Bugun...


Sibel Unur ÖZDEMİR


Facebookta Paylaş









NASIL BİR YANGINDIR BU YA RABBİ!
Tarih: 01-02-2019 13:44:00 Güncelleme: 01-02-2019 13:44:00


“Yananı ayrı, yakanı ayrı kavurur özlem kızıllığında.”

 

       Şimdi mevsim kış. Geceler uzun. Geceler uykusuz. Bitmez ki özlem. Olmaz ki sabah. Her kapatışında gelir aksi gözlerinin önüne. Uzatırsın elini, tutamazsın, uçar gider bir hayal kuşu gibi.

       Ah gönlüm, geceleri gün eyledin yare. İstemedin seni düşünüp de dert eklemesin derdine. İstemedin hüzünler yumağında yuvarlansın sarp kayalıklardan aşağıya.

       Ah gözlerim, ah! Hani ellerin olsa uzanıp sileceksin yârin gözyaşlarını. Can dayanır mı göz göre göre. Gözleri sussa, yüreği ağlar. Yüreği sussa, gözlerinde kesik hıçkırık türküleri.

       Kulaklarım! Ah kulaklarım! Köşe bucak saklanan, ondan bundan gizlenen, en kuytulardaki mahremi, söylenmese de bilen, sukutlara tercüman kulaklarım. Bilirim zordur dayanması, durmadan yankılanan aşk figanlarını ve alev alev yanan bir yüreğin feryatlarını duymazdan gelmenin ağırlığını.

       Yürek yangınından yükselen dumanların acımtırak kokusuna aşinasın da burnum, daha ne kadar nefes alabileceksin göz gözü görmez olmuş sevda dehlizlerinde. Geniz katran karası islere bürünürken sen, aynı sen olabilir misin, hadi söyle.

       Nasıl bir yangındır bu Yarabbi! Yananı ayrı, yakanı ayrı kavurur özlem kızıllığında.

       Çaresizce adını sayıklayan dudaklarım, ümidini kesti vuslattan belli ki ve artık sadece çağırmakta eceli.

       Firkat! Sen ne yaman, ne sinsi bir şeymişsin meğerse. Yüreğinde merhametten eser yokmuş. Bu nasıl bir dik duruştur âşıkların karşısında. Vuslata dair taşınan umutlara meydan okurcasına kale kapısı gibi dikilişinin ardında var mutlaka bir kuyruk acısı. Söylemesen de açık seçik belli.

       Mevsim yaz. Uzadı günler. Artık geceler kısa. Değişmedi ki gönlümün iklimi. Yine paya hasret, yine gözlere uykusuzluk, yine yüreği çepeçevre saran kara sevda başrollerde.

       Sabrım… Biliyorum sende de kalmadı derman. Aynı ben gibi titriyor dizlerin. Lakin her yeni günden bekleyemezsin beklediğin umudu doğurmasını gebe kalmadan.

       Sen yine devam et “Vav” gibi kıvrılarak secdeye varıp onu dilemeye, göğe çevir başını ve aç avuçlarını Yaradan’a. Ve devam et onu istemeye. Er ya da geç kabul olacak dileklerin. Yitirme inancını ve itikat yolunda ilerle “Elif” misali dimdik.

       Yyooo… Hayır, sakın nedamet duyma aşk sarmaşığı seni sardığı için. Sen çağırmadın evet lakin olacakla öleceğin önüne geçilir mi, akacak kan damarda durur mu? Aşk beklenmedik bir anda çat kapı çıkar gelir ve iliklerine kadar sızar inceden inceye. Hiçbir şey yapamazsın sanki başka birinin yaşadıklarını izliyormuşçasına uzaktan uzağa seyretmekle yetinirsin yüreğinin çırpınışlarını.  Heyhat! Aşk böyledir işte. Var git maşuka da söyle, böyle bilsin.

       İster inan, ister inanma bütün uzuvlarım sevdanın gergefine gerilmiş, aşk işler, meşk işler, sevgi işler, şefkat işler, sohbet işler, özlem işler, işler, işler, işler daha neler neler işler elem geçirilmiş hasretin sivri ucunda bata çıka.

       Umutlarım! Yitirme ümidini. Hayır ve şer Rab’den. Bekle, sabrın sonu selamet elbet ve gelecek de bir gün gelecek. Bu devran hep böyle dönecek değil ya. Sıra sana da gelecek. Ve işte o zaman şaşırıp kalacaksın. Çünkü onu, onsuz yaşamaya o kadar alışık ki naçar yüreğin ne yaparsan yap inandıramazsın yanında olduğuna, seninle olduğuna, senin olduğuna.

       Ah kalbim, yoluna kırmızı halılar serdin gelip de geçsin diye. Gelsin de gerekirse ezsin diye. Sen acılar fırtınasında savrulurken oradan oraya kahveleşmiş gazellere dönüşüp de güz mevsimini yaşarken ruhun medcezirler eşliğinde gönül çağlayanından yükselen metaforların vaveylasını dinle. Hayatının bestesidir bu. Yoktur eşi benzeri. Kendini bırak bu akışa.

       Cesaret mi? O cesaret onda var da başka nedenlerden ötürü kapalı sana geliş yolları. Belki yol çalışması var, belki molozları yığmışlar önüne… Hani ne bileyim belki de bilet bulamadı, getiremedi birkaç kuruşu bir araya.

       Bilinmez, bilinmeze giden o yol. El yordamı ile ulaşılması güç. Sen susarsan, o susarsa… Kim konuşacak?

       Dilim, ah benim naçar dilim. Adını her zikredişte gerçek aşkı haykırarak ney sesi eşliğinde semaya dönen dilim. “Al” ile “lah” hecesini birleştiren ve  “Allah” diyerek derdi verenden çaresini dileyen ve bilen duasının kabul edileceğini, geri çevrilmeyeceğini… Tanrı’nın “Kün” emrini vermesini sabırla bekleyen dilimin er ya da geç yâre giderek itiraf edebilmesi için yüreğindeki gizi, günleri gecelere ekleyerek tespih yaparak çeken elim.

       Ruhum, sensin değil mi kasırgaların koptuğu mekân. Affet eza ettiğim için sana. Emanet verilmişti bu can bana lakin sade can mıydı verilen ya üflenen ruh. Hakkım yoktu böylesi güçlü bir duygu yoğunluyla baş başa bırakmaya seni ve uzaktan uzağa naçarca savaşını seyretmeye nefsinle. Nefs de ne yapsın iki arada bir derede kaldı işte. Alıp gitse başını olmuyor, kalıp razı olsa kadere haddinden fazla yanıyor yüreciği. Gönül köşkünden yükselen alevlerin gökkubbede nasıl da daha fazla tutamayıp kendilerini havai fişek misali patladıklarını işitebiliyor musun?

       Ömrüm! Zaman kovalamaca oynar ölümle. Ölüm ise bir saklambacın peşinde sobelemek ister zamanı. Ölüm ve zaman. Birbirine ne kadar yakın ve bir o kadar uzak. Yâr, sakin ol. Bir canım var Allah’a emanet. Onu da feda ederim yeter ki istesin, yeter ki gelsin yüreğe ve alsın canımı Azrail’den önce. Lakin sensizlikten inim inim inleyen tüm uzuvlarımın diyetini nasıl öderim, işte ondan bihaberim.

       Ve kış. Bütün beyazlığını giyinmiş üzerine kefen gibi ve salına salına çağırıyor sonsuzluk diyarına. Gönlüme gömdüğüm sırların yegânesi! Zamanı geldi işte, bedenimle birlikte kavuşacaksınız sizde toprağa. Toprak kokusu, miski amber.



Bu yazı 4183 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI