escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan istanbul escort istanbul escort istanbul escort vtunnel
Bugun...


Prof. Dr. Nurullah ÇETİN


Facebookta Paylaş









MİLLETİN TAŞIYICI KOLONU: DİL BİRLİĞİ
Tarih: 02-04-2018 13:42:00 Güncelleme: 03-04-2018 15:15:00


       Kalabalık, aralarında ortak değerleri, sembolleri ve kurumları olmayan, ortak duygu, düşünce ve heyecanları paylaşmayan, birbirinden habersiz, millet bilinci olmayan, ortak tarih kıvancı ve ortak gelecek tasavvuru olmayan, salt bireysel menfaatler için yaşayan insan yığını demektir.

       Millet ise ortak sosyolojik, kültürel, hukuki değerlerde bir araya gelmiş, dili, dini, gönlü, vatanı, devleti, bayrağı, kültürü, sanatı, edebiyatı, geleneği göreneği, âdeti, töreni bir, tarihi, gelecek kaygısı ortak, kaynaşmış, anlaşmış, millî birlik ve beraberlik şuuruna sahip, bilinçli bir toplumsal yapının adıdır.

       Atatürk’ün hem Millî Mücadele sürecinde hem de Türkiye Cumhuriyeti Devletini kurma aşamasında temel düşüncesi, millet olma vasfını büyük ölçüde kaybetmiş ya da millet bağı çözülmüş kalabalıkları, bireyleşme eğilimi gösteren kişileri, etnik, kavmiyetçi ya da mezhepçi yapılarla ayrışma eğilimi gösteren grupları, değişik özelliklerle ayrışan farklı zümreleri ortak değerler, semboller ve kurumlar etrafında toplayarak sınıfsız, imtiyazsız Türk vatandaşı, Türk milleti temelinde eşitleyen, dayanışma içinde olan, gönül birliği içinde bulunan bir “Türk milleti” inşa etmeye ya da zaten var olan Türk milletini daha da kuvvetlendirmeye, daha da sağlam temellere oturtmaya çalıştı.

       Bu çerçevede Atatürk’ün kalabalığı milletleştirme projesinin temel dinamikleri şunlardır:

*Milletin Taşıyıcı Kolonu: Dil Birliği:

       Millet olmanın ilk temel taşı, aynı dili kullanıyor olmaktır. Dil birliği olmadan millet olmaz. Farklı diller konuşan ve yazan insanlar, tek millet olamazlar. Tek millet olmanın temel şartı, tek dilde birleşmek, bir dili iletişim sistemi olarak kabul etmektir. Türkiye’de yaşayan her vatandaşın tek iletişim sistemi Türkçe olmazsa Türk milleti yani tek millet olamazlar.

       Nitekim Atatürk, şöyle diyor:

    “Türk demek dil demektir. Milliyetin çok belirgin niteliklerinden biri de dildir. ‘Türk milletindenim’ diyen insan, her şeyden evvel mutlaka Türkçe konuşmalıdır. Türkçe konuşmayan bir insan, Türk kültürüne, topluluğuna bağlılığını iddia ederse buna inanmak doğru olmaz.” (1931)

       “Millî bilincin ayakta kalabilmesi ve uyanık bulunması için, dil ve tarih uğrunda çalışmaya mecburuz. (…..) Türk milletinin millî dili ve millî benliği, bütün hayatında egemen ve esas kalacaktır.” (1933)

       Birbirini anlamayan, dertlerini birbirine aynı dilde anlatamayan, sevinçte ve tasada duygularını aynı dilde paylaşamayan insanlar, tek millet olamazlar. Ayrıca her bölgede farklı dillerin konuşulduğu ve yazıldığı ülkede tek millet olamaz. Bunun için Atatürk’ün “Bağımsız ve Millî Türk Devleti ve Tek Millet: Türk Milleti” projesinin ilk unsuru resmî dilin, eğitim dilinin, basın yayın dilinin, çarşıda pazarda, resmî ve özel kurumlarda kullanılan anlaşma dilinin Türkçe olmasını, Türkçenin resmî yazı ve kültür dili olarak temelinin de İstanbul Türkçesi olmasını sağlayan kurumsal nitelikli hukukî, resmî adımlar attı.

       Tek dil Türkçe temel taşını hem anayasal düzeyde sağlama aldı, hem de kurumsal planda perçinledi. Bu bağlamda 12 Temmuz 1932'de Türk Dili Tetkik Cemiyeti adıyla Türk Dil Kurumunu kurdu. Bununla işi bilimsel, kültürel, edebî alanda kurumlaştırdı. Bugün Türkiye’mizde Türkçe, tek iletişim sistemi haline gelmiştir. Atatürk’ün Türkçeyi tek dil yapmadaki ve bu dili de zengin, işlek, derin, kapsamlı bir yazı ve konuşma dili haline getirmedeki başarısı yadsınamaz.

       Atatürk, yazı ve konuşmalarında Türkçenin Türk milletinin tek dili olduğunu ısrarla vurgulamıştır. Mesela bir yerde şöyle der:

“Türk milletinin dili Türkçe'dir. Türk dili, dünyada en güzel, en zengin ve en kolay olabilecek bir dildir. Onun için her Türk, dilini çok sever ve onu yüceltmek için çalışır... Türk dili, Türk milleti için kutsal bir hazinedir. Çünkü Türk milleti geçirdiği sayısız felâketler, içinde ahlâkının, geleneklerinin, hatıralarının, çıkarlarının, kısaca bugün kendi milliyetini yapan her şeyin dili sayesinde korunduğunu görüyor. Türk dili, Türk milletinin, kalbidir, zihnidir.” (1929)

       Buradan hareketle Türkiye’de Türkçeden başka dillerin eğitim dili ve resmî dil yapılmasının kesin olarak yasaklanması gereğini anlıyoruz.

       Atatürk ayrıca Türkçenin zenginliğine, derinliğine vurgu yaparken bu zenginliği ortaya çıkarmak ve daha da geliştirmek için Türkçenin çok iyi kullanılması ve Türkçe adına çalışmaların yoğunlaştırılması üzerinde de durur:

“Türk dili, zengin, geniş bir dildir. Her kavramı ifade kâbiliyeti vardır. Yalnız onun bütün varlıklarını aramak, bulmak, toplamak, onlar üzerinde çalışmak lazımdır.” (1930)

       Türkçe bizim millî kimliğimizin temel taşıdır. Ayrıca biz Türkçemizle bağımsız bir millet ve devlet olarak varlığımızı koruruz. Bu konuyu da Atatürk veciz olarak şöyle ifade eder:

“Millî duygu ile dil arasındaki bağ, çok kuvvetlidir. Dilin millî ve zengin olması, millî duygusunun gelişmesinde başlıca etkendir. Türk dili, dillerin en zenginlerindendir; yeter ki bu dil, bilinçle işlensin. Ülkesini yüksek bağımsızlığını korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.” (1930)

       Atatürk, Türkçemizi koruma ve geliştirme işinin Devlete ait bir sorumluluk olduğunu ısrarla vurgular:

“Türk dilinin kendi benliğine, aslında güzellik ve zenginliğe kavuşması için, bütün devlet teşkilatımızın dikkatli, ilgili olmasını isteriz.” (1932)

       Atatürk’ün bu sözlerinden hareketle bugün Türkiye Cumhuriyeti Devleti, “Türkçeyi Koruma, Geliştirme ve Yayma Kanunu”nu çıkarmalı ve Türkçeyi iş yeri isimlerinden başlayarak ülkenin her yerinde tek geçerli dil haline getirmelidir.

       Türkçemizi koruma, geliştirme ve yayma işi, sadece bireylere ve devlete düşmüyor; aynı zamanda ve belki de en çok basın yayın organlarına ve aydınlara düşüyor. Atatürk konunun hassasiyetini şöyle ifade ediyor:

“Türk dilinin sadeleştirilmesi, zenginleştirilmesi ve kamuoyuna bunların benimsetilmesi için her yayın vasıtasından faydalanmalıyız. Her aydın, hangi konuda olursa olsun yazarken buna dikkat edebilmeli, konuşma dilimizi ise âhenkli, güzel bir hale getirmeliyiz.” (1938)

       *Milletin Taşıyıcı Kolonu: Dil Birliği: Kültür, bir milletin ortak millî ruhuna, zevk ve anlayışına göre ürettiği maddi ve manevi, somut ve soyut nesneler, değerler, semboller ve kurumlar toplamıdır. Türk milletinin binyıllar boyunca kendine özgü üretmiş olduğu, yaşadığı ve yaşattığı bir millî kültür havası vardır. Ancak özellikle Tanzimat’tan sonraki süreçte, Osmanlı Devleti yıkılıp yeni Türkiye Cumhuriyeti Devleti kuruluncaya kadarki süreçte batıcılaşma hareketlerinin yoğunlaşması üzerine Türkler, kendi millî kültür değerlerini kademe kademe unutmaya, terk etmeye, batılılara benzemeye çalıştılar.

       Bu durumun farkına varan Başbuğ Mustafa Kemal Atatürk, “Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli kültürdür.” (1936) diyerek kültür emperyalizmine karşı millî Türk kültürünü canlandırma yolunda hem uyarılarda bulundu, hem de resmî anlamda kurumsal nitelikli kalıcı adımlar attı.

       Mesela bu bağlamda şöyle demiştir:

       “Şimdiye değin izlenen öğretim ve eğitim metotlarının milletimizin gerileme tarihinde en önemli bir sebep olduğu kanaatindeyim. Bunun için bir millî eğitim programından söz ederken, eski dönemin hurafelerinden ve doğuştan var olan özelliklerimizle hiç de ilişkisi olmayan yabancı fikirlerden, doğudan ve batıdan gelebilen bütün etkilerden tamamen uzak, millî ve tarihî karakterimizle orantılı bir kültür kastediyorum. Çünkü millî dehamızın tam gelişmesi, ancak böyle bir kültür ile temin olunabilir. Gelişigüzel bir yabancı kültürü, şimdiye kadar izlenen yabancı kültürlerin yıkıcı sonuçlarını tekrar ettirebilir. Kültür, zeminle orantılıdır. O zemin, milletin karakteridir.” (1921)

       Atatürk, ülkemizin ilerleyebilmesini, mutlu ve müreffeh bir millet olarak varlığının devamını, milletimizin millî kültürle donanmış, meslek sahibi bireylerden oluşmasına bağlı görüyor:

“Milletimizin dehasının gelişmesi ve bu sayede lâyık olduğu uygarlık düzeyine ulaşması, hiç kuşkusuz ki, yüksek meslekler sahiplerini yetiştirmekle ve millî kültürümüzü yüceltmekle mümkündür.” (1922)

       Milletlerin kendi devletleri çatısı altında yaşayabilmeleri, ancak bağımsız olmalarına bağlıdır. Bağımsız bir millet ve devlet de ancak kendine özgü millî kültürüyle var olabilir. Nitekim Atatürk, bu konuda şöyle der:

“Millî bağımsızlık, millî kültür ile eş değerdedir.”(1923)

       Millî kültür de yazıyla, okumayla, bilim, kültür, sanat faaliyetleriyle, basın yayınla, kitapla yayılabilir. Atatürk, bu hususa da şöyle değinir:

“Kitap yazma ve çeviri işleri, millî egemenliğin dayanağı ve millî kültürün en önemli yayılma araçlarıdır.” (1923)

       Atatürk, kendisine yöneltilen: “İşte memleketi kurtardınız. Şimdi ne yapmak istersiniz?” şeklindeki bir soruya şöyle cevap verdi:

“Millî Eğitim Bakanı olarak millî kültürü yükseltmeye çalışmak, en büyük emelimdir. (1923)

       Nitekim Atatürk, bu amaç doğrultusunda kararlılığını ortaya koymuştur:

“Millî kültürün her çığırda açılarak yükselmesini, Türk Cumhuriyeti’nin temel dileği olarak temin edeceğiz.” (1932)

       Atatürk, kendi döneminde millî Türk kültürünü Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu, Türk Ocakları, Halkevleri, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, İstanbul Üniversitesi, ilkokul, ortaokul ve liselerle, gazete ve dergilerle, ayrıca başka değişik kanallarla hem derleyip toplayıp ortaya çıkarmada, hem öğretmede, hem yaşatmada ve yaymada çok büyük gayretler ortaya koydu.

       Ancak onun ölümünden sonraki süreçte Türk millî kültürü geriye itildi. İsmet İnönü ile birlikte eski Yunan, Latin, Avrupa kültürleri egemen kılınmaya çalışıldı ve maalesef günümüzde Avrupa ve Amerika kültürü baskın hale geldi. Atatürk’ün kurduğu devlete sahip çıkacak olan Türkler, atalarının bıraktığı millî Türk kültürünü canlandırma ve yaşatma projesini yeniden hayata geçirmek durumundadırlar.

       Yoksa özellikle yaygınlaşan ve gençlerimizi esir alan Amerikan kültürü ile yeni Türk nesilleri, kendi öz benliklerinden, kendi millî Türk kültürlerinden hızla uzaklaşmaktadırlar. Bunun feci sonucu da millet ve devlet olarak tasfiye olmamız gibi bir tehlikedir.



Bu yazı 314 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI