu bence. Yani orada tanıdığı, bu kadarcık bir parayı isteyebileceği hiç kimse yok muydu? Hastasını oradan bulacağı para ile çıkarır ve istiyorsa İzmit’e bana getirebilirdi. İkinci soru işareti…

 

Bu düşünceler şimşek hızıyla geçince kafamda bir lamba yandı hemen ve anlattıklarının bir senaryo olduğunu düşündüm. Bence bunun yıllar önce ameliyat ettiğim hasta anası falan yoktu! Zaten kendisini de hatırlamamıştım. Annesini ameliyat etmiş olsaydım operasyonun detaylarını mutlaka yakınlarına anlatmış olurdum ve bir tanıdıklık olurdu bende. O da yaptığım ameliyatı bilirdi.

 

Adam işportacı türü laf kalabalığı ile benden para tırtıklamak istiyordu açıkça! Senaryosu da oldukça ilginçti doğrusu! Bundan son derece emindim artık ve konuğumun yazıp oynadığı oyuna bir son vermek gereği duydum;

 

‘’Adın neydi?’’

 

‘’Hasan…’’

 

‘’Bak Hasancığım… Bizde öyle parayla hasta transferi diye bir şey yok. Gördüğün gibi muayene için bekleyen falan yok, boş burası. Ben bugün siftah bile etmedim. Getirirsen hastan için elimden geleni yaparım. Ama hastanı bana getiresin, diye cebimden sana peşin peşin para ödemek gibi bir adetim yok. Kusura bakma!’’

 

‘’Olmaz diyorsun yani…’’

 

‘’Olur mu hiç öyle şey? Tabii ki olmaz diyorum. Biz de burada ekmek parası için bulunuyoruz. Hasta gelsin, diye ödeme yapmak da ne demek? Söz konusu bile olamaz. İlk defa böyle bir istekle karşılaşıyorum meslek hayatımda. Ben senin akraban değilim, arkadaşın değilim. Doğrusu, seni hiç tanımıyorum da… Başka yerden bulacaksın eğer para gerekiyorsa…’’

 

‘’Şimdi ne diyeceğim yaşlı anama? Hay Allah! Sana getireceğime söz vermiştim yav…’’

 

‘’Doğruyu söyle! Onun branşı değilmiş de. Hatta istersen ‘Ahmet Bey’den para istedim ama vermedi’ de ya da ‘iki yüz milyonu koparamadım’ de en iyisi.’’

 

Yüzünde geldiğinden beri süren aşırı neşeden eser kalmamıştı. Çünkü numarasını yutmamıştım. Benden bu yöntemle iş çıkaramayacağını anlamıştı. Artık gitmesi gerekiyordu. Yayıldığı koltuktan kalkarken annesi için kibarca geçmiş olsun dileğimi tekrarladım. Kapıya kadar da geçirip hürmette kusur etmeden gönderdim.

 

Mesleğimiz insanlara sağlık sorunlarında yardım etme mesleği.  Dürüstçe işimizi yapmaya çalışıyoruz şuracıkta. Tabii ki her şey para değil; parası olan olur, olmayan olur. Muayene ücreti almadığımız, isteyemediğimiz ya da vermeden çıkıp giden hastalarımız da oluyor tabii. Hasan da annesini getirse, muayeneden sonra param yok dese, ona da amenna… Böylesi de olur arada bir…

 

Adam para tırtıklamak için oturup kendince bir senaryo yazmış, onu bana oynamıştı bence. ‘Şu doktorlardan birine bir sondaj(!) yapayım, mutlaka bir şeyler çıkarırım’ demiş olmalı. Ancak sondajı bu kez kurak ve verimsiz bir sahaya denk gelmişti. Ben duruma uyandığım için sondaj başarılı olmamıştı.  Belki de başka yerlerde yazıp sahnelediği bu oyun başarılı olmuştur. Bazı meslektaşlarımı bu yöntemle söğüşlemiş olabilir.

 

‘Belki ihtiyacı vardır; madem ki önemsiz bir miktarda para söz konusu, verseydin ya!’ diye düşünebilirsiniz. Düzgünce istese ve param da varsa belki… Ama birine bir yardımda bulunacaksam düpedüz sahtekârlık kokan bir senaryo ile ve aldatılarak olmamalı… Tanıyor ve gerçekten ihtiyacı olduğunu biliyor olsaydım durum farklı olabilirdi. Yine de asla hastasını bana getirsin diye değil… Bu meslek ilkelerine ters bir durum olur.

 

Doktorlarda çok para olduğu sanılır. Bu hep geçerli bir kural değil tabii ki. Ancak böyle kendince uyanık adamlara uyduruk gerekçelerle nakit para kaptırmak da olacak iş değil, şaka gibi…

 

Sahtekârlığın kol gezdiği bir ülkede bu olay ne ilk, ne de tek. Şimdilerde daha nice yeni ve yaratıcı(!) dolandırıcılık teknikleri duyuyoruz. 

 

Benden bu yöntemle sonuç alamamış olsa da kabul etmek gerekir ki oyun yeteneği var adamda.

 

Ne de olsa uyanık ve girişimci bir adam bu ‘sondajcı’…

 



Bu yazı 4471 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
1309 Okunma
1197 Okunma
1150 Okunma
1123 Okunma
1104 Okunma
1086 Okunma
1086 Okunma
1081 Okunma
1007 Okunma
998 Okunma
683 Okunma
676 Okunma
4838 Okunma
4610 Okunma
4547 Okunma
4322 Okunma
4320 Okunma
4263 Okunma
4118 Okunma
3750 Okunma
3262 Okunma
3108 Okunma
3091 Okunma
2972 Okunma
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI