Bugun...


Prof. Dr. Nurullah ÇETİN


Facebookta Paylaş









DİVAN ŞAİRİNİN “DÜNYACILIK” KARŞISINDAKİ TAVRI 2
Tarih: 01-01-2018 11:25:00 Güncelleme: 01-01-2018 11:28:00


(Akıllı insan, dünyanın maddi varlığına çokça sahip olduğu için gururlanmaz. Gökyüzünün, dünyanın dönüş süresi yani hayat ve ömür, bir anlık bir süredir. İnsan da bir nefestir.)

       Madem dünyanın ömrü çok kısadır, hemen gelip geçicidir, insan ömrü bir nefes alıp verme kadar kısadır.

      O halde böylesine kısa ve geçici olan dünyanın eğreti değerleri olan mal, para varlığından dolayı gururlanmanın, bu eğreti değerlerden dolayı başka insanlar üzerinde üstünlük taslamanın insanî bir anlamı yoktur. Değmez.

*Merd isen dehr-i denî mekrine meftûn olma

Er odur kim vire bu pîre-zen-i dehre talâk”

(Erkeksen, adamsan bu alçak dünyanın hile ve tuzaklarına kapılıp tutulma, onlara âşık olma. Er dediğin bu dünya kocakarısını boşar.)

       Aslında bir sabun köpüğü gibi olan bu dünyanın parası pulu, malı mülkü, görünüşteki zevki, eğlencesi, rahatlığı, cazibesi insanı kendisine âşık eder. Ama aslında bunlar birer tuzaktır. Çünkü dünya malı eğer kontrol edilmezse, kişi kendisini bunlara kaptırırsa yoldan çıkarır, azgınlaştırır, insanlıktan çıkarır, taşkınlık kötülükler yapmaya sevkeder.

       Ayrıca dünyanın maddi değerlerine taparcasına bağlılık insanın manevi, kalbî, ilahî, insanî boyutlarını yok eder, ahiretini de kaybetmesine sebep olabilir. O yüzden tuzaktır. Gerçek er yani tam insan olmuş, manevi değerlerle hayatını doğru bir istikamette tanzim etmiş olan kişi, adeta kocakarıya benzeyen bu dünyayı boşar, yani ona aşırı şekilde tapınırcasına bağlanmaz.

*Devlet-i dünyâ hayâl-i hâba benzer nesnedür

Baht-ı bî-dâr isteyenler terk-i hâb itmek gerek”

(Dünya malı mülkü, makamı mevkii, mutluluğu aslında hayal uykusuna, hayale dalıp görülen bir rüyaya benzeyen bir şeydir. Uyanık bir baht ve talih isteyenlerin uykuyu terk etmesi gerekir.)

       Dünyanın maddi varlıklarına dayalı bir zenginlik âleminde âdeta sarhoşçasına gezinenler, hayatı sadece lüks tüketim ve eğlence içinde yaşamak, gezip tozmak yeyip içip eğlenmek olarak algılayanlar, manevî, insanî ve İslamî değerlere önem vermeyenler, aslında geçici, uçup gidici ve çok kısa süren bir hayal âleminde tatlı bir rüya hiçinde yaşarlar.

        Bu hayal ve rüya süresi dünya hayatıdır, kısacık ömür süresidir. Ölüm gelince bu kısa tatlı rüya ve hayal dünyası hemencecik sönüverir ve kişi ölümden sonraki ahiretin sonsuzluğu karşısında ne yapacağını şaşırıverir. Yani cenneti kazanmak adına hazırlık yapmadığı için sonsuz ve kalıcı olan ahiret hayatı elinden gitmiş, perişan olmuş olur. Onun talih ve baht yani iyi bir gelecek, sonsuz bir cennette gerçek anlamda mutlu bir hayat isteyenler bir uyku, hayal ve rüyadan ibaret olan bu dünyanın salt maddeci, materyalist hayatını terk etmelidir.

*Zîr-i hâk olsa gerek menzilün âhir nidelüm

Mâline mâlik imişsin tutalum Karun’un”

(Ey insan tutalım, varsayalım ki Karun’un malına sahipsin. Ama ne yapalım ki senin en sonunda varacağın yer toprağın altıdır.)

       İnsan bu dünyada Karun kadar çok zengin olsa, çok fazla mal mülk, para pul sahibi olsa bile bunların hepsini yiyemez, kullanmaz ve en önemlisi bu mal varlığını ölünce kendisiyle birlikte yanında götüremez. Kendisi toprağın altına girer ve hepsini bu dünyada bırakır gider.

      O halde insan bu durumun farkında olmalı, bilinçlenmeli, dünyaya tapar derecede bağlanmamalıdır. Sahip olduğu parayı pulu sarfedilmesi gereken yere sarfetmeli, başkalarının hakkını yememeli, zekâtını, sadakasını vermeli, muhtaçlara yardım etmeli, paylaşmayı bilmelidir. Ahirette cenneti kazanmak için Allah’ın istediği şekilde, tam Müslümanca bir hayat yaşamalıdır. Gerçek mutluluk ve huzur budur. En büyük kazanç, en büyük zenginlik de kazanılan Allah’ın rızası ve bunun mükâfatı olan cennettir.

        Yine bir büyük Divan şairi Nabi de salt dünyacı, maddeci bir hayat anlayışına karşı bilgece yaklaşımlarını ortaya koyan beyitler söylemiştir.

*”Âlem didügin bu nüsha-i pür-ham u pîc

Kimdür acabâ meâlin itmiş tahrîc

Ben anladugum budur ki her harfinde

Bin sırrı var ammâ yine hîc ender hîc”

(Âlem dediğin kıvrım kıvrım, büklüm büklüm karmakarışık bir kitap ya da muskadır. Kimse bunun anlamını, içeriğini, mesajını tam olarak ortaya çıkaramamıştır. Benim anladığım şey ise şudur: Bu âlem kitabının her harfinde binlerce sır var amma yine de hiçlik içinde bir hiçtir ve değersizdir.)

*”Cihânı anlayanun çeşm-i itibârında

Gubâr-ı kûy-ı fenâ tûtiyâ degül de nedür”

(Dünyanın ne olduğunu gerçek manada anlayan kişinin değerlendirme gözünde fanilik köyünün tozu sürme değil de nedir?)

*”Olmış bu kârgâh-ı harîd ü fürûhtde

Maşûk-ı çeşm hırs-ı cemâl-i nîgû-yı zer”

(Alım satım işyeri olan bu dünyada gözün âşık olduğu şey, maddi varlıkları temsil eden altının güzel yüzüne duyulan hırstır. Manevi gözü kapalı olanlar sadece maddi gözleriyle bu dünyanın maddi varlıklarına âşık olurlar. Bu da hayatı ve dünyayı yanlış anlamak demektir.)

*”Tecerrüdle olur âğûş-ı vasla pîrehen nâil

Kabâyı vasldan mahrûm iden kat kat alâyıkdur”

(Gömlek, kavuşma kucağına soyunarak ulaşabilir. Kaftanı, cübbeyi kavuşmaktan mahrum eden kat kat ilgiler, maddeler, katmanlardır.)

       Allah’a, soyut manevi değerlerden oluşan sonsuz güzellik ve mutluluk diyarına, ilahî aşka ulaşabilmek için bu dünyanın somut, maddi ilgilerinden, alakalarından, madde kaydından soyutlanmak gerekiyor.

*”Kim ki mekr-i zen-i dünyâya zebûn olmaz ise

Rezmgâh-ı felege merd gelür merd gider”

(Kim dünya kadınının tuzağına kapılmazsa yani dünyanın maddi değerlerine tapınırcasına önem vermezse, adeta bir savaş meydanı olan bu dünyaya mert gelir, mert gider.)

Şeyhülislam Yahya’dan seçilen beyitlere bakalım:

*”Âkil cihândan el yusa ey dil aceb midür

Âlâyiş-i zamâneden ol vakt pâk olur”

(Ey gönül, akıllı kişi dünyadan elini yıkasa, uzaklaşsa bu tuhaf ve acayip değildir. Yani normaldir, olması gereken bir şeydir. Zira zamanın, hayatın, dünyanın görünen aldatıcı, maddi güzelliklerinden, eğlencelerinden, aşırı maddeci kirlerinden o zaman arınmış olur.)

*”Evrâk döner şevk ile fânûs-i hayâle

Seyr it ne suver zâhir olur devr-i zamândur”

(Yapraklar aşk ve şevkle hayal fanusuna dönerler. Talihtir, kaderdir, zamanın dönüşüdür, seyr et ne gibi şekiller, resimler, görüntüler eğlenceler ortaya çıkar.)

*”Gönlünde senün gayr ü sivâ sureti neyler

Lâyık mı bu kim Kâbe’ye büt-hâne disünler”

(Senin gönlünde, kalbinde Allah’ın dışındaki dünyalık maddi değerlerin, başka şeylerin ne işi var? Nitekim Kâbe’ye puthane demeleri hiç uygun mudur?)

       Nasıl Kâbe’de put olmazsa, gönül Kâbesinde de dünya malı ve maddi değerler olan putlara yer vermemelidir. Yani gönlü dünyalık maddi varlıklara değil, Allah’a bağlamalıdır.

Hersekli Arif Hikmet de bu konuda çarpıcı beyitler söylemiş:

*Hikmet yeter âlâyiş-i çirkâbe-i dünyâ

Mihrinle Hudâ sînemi tenvîr-i ferâğ et”

(Ey Hikmet, bu dünyanın salt maddeye dayalı pis gösterişleri, kirli yaşantıları artık yeter. Ey Tanrım, şefkat ve merhametinle göğsümü nurlandır, aydınlat, maddi kirlerden, dünyalık değerlerden temizle, maneviyatınla doldur.)

*Vücûdu olsa da madûmdur eşyâ hakîkatte

Nukûş-ı simyânın mâsivâdan farkı var yoktur”

(Dünyanın maddi varlıklarının görünen vücudu olsa bile gerçekte onlar yok hükmündedir. Nitekim adi madenleri altına çevirme işinin nakışlarının, görüntülerinin, sonuçlarının Allah’tan başka olan maddi varlıklardan farkı vardır yoktur.)

“Tedkîk olunsa sûret-i mevhûmedir cihân

Yoktur vücûd-ı nakş-ı nümâyân serâbda”

(Bu dünya dikkatle incelense bunun kuruntu ürünü, hayalî şekillerden, görüntülerden ibaret olduğu anlaşılır. Nitekim serapta görünen nakışların varlığı gerçekte yoktur yani görülenler hayalden ibaretti



Bu yazı 3196 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI