Örnek HTML sayfası
Bugun...


Sibel Unur ÖZDEMİR


Facebookta Paylaş









GURBET ELLERDE
Tarih: 01-01-2020 16:31:00 Güncelleme: 01-01-2020 16:31:00


Ah, ah, diye iç çekti Nilüfer gözlerini yoldan ayırmadan.

Necip bu gece de gecikmişti.

Dilini, kültürünü bilmediği bu ülkede ne kadar da yalnız hissediyordu kendisini. Kendi diliyle konuşup dertleşebildiği bir eşi vardı, o da son günlerde onu oldukça ihmal ediyordu.

Çocuklarına daha iyi bir gelecek sağlamak için gelmişlerdi bu ülkeye.

Necip sabahın erken saatlerinde gidiyor, gecenin geç vakitlerinde dönüyordu eve.

Nilüfer ise gün boyunca yemek, çamaşır, bulaşık, temizlik ve çocukların sorunlarıyla uğraşıp duruyordu.

Memleketlerinden kalkıp buraya göç etmelerinin üzerinden bir yıla yakın zaman geçmişti.

Nilüfer derin bir “of” çekerek elindeki örgüsüne bir ilmek daha attı. Kış çetin geçiyordu. Oğluna kazak örmüştü. Şimdi de kızına hırka örüyordu. Aslında kendini oyalıyordu.

Çocuklar yatalı hayli zaman olmuştu.

Acaba kilometrelerce ötedeki anne babası ne yapıyordu? Aradaki saat farkı yüzünden her istediklerinde görüşemiyorlardı. Allah’tan teknoloji gelişmişti de internet üzerinden görüşebiliyorlardı anne-babasıyla. Sıla hasretini çekenler anlatırlardı yaşadıklarını da… O zaman anlayamazdı yaşananların ciddiyetini Nilüfer. Başa gelmeyince bilemiyordu ne de olsa insan.

Pencerenin önünde ıssız sokağa bakarak Necip’i beklediği zamanlar koyu bir hüzün kaplardı yüreğini. Yalnızlığı buzdan kar tanelerine dönüşüp yüzüne, boynuna, eline, koluna, en çok da kalbine düşerdi. O vakitler çok üşürdü Nilüfer, çok üşürdü. 

Eski günlerini özlemle anımsardı. Türkiye’de yaşadıkları bahçe içindeki evleri gelirdi gözlerinin önüne. Ansızın kapısının çalındığını duyumsardı. Gelenin yan komşunun çocuğu olduğunu görür, gülümserdi. Çocuk elindeki fincanı uzatarak “Varsa annem bir fincan şeker istedi Nilüfer Teyze.” derdi.

O günlerde ne kadar da çok kızardı zamanlı zamansız çocuğunu bir şeyler istemek için gönderen komşusuna. Oysa şimdi anlıyordu ki “komşu komşunun külüne muhtaçtı.” Hele de gurbet ellerde.

Necip böyle geç gelmezdi eve o zamanlar. Sıcacık çaylarını yudumlarlarken film izlerlerdi birlikte. Bazı akşamlar ise futbol maçı seyrederdi Necip. Koyu Beşiktaşlı’ydı. Nilüfer maç izlemeyi sevmese de mısır patlatır, çayları demler, eşinin yanında alırdı yerini.

Gecenin sessizliğinde kapının kilidinde dönen anahtarın sesiyle düşüncelerinden uzaklaştı Nilüfer. Bakışlarını salonun kapısına çevirdiğinde Necip içeriye girmişti.

Gülümseyerek kalktı yerinden Nilüfer örgüsünü kanepenin üzerine bırakırken.

“Hoş geldin canım. Karnın aç mı? Taze börek yapmıştım. Seversin sen.”

“Sen daha yatmadın mı?”

“Ben…”

Sağa sola yalpalayarak yatak odasına yöneldi Necip.

“Yorgunum. Bir duş alıp hemen yatacağım ben.” diye homurdanırken gözden kaybolmuştu bile.

“Ben…” kelimesi boğazında düğümlenmişti Nilüfer’in.

“Ben… Seni beklemiştim. Belki biraz sohbet ederiz diye ama sen yine sarhoş gelmişsin.” diye mırıldanırken Nilüfer, yüreğinden onlarca kuş bir kez daha uçup gitti uzaklara, çok uzaklara.



Bu yazı 1751 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
250 Okunma
247 Okunma
234 Okunma
214 Okunma
205 Okunma
198 Okunma
182 Okunma
176 Okunma
167 Okunma
158 Okunma
146 Okunma
141 Okunma
525 Okunma
505 Okunma
485 Okunma
477 Okunma
461 Okunma
450 Okunma
450 Okunma
439 Okunma
438 Okunma
424 Okunma
421 Okunma
407 Okunma
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI