Bugun...


Selma SAYAR


Facebookta Paylaş









AKIL HOCAM SELAMİ ABİ
Tarih: 02-09-2019 10:49:00 Güncelleme: 02-09-2019 10:49:00


“Ölüm geliyor aklıma birden ölüm
Bir ağacın gölgesine sarılıyorum”

                              Cemal SÜREYA

 

 

     Selami Abi mahallenin delikanlısıydı. Kim ne yapacaksa, nereye gidecekse ondan fikir alırdı. Çok kitap okurdu. Anlamadığımız bir konu mu var? Soluğu onun yanında alırdık. Ben de yeni yetmeyim daha, pek çok şeye aklım ermiyor, ama büyük hayranlık da duyuyorum Selami Abiye. Çok yakışıklı bir adamdı. O nasıl boy bos, nasıl bir endam. Hele o bıyık, saç, ten. Bakışını hiç saymıyorum. Kızlar, kim bilir nasıl iç geçiriyorlardır onu görünce, ama yüz vermezdi. Zaman zaman hülyalara dalardı. Bir derdinin olduğunu bilirdik de ser verir sır vermezdi. Çok da sigara içerdi. Her fırt çekişinde, adını bilmediğimiz birilerini içine çektiğini düşünürdük.

     Sahi, Selami Abi nereden gelmişti bu mahalleye? O bir muamma! Bir gün ansızın çıkageldi elinde tahta bir bavulla. Tahta bavul dediysem, sadece kitaplar var içinde. Önce, herkes çok şaşırmıştı, ama onu tanıyınca neden sadece kitaplarının olduğunu anladık. “Eski bir tanıdığım var, diyerek” çıkıp gelmişti. O tanıdık kim? Onu da bir türlü öğrenemedik. Sanki doğma büyüme buralıymış gibi sahiplendi herkes. Önce ona küçük, eski bir ev kiralandı. Sonra temizlendi, kireç badanası yapıldı. Sevimli, kutu gibi bir şey oldu. Mutluydu Selami Abi. Mahallenin tek kahvesinde de çaycı olarak işe başladı. Ne güzel çay demliyordu öyle! Mahalleli içmeye doyamıyordu. Artık kimse evinde oturmak istemiyor, akşam olup el ayak çekilince, çocuklar yataklara büyükler kahveye akın ediyordu.

     Selami Abi derya deniz gibi bir adamdı. Başka diyarlardan, rüyalardan, farklı hayallerden söz ediyordu sürekli. Hele öyle bir hülyası vardı ki! Eşit, adil bir dünyadan söz ediyordu. Üretilen her şey eşit pay edilecek falan derdi de o küçük aklımla anlamak da zorlanıyordum.

     Cüssesi de yerinde, heyecanlı, cesur ve atılgandı. Kavganın adı geçmeyiversin hemen o kavgaya karışırdı. Çok da iyi dövüşürdü. Yumrukları demir gibi, vurdu mu sererdi karşıdakini. Kitaplardan söz ederken yüzü sevimlileşen o adam, kavga anında birdenbire burnundan soluyan, ağzından tükürükler akan, gözlerini kin ve öfke bürüyen birine dönüşüyordu.

     O anlarda, onu tanımakta zorlanıyordum. Sahici Selami Abi hangisiydi? Birden korkuya kapılıyor, ona olan güvenim sarsılıyor, yanına gitmeye çekiniyordum. O da bir zaman sonra bendeki değişikliği fark edip, uzaktan görünce “gel” manasında bana el sallıyordu. Yanına gidince de elini omzuma atıp, “hadi bir maç yapalım” dediği an, ona dair bütün olumsuz düşüncelerim silinip gidiyordu.

     Bir gün polisler çıkageldi. Yaka paça götürdüler Selami Abiyi. Herkes şokta. İyi de suçu ne? Dosyası kabarık falan diyordu büyükler. Kavgalara karışmış, birilerini yaralamış, hatta öldürmüş mü ne! Yok artık! Selami Abi bir karıncayı bile haksız yere incitmeyen bir adamdı. Tamam, kavga etmeyi seviyordu, ama haksızlığa gelemiyordu. Avukat tutacak durumu da yok. Kendi aramızda topladığımız parayı muhtara verip, gönderdik karakola. Büyük bir üzüntü ve merak içinde, iyi bir haberin gelmesini beklemeye başladık.

     Koşullar çok zor, yollar asfalt bile değil. Günde bir dolmuş kalkarsa şehre, şanslıydık. Derken, muhtar kireç gibi bir suratla çıkageldi. Haberler kötüydü. Muhtar yalvarmış yakarmış, yine de onunla görüştürmemişler. Toplanılan parayı, nezarethanedeki nöbetçiye vermiş, bir ihtiyacı olursa buradan karşılansın diye. Muhtar ayrılırken de karakol komiseri, “Bu mahkûmu unutun! Suçu ağır, görmeme ihtimaliniz de olabilir. Daha önce de buralara düşmüştü, bu defa paçayı kurtaramaz,” demiş. Bizim muhtarın yüreğine indirmiş. İnanmadık tabii, o gönül zengini, yediği lokmayı bile paylaşan, gülen gözlerine bir dünya sığdıran o adam, suçlu olamazdı.

     En sevdiğim varlığımı kaybetmişçesine gecelerce yasını tuttum. Onunla yaşadığımız anılarıma, gelecekte yapacağımız sohbetleri de katarak, kendimi teselli ettim. Bu arada mahallelinin, o çok sevdikleri adamı, her geçen gün unutmaya başladığını fark ettim. Hayatın dertleriyle uğraşırlarken, kimi zaman görüş günü unutuluyordu. Oysa mıhlıydı aklımda onun görüş saatleri. Sağa sola hatırlatsam da sonuç değişmiyordu. İsyanım büyüyordu mahalleliye.

     Selami Abinin atladığım bir özelliği daha vardı. Harika ses tonuyla, muhteşem şiirler okurdu. Ne çok şiir vardı ezberinde. Gözlerini kapattı mı, bilirdim ki bir şiir patlatacak. Değmeyin keyfime o vakit. Okurken, sanki yaşardı dizeleri. Su gibi akardı ağzından, nağmeli seslendirirdi. Şarkı mı söylüyor, şiir mi okuyor anlamak zordu. En çok da şiir okurken ki halini çok özlüyordum.

     Aradan epey bir zaman geçti. Ara sıra, birkaç kişi dışında, onun ziyaretine giden olmuyordu. Her şeye rağmen, sabırla, çıkmayı beklediğini söylüyordu gidenler. “Suçsuzum” diyor, başka bir şey demiyormuş. O hengâmede beni ayrıca sorması, ona olan hayranlığımı artırıyordu.

     Günler günleri, aylar ayları kovaladı. Yaz sonbahara, sonbahar kışa döndü. Kar, kış kıyamet. Günde bir kez şehre inen dolmuş bile, günlerdir kış uykusunda. Bütün mahalleli evlerine çekilmiş. Odun sobalarının etrafında, bir yandan ısınıyor, diğer yandan, birbirine uydurdukları masalları anlatarak, uzun kış gecelerini kısaltmaya çalışıyordu.

     Gecelerin birinde, mahalleli yatmaya hazırlanırken, muhtarın kapısı çaldı. Ev halkı telaş içinde kapıyı açtığında Selami Abiyi karşılarında görünce, küçük dillerini yuttular. Saçı sakalı birbirine karışmış, üstü başı dağınık, hatta pasaklı, elinde yine mahalleye ilk gelişindeki tahta bavul. İçinde kirlileri var, elinde tutmaya mecali yok. Belli ki çok yol yürümüş.  O saatte, o karda kışta, o yolu nasıl gelmiş? Selami Abi bu! Şaşırtır da sevindirir de.

     Muhtar, beti benzi atmış bir şekilde, kerhen de olsa buyur etmiş içeriye. Selami Abinin ağzını bıçak açmıyor. Tahliye mi oldu, kaçtı mı, kaçırıldı mı? Hiçbirine yanıt yok. Üst baş verildikten sonra, yatağı hazırlanmış. Herkes odasına çekilmiş. Gecenin bir vakti, bir bağırtıyla ev halkı yataklarından fırlamış. Selami Abi, boğazından sıkılıp, nefessiz bırakılan bir kaplan gibi kükrüyor. Sağa sola vuruyor. Zor zapt etmişler. Evde bir korku ve panik havası. Sabahı zor edecekler besbelli. O anda Selami Abi herkesin çok tedirgin olduğunu görmüş, daha çok mahcup olmuş. Kaptığı gibi tahta bavulunu, evden çıkmış, gecenin karanlığında kaybolmuş. İki gün sonra, dağda kurtlar tarafından parçalanmış cesedi bulunmuş.

     Tanıdığımdan bu yana hayatımı anlamlandıran o insan ölmüştü. Gecelerce bu sorunun yanıtını aradım. Öfkem dağ gibi oldu. Ona hem lanet ediyor hem de bir gün hiç ölmemiş gibi çıkıp gelmesini bekliyordum. Sonsuza kadar arkadaşsız, abisiz kalmıştım. Yaşadığım duygunun izahı yoktu. Yüreğim orta yerinden yarılmış gibiydi. Acımdan kıvranıyordum. Ne yapacağımı bilemez bir halde sokaklara attım kendimi. Böğürür gibi ağlıyor, elime ne geçerse kırıyor, parçalıyordum. Adeta delirmiştim.

     Başım sıkıştığında, bir derdim olduğunda, bir olaya karıştığımda, yanımda olan insan yoktu artık. Hem de kurtlara yem olmuştu. Kabullenemiyordum. İsyanım muhtara ve ona sahip çıkamayan köy halkına idi. Yemeden içmeden kesildim. Yüzüm sararıp solmaya, hiçbir şeyden keyif almamaya başladım. Ağlama nöbetlerine tutulmuştum. Onu hatırlatan her şeyden hem nefret ediyor hem de taparcasına sahip çıkıyordum. Gittiğim her yere, onun anılarıyla gidiyordum. Zaman zaman kendi kendime gülümsediğimi, onunla sohbet ettiğimi hayal ediyor, mutlu oluyordum.

     Mahalleliye sorarsanız, yavaş yavaş akıl sağlığımı kaybediyordum. Çünkü onunla, daha önce gittiğimiz yerlerde, kendimi unutuyordum. Özellikle dağda, bayırda yaptığımız gezilerin tekrarını yapıyordum. Çimlere uzanıp güneşin batışını ya da yavaş yavaş bulutlanan gökyüzünü bazen de yağan yağmuru, birlikte nasıl karşıladığımızı anımsıyordum. Onsuz yaşamanın ne kadar anlamsızlaştığını hissediyordum. Sanırım ona tanımsız bir sevgiyle bağlanmıştım. Bu sevgim, benimle mezara kadar gidecekti.

     Çığlık çığlığa uyandım. Zifiri karanlık. Birden lamba yandı. “Korkma! Kâbus görüyordun, geçti.  Hadi uyu” diyen, Selami Abinin o rahatlatıcı sesiyle, tekrar uykuya daldım.

 

 

 

 



Bu yazı 618 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI