Örnek HTML sayfası
Bugun...


Opr. Dr. Ahmet DURUKAL


Facebookta Paylaş









TOPRAK
Tarih: 01-01-2020 16:32:00 Güncelleme: 01-01-2020 16:32:00


     Yağmur yağarken toprak kokusu gibi güzel koku yoktur; ya da bana öyle gelir. Sesi de güzeldir yağmurun…  Ne zaman kırsal alanda ılık havada, yavaştan, ahmak ıslatan bir yağmur yağsa burnuma toprak kokusu gelir ve çok keyiflenirim.

     Böyle bir yağmur yağarken bir yandan da gidip göremediğim arazilerimin yağan rahmetle sulanması umuduyla çok mutlu olurum; ’İnşallah orada da yağıyordur’. Yağmur doğa için, tarımsal arazisi olanlar için çok önemlidir.

     Arazilerim mi? Nerede mi?

     Memlekette tabii ki… İnanmayacaksınız ama ben de arazi sahibiyim! Kırıkkale’de bir kenar semtte beş adet arazim var. Artık mahalle arasında kaldığı için arazi değil arsa demek gerekiyor bunlara. Nispeten yoğun bir bölge, çoğunlukla bir iki katlı, kimi bahçeli yapılar var o civarda.

     Bu arsalar rahmetli babamdan, ona da rahmetli annesinden miras kaldı. Benzeri olmayan bu arsaların öyküsü biraz uzun ama ilginç. Mutlaka anlatmalıyım arsalarımı, sıkılmayacağınızı umarak…

     Altmışların başında babaannemize ailesinden geniş bir arazi kalmıştı. O tarihte aslında tarla niteliğindeydi burası. Ancak arazi hisseli idi; babamın çabası ve parası ile hisse sahiplerinden payları satın alındı ve babaannemize tapulandı. Konum olarak kent sınırlarındaydı, yani evlerin bittiği yere çok yakındı. Burasını ev yapmak isteyenlere satabilmek için parseller halinde bölünmesi gerekiyordu. Tarla parsellendi ve tam elli sekiz tane arsası oldu babaannemizin. Ara yolları bile ayrılmış, neredeyse mahalle büyüklüğünde bir yapılaşma alanı ortaya çıkmıştı…

     Hemen ortaya çıkıveren isteklilere birer ikişer satıldı bu arsalar. Satış işlemi hazırlanıyor, babaannemize sadece tapu dairesine gidip parmak basmak kalıyordu. Gelen paralarla da hacca gidildi. Bazen iki yıl üst üste, bazen aralıklı olarak tam yedi kez hacca gitti babaannemiz. Paralar suyunu çektikçe yeni parseller satılıp gereken(!)  yapılıyordu. Bu paralardan nasiplenenler de vardı çevresinde ve tabii ki alıcılar bulup getirerek satışlara yardımcı da oluyorlardı. Yardımlarının karşılığını da alıyor olmalıydılar. Bu süreçte rahmetli babama ne soran oldu, ne de paralardan tek kuruş veren… Birer ikişer derken yıllar içinde elli sekiz parsel arsanın tamamı satıldı ve bir güzel yenildi paraları. Bölgeye alıcılar tarafından pek çok ev yapıldı.

     Sanırım yetmiş bir yılı idi; birgün kuvvetli yağışlar sonunda yörenin yukarısındaki dağlık bölgeden sel geldi. Sel evlerin aralarından kendine kıvrıla kıvrıla giden bir yol açmıştı. Yöre sakinleri ne kadar zarar gördü bilmiyorum. Ancak olayın hemen sonrasında Devlet Su İşleri selin açtığı kanalı genişletti; gelebilecek başka seller için hazırladı orayı. Ancak kenarlarına duvar örmeden öylece bıraktı kanalı. Tabii ki zamanla doldu bu kanal ve şimdi yerinde yeller esiyor.

     Babaannemiz 1977 yılında öldüğünde buradaki sel yatağının kamulaştırılması sırasında oluştuğunu tahmin ettiğim beş parça ‘arsa’ miras kaldı babama. Ya da bu sevimli(!) parçalar babama, deyim yerindeyse, kakalandı!

     Rahmetli babamdan da ölmeden önce evlendiği cici annemize (annem daha önce vefat etmişti) ve biz altı kardeşe kaldı bu beş parça arsa. Dörtte bir eşe, dörtte üçü bize; sonuçta her bir kardeşe sekizde bir hisse!

     Keşke sağlığında bunları elden çıkarsaydı… Ama anlatacağım nedenlerle bunu yapamazdı. Hiç uğraşmadı da zaten…

     Sonuçta veraset ve intikal yoluyla artık beş parça şeklinde arsalarımız olmuştu ve bunlar hisseliydi; beş parça arsanın sekizde bir hissesi benimdi.

     Yalnız küçük bir sorun vardı; bu beş parça arsanın toplam alanı 12.86 (on iki nokta seksen altı) metrekare kadardı. Yani, her bir kardeşe bir nokta altı metrekare kadar yer düşüyordu. Sadece bir kedi veya köpek evi yapılabilir ve başka bir şeye yaramazdı. Yapayım desen de olmaz; çünkü hepimizin her parçada hissesi var; ne yeri, ne de sınırları belli değil ve hisseli. Başkalarının da pay sahibi olduğu bir yere kişisel tasarrufunuzla bir şey yapamazsınız zaten!

     Küçücük bir sorun daha vardı üzerimize hisseli tapusu olan bu arazinin; bu arsalar aslında yoktu! Yani, yeri ve sınırları gösterilemeyen arsalardı bunlar. Siz isterseniz ‘hisseli tapulu hayali arsalar’ diyebilirsiniz.

     Bizler veraset ilamında bu arsaların mahkeme tarafından üzerimize tescil edildiğini öğrendiğimizde pek de farkına varmadık asıl sorunun. O zamanlar dört yılda bir, aslında olmayan bu arsalar nedeniyle emlak beyannamesi (ve tabii ki emlak vergisi) vermemiz gerekiyordu. Üstelik bunu öğrendiğimizde bir hayli gecikmiştik. Devlet de, belediye de affetmez. Faizleri de çalışmıştı olmayan arsalarımızın olmaması gereken emlak vergilerinin. Önemli miktarda olmayan, küçük ama can sıkıcı ve mutlaka her yıl akla gelmesi gereken bir ödeme; zamanla katlanıyor…

     Aslında olmayan ve her bir hisseye beş parçada toplam 12.86 (on iki virgül seksen altı) metrekarenin sekizde biri düşen bu arsalarımızın başımıza açtığı işler bununla da kalmıyor. Sağda solda bu sıkıntıyı anlattığınızda önce insanlar kahkahalarını patlatıyor; sonra da akıl veriyorlar;

     ‘Belediyeye devredin!’

     ‘Kızılaya verin!’

     ‘DSİ almalı!’

     ‘Yan tarafta pazar yeri var. Oraya bağışlasanız…’

     Söylemesi kolay; kulağa da hoş geliyor. O kadarı herkes gibi bizim de aklımıza geldi tabii ki… Ama uygulama nasıl olacak? Olmayan arsaları bağış yoluyla bile olsa kim alır?

     Bağışlama ya da satış seçeneği üzerine resmi başvuru yapmak için tüm hisse sahiplerinin imza vermesi gerekli. Bu da teknik olarak imkansız; çünkü bazı hisse sahipleri, hatta onların bazı varisleri de öldüler. Onların da varisleri hesap edildiğinde kaç kişinin bir araya gelmesi gerektiğini ben bile hesaplayamıyorum. Bu nedenle böyle bir başvuru da pek olası gözükmüyor. Hasbelkader bu sorundan kurtulmak için yapabilsek başvurumuzu, sonuç ne olabilir ki? Yukarıda sözü edilen olası kurumların hiçbiri almaz bence. Kaldı mı üstümüze?

     Bu sorunun kısa vadede çözümü gözükmediği gibi, zamanla daha çok vefat oldukça, varislerin varislerinin varislerine ve daha sonrakilere bir sorun olarak aktarılıp duracak. Sıkıntı kesinlikle torunlarımıza kalacak gibi gözüküyor. Nereye kadar gider bilinmez… Asıl sorun bu…

     e-devlet iki yüz yıl geriden atalarımızı bile gösteriyor ya! Bir akşam sırf meraktan bu arsalarımızın durumunu e-devletten sorguladım; orada gözükmüyor bile. ‘Adınıza tescillenmiş bir tapulu taşınmaz görülmemiştir. Yerel Tapu Kadastro Müdürlüğünden araştırınız.’   e-devlet ‘tapuya sor’ diyor. Demek istiyor ki ‘beni bu kadar karmaşık, hayali ve de komik işlerle uğraştırma! Vatandaş, bırak Allah’ını seversen; kendini de, beni de yorma!’

     Aslında tapu idaresi kendiliğinden ‘Olmaz kardeşim böyle saçmalık. Ben bu tapuları iptal ediyorum’ dese sorun belki de kökünden çözülecek. Ama mevcut hukukta bunun yeri var mı acaba? Açıkçası öğrenemedim bunu… Ancak koskoca e-devlet bir şey önerdiyse uymamak ayıp olurdu.

     İl tapu müdürlüğüne e-devlet üzerinden başvurdum. Dedim ki ‘… üzerime tapulu taşınmazlarla ilgili bilgiye ihtiyacım var; yerleri, miktarları, ada parsel numaraları…’.  Normal mektup zarfından büyük ve üzerinde her biri 100 TL bedeli olan toplam dokuz adet pul yapıştırılmış bir zarf yetmiş iki  saatte adresime geliverdi. Zarfı açarken ‘aferin tapu dairesine, ne de çabuk yanıt verdiler…’ diye de sevindim. Ancak sevincim çok kısa sürdü; yanıt kısaca  ‘belediyeye sor’ şeklindeydi. Arsalarımız tapulu olduğuna göre durumu gösteren gerçek bir yanıt vermesi gerekmez miydi Tapu ve Kadastro İl Müdürlüğünün? Topu niye belediyeye atıyorlar? Belki de onlara da şaka gibi geldi; ne diyeceklerine karar veremediler…

     Eee, n’apcez şimdi? Tabii ki belediyeye soracağız… Bilgi edinme diye bir kanun var. Belediyenin internet sitesinden bu kanun çerçevesinde yanıtlasınlar diye sorularını soruyorsun. Her türlü iletişim bilgilerini ekliyorsun. Bir takip numarası veriyorlar. On beş gün içinde de yanıt vermeleri gerekiyor.

     …Mu acaba?

     Yoo, yanıt falan yok. İnternet sitesinin ‘Şikayet takip’ butonunu tıklıyorsun, ‘belediyeden takip et’ yanıtı alıyorsun. Yani en başa dönüyorsun. Belediye emlak vergisini alıyor ama bunu ne için aldığı konusunda sorulara yanıt vermek istemiyor. Ya da, ‘buraya gelmeden olmaz, gelmezsen yanıt veremem’ diyor… Ben de şimdiye kadar buna zaman bulamadım ve gidemedim memlekete…

     Çalışmalarım şimdilik bu yönde sürüyor yani. Emlak vergisini ödediğim, buna karşılık yeri bile belli olmayan arsalarımın kalıcı bir sorun olmasından korkuyorum aslında. Arsalarıma kavuşmak, yerlerini öğrenmek ve bir an önce onlardan kurtulmak istiyorum. Ve tabii, bu sorunun benden sonra gelecek nesillerin başını ağrıtmasını  önlemek en önemli isteğim…

     Okurlarımın çözüm önerilerine de açığım.

     Belki Kırıkkale Belediyesi, belki Tapu Kadastro İl Müdürlüğü insafa gelir de beni ve kardeşlerimi bu dertten kurtarır diye ummak istiyorum…

     Yağmurda toprak kokusu güzel; geniş toprakları olanlar için daha da güzel. Aslında hiç toprağı olmayıp da varmış gibi olanlar için nasıl? Ya da, yoktan yere ve nesiller boyu aslında olmayan arsalar yüzünden emlak vergisi ödeyecekler için…



Bu yazı 1812 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
477 Okunma
459 Okunma
436 Okunma
432 Okunma
428 Okunma
412 Okunma
408 Okunma
402 Okunma
396 Okunma
387 Okunma
379 Okunma
374 Okunma
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI