Örnek HTML sayfası Your Page Title
Bugun...


Sibel Unur ÖZDEMİR


Facebookta Paylaş









ASAF BEY
Tarih: 02-01-2021 13:30:00 Güncelleme: 02-01-2021 13:31:00


Anahtar, deliğin içinde döndü bir kez ve açıldı kapı.

 

Kürşat, ayakkabılarını kapının önünde çıkararak içeri girdi. Önce maskesini, eldivenlerini sıyırdı aldı üzerinden ve çöp kutusunun derinliklerine bıraktı virüsü.

 

Elini, yüzünü yıkamak için banyoya girdi. Girer girmez klozet ile karşılaştı. Çok değil, daha dokuz ay önce banyoyu elden geçirtmişti. Küveti kırdırmış, duşa kabin yaptırtmış ve banyoya bir klozet koydurmuştu babasının yaşam kalitesini düzenlemek için.

 

Babası eskisi gibi değildi son zamanlarda. Romatizma tüm vücudunu sarmıştı. Oturup kalkarken zorlanıyordu. Adım atarken bastonundan yardım alıyordu hayli zamandır.

 

Zihninden hızla geçen görüntüler daha derinden etkilemişti Kürşat’ı. Musluğu açarak elini, yüzünü yıkadı. Serinliği uzun süre teninde hissetmek için kurulamadı.

 

Bedenini, sallanan koltuğunun kucağına bıraktı. Bir pelte gibi hissediyordu kendisini. Biliyordu durumu normaldi. Kim babasını kaybeder de yeisse kapılmazdı ki… Gözlerini kapattı bir şeyleri unutmak için ancak umduğu gibi olmadı, yaşadıkları tek tek geçti dimağından.

 

Defin işlemi tamamlanır tamamlanmaz herkes çil yavrusu gibi dağılmıştı. Zaten birkaç kişinin dışında da cenaze törenine katılan olmamıştı. Her şey yarım yaşanıyordu bu hastalık yüzünden. Kabrin önünde yalnız kalmıştı Asaf Efendi ile Kürşat.

 

“Ah babacığım ah! Kim bilebilirdi ki senin de Covid 19 illetine yakalanacağını…” diyen sesinin yanaklarına süzülen yaşlarla çarpıştığını hissetmedi bile Kürşat.

 

“Çember iyice daraldı. Gün geçmiyor ki bir yakınımızın bu illete yakalandığını duymayalım. Artık sosyal medyada da bulunmak istemiyorum. İç açıcı bir haber yok.  Hep Covid 19 ve ölüm vakaları. İyileşenler de var ama… Sen iyileşemedin babacığım.” düşünceleri arasında derin bir iç çekti.

 

Kalktı yerinden babasının odasının kapısından içeriye baktı. Yatağı, konsülü, pijaması, gözlüğü, bastonu, sigara tabakası, bulmacaları… Hepsi, hepsi yetim kalmıştı işte kendisi gibi.

 

Odadan içeriye girerek Asaf Efendi’nin yatağına yaklaştı. Yastığını aldı ellerine. Kokladı. Yorganını kaplayan nevresimi okşadı. Yatak da yastık da yorgan da tütün kokuyordu, babası kokuyordu. Birkaç damla gözyaşı ıslattı nevresimi. Olduğu yerde ne kadar kaldı bilemedi Kürşat. Zaman, dün gecede dursun isterdi bir dilek hakkı olsaydı yani babası henüz son nefesini vermeden öncede. Lakin zalimdi zaman, istediğinde öyle çabuk akıp geçiyordu ki…

 

Odadan çıktı Kürşat. Sol yanına yerleşen ağırlık hissini derinlerde, çok derinlerde bir yerlerde kuvvetlice hissetti. Nefes alamıyordu sanki. Pencereye yaklaştı. Pervazda duran saksılardaki menekşeleri okşadı. Babası her sabah onlarla konuşur, yapraklarını okşar ve su verirdi. Nasıl arındıracaktı düşüncelerini acı veren bu duygulardan. Biliyordu acısı henüz çok yeniydi; ne var ki bu evin her yanında da Asaf Bey’in hatıraları vardı.

 

Pencereyi açtı Kürşat. Soğuk havayı ciğerlerine çekti. Sanki soğuk hava yüzüne vurdukça, onu üşüttükçe arınacaktı hüznünden. O an nasıl oldu anlayamadı ama mor menekşenin usulca eline dokunduğunu hissetti. Sanki “Üzülme artık Kürşat! Asaf Bey yok artık ama bak… Bizler varız. Sana dost oluruz.” dediğini işitti mor menekşenin. Hafif bir gülümseme yayıldı yüzüne kısa bir an için. Ardından rüzgârın soluğunun dondurduğu yüzünü gökyüzüne çevirdi ve göğün artık mavi olmadığını fark etti Kürşat.

 



Bu yazı 3061 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI