Bugun...


Sibel Unur ÖZDEMİR


Facebookta Paylaş









İSİM YAPMAMIŞ YAZARLAR NE YAPMALI?
Tarih: 01-01-2019 12:57:00 Güncelleme: 01-01-2019 12:57:00


       Yazıma neden böyle bir başlık attım merak ediyorsunuz belki de. Hemen anlatmaya başlayayım. Yayınevleri ismi duyulmamış yazarların kitaplarını basmaya pek sıcak bakmıyorlar. Onların çoğu bu işe ticari amaçla yaklaştıkları için böyle düşünmeleri kendi açılarından doğal gibi görünse de bu yazarlara fırsat verilmediği gerçeğini değiştirmiyor. Ne yani isim yapmış, medyatik olmayı başarmış yazarların her eseri çok mu iyi? Ya da isim yapamamış yazarların eserleri kötü mü? Nasıl bir kısır döngü bu?

       İsim yapmamış yazarlar birkaç kuruşu denkleştirip kendi kitaplarının basım masrafını ödeyerek yazdıklarını gün yüzüne çıkarmaya uğraşıyorlar. Kendilerince çare buluyorlar edebiyat dünyasında var olmak için. Bu sefer de edebiyat ehli konumundaki kişiler bu yazarların kitaplarının iyi olmadığını söylüyorlar.

       Neden mi?

       Çünkü bu yazarların kitapları herhangi bir denetimden geçmiyor yani parayı veren düdüğü çalıyor mantığı yerleşiyor dimağlarına. Elbette her eser isim yapsın/yapmasın güzel değil. Belki bir denetim merkezi de gerekli ama bu telifle basılan kitabın iyi, yazarı tarafından masrafı ödenerek basılan kitabın kötü olduğu anlamına gelmez. Ne yazık ki bazı zihniyetler böyle işliyor.

       Telif veren yayınevleri kendilerini riske atmak istemezken isim yapmamış yazarların kitaplarını basmaktan geri dururken ve yine onlar için imza günü düzenlemek istemezken bu yazarlar nasıl yol alacak, ne kadar ilerleyebilecekler edebiyat dünyasında?

       Mutlaka basılan her kitap iyi değil ama bunu yukarıda bahsettiğim kriterler üzerinden yürütmeleri yanlış olur.

       İsim yapmamış yazarlar seslerini nasıl duyuracaklar, asıl sorun bu.

       Kitapçı raflarında sıra sıra kitaplar -tabii ünlü isimlere ait- best seller’larda, yeni çıkanlar bölümünde yer alırken benim isim yapmamış garip yazarımın bir iki kitabı dükkânın en ücra köşesindeki rafta tozlanacak. Ancak yazarı tanıyan kişi ismiyle gidip kitabı sorarsa danışmadaki kişi lütfen yerinden kalkacak ve rafın derinliklerinden kitabı bulup getirecek. Es kaza kitap bittiyse yayınevinden yeniden isteme gafletinde bile bulunmayacak. Olur da zaman içerisinde kitabı soran olursa “Tükenmiş.” diyecek. “Ne zaman gelir?” olursa cevap “Yazarla yayınevinin arasındaki anlaşmazlıktan dolayı gelmez.” diyecek bu soruyu soranın kitabın yazarı olduğunu bilmeden. Yazar şaşkın. Neden mi? Yayınevi ile arasında sorun falan yok. Sadece kitabevi kitap için istek yapmıyor. Mesele bundan ibaret.

       Kitap fuarlarında da durum bundan farksız olacak. Yazarın eşi-dostu gelecek imza gününe. Çevresi varsa ne ala yoksa öylece oturup bekleyecek önünden geçen bir iki kişi kitabıyla ilgilensin diye. Düşünsenize bir eser çıkarmışsınız ortaya. Gece dememiş gündüz dememiş çalışmışsınız. Bilgisayar başında geceyi güne eklemişsiniz. Kafa yormuşsunuz. Emek vermişsiniz. Araştırma yapmışsınız. Bir esere can, kan vermişsiniz. O kahramanlarla ağlayıp gülmüşsünüz. Mücadele ederek bir şekilde kitabınızın basılmasını sağlamışsınız. Ve nihayet okurla buluşsun istiyorsunuz. Okur ne yapıyor peki? İsim yapmış yazarların kitaplarını tercih ediyor. Öğrenciler ise kendi tercihlerini değil öğretmenlerin ellerine verdikleri listede yer alan kitapların peşinde koşturuyor. Tabii o listelerde de isim yapan yazarların kitapları mevcut.

       Çevreniz, sizi tanıyanlardan başka gelen olmayacak imza gününüze. Onlar da sohbet etmeye, fotoğraf çektirmeye falan gelecekler. Çünkü siz onlara zaten kitabınızı hediye etmiştiniz. Bir kitap on lira diyelim. Bir kişiye bir kitaba on lira vermek dokunmaz ama siz yüz kişiye kitabınızı hediye ettiğinizde biriken on liralar size dokunur. Bir de buna şehir dışındaki yakınlarınız için ödediğiniz kargo ücretini eklediğinizde… Emeğinizin karşılığını alamadığınız gibi yayınevine olan borcunuzu da ödemeniz güçleşir. Geri dönüşüm sağlanamaz çünkü.

       Kitapçıdaydım bir gün. Kitap seçiyordum almak için. Bir anne, satıcıya çocuğu için kitap alacağını, hangi kitapları önerdiğini sordu. Satıcı,  filanca yayınevinin şu yazarının kitaplarının (çok bilindik bir yayınevi ve yazar) çok tercih edildiğini söylediğine kulak misafiri oldum. Satıcı o kitapları okumuş muydu? Ne kadar bilgisi vardı önerdiği yayınevi ve o yazarın kitapları hakkında? Bunu bilemeyiz. Ne var ki gördüğünüz gibi işleyiş bu şekilde. Ya satıcıların ya da öğretmenlerin önerdiği kitaplar veliler tarafından tercih ediliyor. Vah benim isim yapmamış yazarım vah!

       Bir de okullar var. Onlar da isim yapan yazarların okullarına gelmelerini, söyleşi ve imza günü yapmaları taraftarılar. Okullarındaki etkinlikle seslerini duyurma, sosyal bir aktivite yerine getirme peşindeler. Bunu nereden mi biliyorum? Yıllar önce görüştüğümüz bir okulda “Siz uluslararası bir yazar mısınız?” diye sormuştu okulun yetkilisi. Ne demek istediğini sorduğumda kem küm etmişti. Yurtdışında yayınlanan bir dergide uzun zamandır yazılarımın yayınlandığını, ayrıca Azerbaycan Türkçesine çevrilen şiirlerimin olduğunu söyledim kendisine. Acaba bu durumda uluslararası bir yazar oluyor muydum? Zaten sonra da gitmedim o okula imza günü için.

       İçinde bulunduğumuz ekonomik koşullarda isim yapmamış yazarlarımın işi de zorlaştı. Kâğıtlar ithal. Maliyet yükseldi haliyle. Nasıl olacak da denkleştirecek kitabını bastırmak için birkaç kuruşu. Bir de kitabı resimlenmesi boyutu var işin. Eğer çocuk kitapları yazıyorsa işi zor. Yazdığı metne uygun resimleri yaptırabilmek için iyi bir ressam bulması gerekiyor. Tabii resimlerin ücretini de kendisi ödüyor. Görüyorsunuz ya yayınevine verilecek baskı ücretinin yanı sıra bir de ressama ödeme yapmak zorunda. Sonra bu kitapları siyah beyaz bastırmaya mecbur kalıyor istemese de. Çünkü renkli kitap bastırmak iki katı fiyat ve buna gücü yetmiyor. Kitabın etiketine ona göre fiyat yansıması gerek o zaman. Zaten okuma oranı az olan ülkemizde bir de kitaba yüksek ücret konulduğunda satımı daha da güçleşiyor. O zaman bin bir emekle meydana getirilen kitaplar depolarda kalmaya mahkûm ediliyor.

       Bu işin bir başka yönü varmış. Çok sonraları öğrendim. Bazı kişiler/şirketler kitap satış işini öyle sistematik hale getirmiş ki şaşar kalırsınız. Gidip okullarla görüşüyor, öğretmenlere bilgisayar vb. şeyler hediye edip sınıflarına kitap setleri aldırtmalarını sağlıyorlarmış. Ne diyeyim, bal tutan parmağını yalasın.

       Bir de madalyonun öteki yüzü var. Bazı hallerde yayınevi,  dağıtım şirketi, kitabevi kazanırken o kadar emek veren, yoktan var eden yazarın eline iki kuruş bile geçmiyor, emeğin karşılığını alamıyor. Yayınevleri tarafından kandırılan yazarlar da var ne yazık ki…

       Şimdi soruyorum sizlere; bu durumda ne yapsın benim isim yapmamış yazarım? Gönlüne düşen edebiyat aşkına sırtını dönüp çekip gitsin mi yoksa kalıp tüm bu olumsuz koşullara rağmen edebiyat dünyasında yer alabilmek için savaşmaya devam mı etsin?

 

 

 



Bu yazı 5081 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI