escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan istanbul escort istanbul escort istanbul escort vtunnel
Bugun...


Prof. Dr. Nurullah ÇETİN


Facebookta Paylaş









DİVAN ŞAİRİNİN “DÜNYACILIK” KARŞISINDAKİ TAVRI 1
Tarih: 04-12-2017 10:27:00 Güncelleme: 04-12-2017 10:34:00


       İki temel değer vardır: Madde ve mana. Ya da somut nesneler dünyası ve soyut değerler. Buna biz maddi ve manevi değerler de diyoruz. Ayrıca 2 dünya var: Bu dünya ve ahiret. Bu dünyadaki hayatımız belirli ve sınırlı. Ahiretteki hayatımız ise sonsuz. Ahirette nasıl bir hayat yaşayacağımız bu dünyada duyup düşündüklerimize, inanıp inanmadıklarımıza ve bunların doğrultusunda yapıp ettiklerimize bağlıdır.

       Bazı insanlar, ahiretin varlığına inanmıyorlar ve hayat olarak sadece bu dünya hayatını kabul ediyorlar. Dolayısıyla bunlar, bu dünyanın sınırlı ömründe ne yaşayabilirlerse onunla yetinmek zorunda olduklarına, bu dünyadan sonra bir hayatın olmadığına inanmışlar.

       O yüzden bunların büyük bir bölümü, bu dünyanın maddi değerlerini, bedensel hazlarını, iyi yeyip içmeyi, güzel giyinmeyi, lüks imkânlar içinde yaşamayı, gezip tozmayı, rahat, eğlenceli bir bedensel hayatı tercih ediyorlar, Allah’ın isteği doğrultusunda Müslümanca bir yaşantıya yer vermiyorlar.

       Bunlara “dünyacı” ya da “ehl-i dünya” diyoruz.

       Bazı insanlar da bu dünyayı İslam’ın belirlediği ölçüler içinde 2 yönlü yaşıyorlar. Hem bu dünyanın helal ve meşru dairesinde iyi yaşamaya çalışıyorlar, hem de ahirette cenneti kazanmak için gerekli hazırlıkları yapıyorlar.

       Bu bağlamda dünyanın maddi imkânlarından helal çerçevede yararlanmayı ihmal etmiyorlar ama dünyalık maddi değerlere ve nesnelere de tapmıyorlar ya da olduklarından ve ihtiyaçtan fazlasına önem ve değer yüklemiyorlar. Maddi anlamda zengin olsalar bile gönüllerini dünyanın mal varlığına bağlamıyorlar. Hiç ölmeyecekmiş gibi bu dünya hayatı için, yarın ölecekmiş gibi de ahiret için yaşıyorlar. Manevi, ilahi, insani, İslamî değerlere önem veriyorlar.

       Bugün geldiğimiz noktada Türk toplumunda manevi değerlerden çok maddi değerlerin, dünyacı bir yaşantının ön plana çıktığını görüyoruz. Tanzimat’tan bu yana hızla devam eden batılılaşma, alafrangalaşma, asrileşme, çağdaşlaşma, Avrupaileşme hareketleri sonucu insanlarımızın yoğun olarak dinden, İslam’dan, manevi, soyut değerlerden uzaklaştırıldığını görüyoruz.

       Salt dünyanın madde hayatına, tensel hazlara, bedenin biyolojik taleplerine yöneldiler. Yani insanlarımız büyük ölçüde “dünyacı” oldular. Bir başka tabirle ehl-i dünya oldular. Bunda nefsin, şeytanın, dışarıdan batılıların ve içerden de batıcıların yönlendirmesi ve itmesi etkili oldu.

       İnsanın kâmil insan olması, ya da insanın insan olarak var oluşunun gereklerini hakkıyla yerine getirmesi ancak madde ve mana dengesini korumasıyla mümkündür. Yani insan hem bedendir hem ruh, hem maddedir hem mana. Somut ve soyut 2 temel unsurun bileşimidir. Manevi değerleri ihmal eden bir hayat, yarım olduğu kadar anlamsızlaştırılmış, bu kısa dünya ile sınırlandırılıp daraltılmış ve tehlikeye atılmış demektir.

       Divan şairleri rindane ve kalenderane bir eğilimi sıklıkla dile getirmiş olsalar da zaman zaman hakimane bir yaklaşımla maddeye önem veren dünya hayatını, dünyacı bir hayatı, sadece bedensel, tensel hazlara önem veren bir anlayışı sorgulamışlar ve bunu reddetmişler.

       Uyarıcı metinlerle dünyanın maddi yapısının geçiciliğine; manevî, ilahî, İslamî, imanî değerlerin kalıcılığına ve önemine vurgu yapmışlardır. Yani dünya ve ahiret bütünlüğüne dayalı tamamlanmış bir hayat tasavvurunu hep gündemde tutmuşlardır.

       Bu metinler özellikle günümüz Türk gençliğinin hayat tasavvurlarında, dünya, hayat, madde, mana, zaman, mekân, ölüm, ahiret, yaratıcı, yaratılış gibi evrensel temel konuları doğru anlama, algılama ve ona göre yaşamalarında, gelecek planlamalarında yardımcı olacak çok önemli felsefi bir yaklaşım içerir. Seçilen bazı beyitlerin ışığında bu meseleyi irdelemeye çalışacağız.

       Önce büyük Türk şairi Fuzulî’den bazı beyitlere bakalım:

      *”Fakr mülki taht u âlem terki efserdür mana

      Şükr lillah devlet-i bâkî müyesserdür mana”

      (Fakirlik mülkü bana taht ve dünyayı terk etmek de taçtır. Allah’a şükürler olsun ki sonsuz devlet bana nasip olmuştur.)

       Fakirlik İslam tasavvufunda maldan, paradan yoksunluk değil, kişi zengin bile olsa kendisini o mal varlığının asıl sahibi bilmemesidir. Her şeyin Allah’a ait olduğunu, kendisinin ise onlara emanetçi olduğunu idrak etmesi demektir. Dünyalık varlıklara gönül bağlamamak, onlara tapmamak, onlara aşırı değer vermemektir.

       Bu anlamda bir fakirlik algısı Müslüman için bir tahttır. Yani fakirlik, maddeye önem ve değer vermeme ülkesinin padişahı olmuştur. Dünyanın maddi varlıklarını terk etmek, ya da önem vermemek de onun gerçek sultan oluşunun bir sembolü olan taçtır. Bunun için, böyle bir idrak seviyesine geldiği için Müslüman Allah’a şükreder. Yoksa mal varlığına güvenip gururlansa, onları kendinden bilse o zaman Karunluk ve Firavunluk taslayacaktır ve bu onu felakete sürükleyecektir.

       Dünyalık mal varlığı bakımından zengin olduğu halde kendisini fakir bilmesi, büyük bir ruh halidir, olgunluk ve ileri bir hayat algısıdır. Bu yüzden Allah’a şükreder. Kişi sonsuz devleti, huzur ve mutluluğu, kazancı işte bu algılayışla kazanmıştır. Dervişler fakirlik sembolü olan bir başlık takarlar, ona da taç derler. Onlar için dünyayı, ahireti ve terk ettiğini de unutmak asıl terktir. İşte o zaman asıl sultanlık tacı giyilmiş ve asıl devlete ulaşılmış olur.

       *”Işka tâ düştün Fuzulî çekmedün dünyâ gamın

       Bil ki kayd-ı ışk imiş dâm-ı taalluktan necât”

      (Ey Fuzulî gerçek aşka, ilahî aşka düştükten sonra dünyalık değerler, maddi varlıklar ve hayat için gam çekmedin. Şunu iyi bil ki dünyanın maddi varlıklarına bağlanmak, onlara aşırı değer vermek, dünya hayatına boğulmak insan için bir tuzaktır ve bu tuzaktan kurtulmanın yolu da aşka yani manevi, ilahî, soyut değerlere bağlanmaktır.)

       Bunu günümüze uyarladığımızda şunu görüyoruz: İnsanların birçoğu maddeci, menfaatçi, dünyacı, hazcı bir hayat tuzağına tutulmuştur. Böyle bir yaşantı kişiyi mutlu etmez. Tam tersine sürekli daha fazla para, daha fazla mal, daha fazla eğlence ve israf isteği artar. Tatminsizlik had safhaya ulaşır ve kişi, sürekli dünya gamı çeker. Bu tuzaktan kurtuluşun yolu, sonsuz, saf, temiz, halis, ilahî duygu, düşünce ve yaşantılara yönelmek, Allah aşkıyla yanıp tutuşan bir tavırla imanî, İslamî değerlere bağlı bir hayat kurmaktır.

       Bir başka büyük Divan şairi Bakî de bu konuda şu beyitleri söylemiş:

       *”Reşk itme ömr-i devlet-i dünyâya Bâkîyâ

      Kim hâb-ı gaflet içre hemân bir hayâldür.”

      (Ey Bakî, dünya devletinin, dünyanın maddeci hayatının ömrünü kıskanma, ona gıpta etme. Ki böylesine maddeci, dünyacı bir hayat, aslında gaflet uykusu içinde geçip gitmiş ve kısa zamanda yok oluvermiş bir hayaldir.)

       Dünyanın gündelik yaşantısı, yeyip içme, gezip tozma, eğlenme, tüketmeye dayalı kabukta yaşanan hayatı hızla geçip gidiyor. Ama kalıcı olan manevi yaşantıdır, İslamî, insanî, kalbî, ruhî yaşantılardır.

       *”Mağrûr olma pâdişehüm hüsn-i sûrete

       Bir âfitâbdur ki serîü’z-zevâldür”

       (Ey padişahım, suretin yani görünen maddi değerlerin güzelliğine gururlanma. Bu çabucak batan bir güneştir.)

     Kişinin yüz güzelliğine, yakışıklılığa, maddi anlamda zengin oluşuna, yüksek makam mevkilerde bulunmasına, gülüp eğlenmesine, güzel elbiseler sahibi olmasına, saraylarda oturmasına gururlanması insanî bir durum değildir.

       Zira kabukta kalan bu maddi nesne ve değerlerin kalıcılığı yoktur, sonsuza dek var olmazlar, belirli bir süre sonra elden çıkarlar, hiç olmazsa kişi ölerek bunlardan ayrılmış olur. Dolayısıyla sonradan elde edilmiş ya da Allah vergisi olan maddi değerlerle gururlanmak insanî bir davranış değildir.

       *”Abdâllaruz neyleyelüm tâc u kabâyı

       Dervişlerin tâcı fenâ başı kabâdur”

       (Biz dervişiz. Sultanların giysisi olan tac ve kaftanı biz ne yapalım? Dervişlerin tacı dünyanın fani, geçici olduğunun farkına varması, başı da kabadır.)

       Gerçek özgürlük, dünyalık görünen somut değer ve nesnelerden uzaklaşmak, onlara çok aşırı değer vermemektir. Mal, para, mevki, şan şöhret, gösteriş, aşırı tüketme tutkusu kişiyi esir eder, özgürlüğü elinden alır. Bu da mutsuzluk verir. Gerçek mutluluk ise maddenin esaretinden kurtulmaktır.

       *”Çarhun ey dil umma bu sırça sarayından sebât

      Kim nice mîrâsa girmiş hâne-i virânedür”

       (Ey gönül, gökyüzünün, talihin, bu dünyanın sırçadan yapılma sarayının sabit, kalıcı, devamlı olacağını zannetme, böyle bir beklentin olmasın. Ki bu madde dünyası, bu fizik dünya nesiller boyu elden ele devredile devredile, miras olarak aktarıla aktarıla gelmiş, virane, yıkılmış, harab olmuş bir ev gibidir.)

       Tarla, ev, araba, para gibi ne kadar somut dünyalık nesne varsa hiçbirisi sahibinin ölümüyle birlikte öbür dünyaya gitmiyor. Kişi öldükten sonra hepsi bu dünyada mirasçılara kalıyor. O yüzden bunlara gönül bağlamanın, çok önem ve değer vermenin, dünyalık mal varlığı için Allah’ı, ahreti unutmanın bir manası yoktur. İnsanın ölümüyle birlikte giden kalıcı malı amelleri, imanı, İslamı, yaptığı iyilikler, kazandığı sevaplardır.

      *“Hânümânı neylerüz bu günbed-i mînâda biz

      Âlemün sultânıyuz sırça saraya mâliküz”

       (Bu gök kubbesinde, bu dünyada biz evi barkı ne yapalım? Biz âlemin sultanıyız, sırçadan saraya sahibiz.)

       Şairin ortaya koyduğu hayat ve dünya felsefesi şöyle: Biz manevî, kalbî, ruhî, ilahî değerlerle zenginiz. Bizim insanî ve İslamî manada soyut ve kalıcı değerlerden oluşan sırça saraylarımız var. Bu bakımdan manevi anlamda biz bu dünyanın sultanıyız. Ayrıca tamamen geçici, uçup gidici maddî değerlerden oluşan bu fani dünya malını ne yapalım?

       *Âkil oldur gelmeye dünyâ metâından gurûr

      Müddet-i devr-i felek bir demdür âdem bir nefes”

                                                                                                                                                                                                                    Devamı gelecek sayıda.



Bu yazı 2368 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI