Bugun...


Prof. Dr. Nurullah ÇETİN


Facebookta Paylaş









MİLLİ YAPININ BİR ÇİMENTOSU: DİL BİRLİĞİ
Tarih: 31-05-2018 21:28:00 Güncelleme: 31-05-2018 21:28:00


       Ziya Gökalp’ın aktardığına göre Türk halkı yüzyıllardan beri millet tanımını kendince: “Dili dilime, dini dinime uyan” diye yapmıştır. Yani bizi tek millet yapan unsurların başlıcalarından biri, dilden sonra dindir. Aynı dine mensup olan insanlar, aynı millete ait olurlar. Farklı dinden insanları bir millet yapmak zordur. Türk milleti başka milletlere göre dini ile milliyetini en fazla birleştirebilmiş bir millettir. Yani tarih boyunca Türk deyince Müslüman, Müslüman deyince Türk anlaşılmıştır. Türkiye’de vatandaşlarımızın büyük çoğunluğu; neredeyse tamamına yakını Müslümandır. Az sayıda Hristiyan ve Yahudi gibi dinlere mensup vatandaş vardır.

       Bu durumun farkında olan Atatürk, İslam dinine önem vermiş, kendi döneminde Müslümanların din işlerini ve ihtiyaçlarını görmek üzere 1924 yılında Diyanet İşleri Başkanlığını kurmuş, Kur’an’ı tefsir ettirmiş, hadisleri tercüme ettirmiştir. Bununla hem Müslüman halkımızı cahil cühela hocaların, şeyhlerin, şıhların esaretinden kurtarmış, hem de Müslümanların dinlerini asıl kaynaklarından öğrenmelerine imkân ve zemin hazırlamıştır.

       Türkiye’de milletimizin birlik ve beraberliğini sağlayacak din de indirilmiş din olan Kur’an ve Peygamber merkezli sahih İslam dinidir. Millî birlik ve beraberlik, sahih İslam’a aykırı sapmalarla dolu uydurulmuş dinler olan cemaat ve tarikatlardan uzaklaşıp Kur’an ve Hz. Muhammed merkezli gerçek İslam’da buluşarak sağlanabilir. Diyanet İşleri Başkanlığının bu konuda sağlam, doğru ve yoğun çalışması lazımdır. Maalesef bugün Diyanet İşleri Başkanlığının çalışmaları yeterli değildir.

       Atatürk gerçek İslam’ı iyi ve doğru anlamış, İslam’ın akla ve bilime önem verdiğinin farkına varmıştır. Ayrıca bu çerçevede bugün de var olan saf Müslümanları cemaat ve tarikat şeflerinin kölesi, marabası haline getiren yapılara karşı da halkı uyarmıştır. Şöyle der:

       “Bizim dinimiz, akla en uygun ve en doğal bir dindir. Ve ancak bu nedenledir ki son din olmuştur. Bir dinin doğal olması için akla, tekniğe, bilime ve mantığa uyması gereklidir. Bizim dinimiz bunlara tamamen uygundur. Müslümanların toplumsal yaşamında, hiç kimsenin özel bir sınıf halinde varlığını korumaya hakkı yoktur. Kendilerinde böyle bir hak görenler, dinî emirlere uygun harekette bulunmuş olmazlar. Bizde ruhbanlık yoktur, hepimiz eşitiz ve dinimizin kurallarını eşit olarak öğrenmek zorundayız. Her birey dinini, din duygusunu, imanını öğrenmek için bir yere muhtaçtır; orası da Okuldur.”(1923)



Bu yazı 1416 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI