Bugun...


Sibel Unur ÖZDEMİR


Facebookta Paylaş









ÖLÜMÜM NASIL OLACAK?
Tarih: 01-05-2019 10:35:00 Güncelleme: 01-05-2019 10:35:00


Ölüm, fena şey. Belki de meçhule gitmek kötü olan. Biri çekip gidiyor ve bizler gidenin ardından neler olduğunu bilmiyoruz. Üzerine topraklar atılıyor kürek kürek. Çok yakınımız olsa da onu orada bırakıp dönüyoruz eve, tek başımıza.

 

Bir sürü insan toplanıyor etrafımıza. Kimi içten duygularında, bizim kadar üzgün. Kimi sadece formalite olarak gelmiş. Bir an önce gitmeye can atıyor. Ateş düştüğü yeri yakıyor.

 

İçeride matem. Dışarıda hayatın günlük koşuşturması devam ediyor. Vay gidene, vay.

 

Bir süre sonra giden de unutuluyor. An an hatırlanıyor elbet ama gülünüyor da, eğleniliyor da. Hayat devam ediyor hızını kesmeden ta ki alınacak başka bir ölüm haberine kadar.

 

Ya ölüm şekli? Allah ölümün hayırlısını versin cümlemize. Çocukken bu cümlenin ne demek istediğini anlamazdım fakat şimdi ne doğru bir cümle olduğunun idrakindeyim. En güzeli, en temizi üç gün yatak dördüncü gün toprak.

 

Bir garip hissediyorum kendimi ölüme tanık olduğum anlarda. Karmakarışık duygularla bezeniyor yüreğim. Ölen kişinin en yakını olmadığım için garip bir sevinç hissediyorum lakin bir o kadar da suçluluk duygusu gelip yerleşiyor göğsümün sol tarafına.

 

Ölen kişinin kendim olmaması da bu duygulara kapılmama sebep oluyor an an. Şanslıyım, diye düşünmek istiyorum suçluluk duygusuyla karışık. Sanki bir gün, yani zamanı geldiğinde ben de vermeyecekmişim gibi son nefesimi.

 

Bir gün görünmez bir el hayatımın şalterini indiriverecek. Hayat duracak. Nefes alamayacağım.

 

“Ölümüm nasıl olacak

Nerede, ne zaman

Kaç yaşında?

 

Bir namlunun ucundaki kurşun mu

Kana bulayacak bedeni mi ?

 

Trafik canavarı mı

Yanımda olacak son nefesimde?

Bir parça gazete kâğıdı mı örtecek üzerimi?

 

Ani bir kalp krizi mi?

Bir anda, acısız, temiz bir ölüm.

 

Vadem yetecek, ecelimle mi öleceğim

Bir yatak odasında temiz çarşafların üzerinde?

 

Ölürken de yalnız mı olacağım?

Gözyaşı döken olacak mı ardımdan?

Kalbi yanan gerçekten.

 

Anam ağlayacak da

Gerisi yalan mı ağlayacak?

Kim yapacak helva mı?

Kime verecekler elbiselerimi?

Kimler defnedecek beni?

Kimler, kimler uğurlayacak son yolculuğuma?

 

Veda edebilecek miyim son bir kez

Bakabilecek miyim yeşil, yeşil?

Dudaklarımdan dökülen son sözleri,

O naif sesimi duyan olacak mı?

 

Belki geceyi buz gibi bir morgda geçireceğim, üşümeyeceğim. Henüz ne olduğunu anlamamış olacağım. Sabah alacaklar cansız bedenimi o soğuk yerden. En yakınlarım beni son bir kez görmek isteyecekler. Onları göreceğim belki, belki duyacağım, bilmiyorum ama bildiğim bir şey var ki sesim çıkmayacak, söylemek istediklerimi dillendiremeyeceğim. Şaşıracağım neden ağlıyorlar diye. Uzanıp silmek isteyeceğim gözyaşlarını, kaldıramayacağım kolumu, uzatamayacağım ellerimi. Teselli etmek isteyeceğim onları lakin gücüm yetmeyecek. Sonra… Sonra yıkayacaklar köpük köpük. Bembeyaz bir örtü ile giydirecekler. Modaya uygun mu değil mi, şık mı rüküş mü,  aldırmayacağım. Yerleştirecekler narin bedenimi kara toprağa son yolculuğuma uğurlamak adına. Nasıl da acele edecekler üstümü örtmek, toprağın altında koyup gitmek için.

 

            Sala okunuyor. Benim ismimi söylüyorlar. Merhumeye Allah’tan rahmet diliyorlar.

 

Yarın yeni doğan güne uyanamayacağım dostlarım. Kahvaltıda pastırma yiyemeyeceğim. Pastırmayı sevdiğimi bilenler -sofralarında her yer alışında- beni anacaklar belki de. Fazla kilo sorunum kalmayacak artık, yürüyüş yapmamada gerek kalmadı. Çok sevdiğim kitaplarımı okuyamayacağım bir daha. Şiirler, öyküler, masallar, romanlar yazamayacağım. Tiyatroya, konserlere gidemeyeceğim Bir daha çok sevdiğim o diziyi takip edemeyeceğim. Ona hayran olduğumu bilmeyecek o aktör hiçbir zaman.  Zaten varlığımdan da haberi yoktu ki. Eşime sarılamayacağım. Oğlum, elimi öpemeyecek bayramlarda. Bu hafta gelmedi diye yolumu gözlemeyecek annem.  Babam için için ağlayacak. Kardeşlerim arayamayacaklar bir daha. Dostlarımla buluşup bir fincan kahve içemeyeceğiz.

 

Elbiselerim ihtiyacı olanlara verilecek, ne güzel! Kütüphanemdeki kitaplarımı bir köy okuluna bağışlayın. Yazdıklarım, eserlerim, kitaplarım önemliyse sizler için bir yerlerde saklayın, önemsemiyorsanız kaldırın atın. Durun, durun atmayın; kıyamam ben onlara. Ne de olsa çocuklarım gibi hepsi de. Kıymetini bilenlere verin eserlerimi. Ara sıra bestelenmiş eserlerimi dinleyin. Ben ölsem de adım unutulmasın yüreklerde. Bırakın yaşamaya devam edeyim öykülerimde, masallarımda, romanlarımda, şiirlerimde, güftelerimde, fabllarımda.

 

Yedim, kırkım, elli ikim…

 

Çok korktuğum böcekler, sürüngenler bedenimi kemirmeye çoktan başladı bile.

 

Ve işte ölüm yıldönümüm. Mevlit sesleri geliyor kulağıma bir yerlerden. Ruhuma Fatiha’lar okunuyor. Sağ olsun unutmayanlar, ananlar.

 

 Ne çabuk geçiyor istediğinde zaman. Öyle bir an geliyor ki… Silinip gidiyorum bu dünyadan. Beni tanıyan kimseler kalmıyor. Kimseler gelmiyor kabrimi ziyarete. Buluşmak mahşere kalıyor artık.

 

 



Bu yazı 3755 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
162 Okunma
162 Okunma
157 Okunma
153 Okunma
145 Okunma
139 Okunma
139 Okunma
137 Okunma
136 Okunma
133 Okunma
132 Okunma
130 Okunma
409 Okunma
393 Okunma
274 Okunma
253 Okunma
253 Okunma
227 Okunma
212 Okunma
207 Okunma
199 Okunma
192 Okunma
187 Okunma
185 Okunma
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI