escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan escort bursa bayan istanbul escort istanbul escort istanbul escort vtunnel
Bugun...


Sergül VURAL


Facebookta Paylaş









SORUŞTURMA DOSYASI: ŞİİR AYAKLANDI MI?
Tarih: 01-07-2018 10:54:00 Güncelleme: 01-07-2018 10:54:00


       Son zamanlarda artan şiir festivalleri, şiir şölenleri ve şiir geceleri dikkatlerden kaçacak gibi değil. Birçok il ve ilçe de şiir adına yapılan bu etkinliklere şiirle haşır neşir olan birçok isim katılıyor. Şiiri halkın beğenisine sunan bu durum, zihinlerde “Şiir ayaklandı mı?” sorusunu gündeme getiriyor. Bu etkinliklerin şiire ve şaire olumlu veya olumsuz katkılarını kıymetli şair-yazarlarımızın bir kaçına sorarak düşüncelerini sizlerle paylaşmak istedim. İşte aldığım cevaplar:

Cevat AKKANAT: Şiirin merkeze yerleştirildiği bu tür şölen, gün ve gecelerin faydalı olduğunu düşünüyorum. Öncelikle şiiri fildişi kulelere ve insansızlığın insafına hapsetmek isteyenlerin ipini pazara çıkarıyor bu etkinlikler. Bu etkinlikler, toplumun temel dinamiklerine, ana kaynak ve damarlarına muhalif duruş sergileyen bir takım müteşairin foyasını görünür oluyor. Geçmişe doğru bir inceleme yapın, onların şöyle dediğini görürsünüz: Şiir şölenleri şiir panayırıdır! Böyleleri şimdilerde kim bilir hangi duygusal itkiyle panayır panayır geziyor. Evet, o panayırlarda sahne alıyorlar almasına ama, tıynetlerini de yansıtmaktan geri kalmıyorlar. 'Sirk alanı' olarak adlandırdıkları şiir meydanlarından, kendi marazlı metinlerini okur okumaz, bir fırsatını bulup tüyüyorlar. Bu tüymecilerin bir başka olumsuzluğu da, şölenler için çeteler kurmuş olduğu gerçeğidir. Sağdan veya soldan, kimi müteşairler, şiir şöleni takımları kurup, paket programlar yapar hale gelmiştir. Bugün bunlar da yakayı ele vermiştir. Şu halde, demek ki şiir gün, gece ve şölenleri asıl ile çakma olanı en başta böyle ortaya çıkarmaya yarıyor. Tabii ki şiir şölenlerinin asıl faydası bu değil. Şimdi onu söyleyeyim: Şiir yayılıyor hayata, şiirle nefes alıp veriyor zamanlar ve mekânlar. İnsanların birinci meselesi oluyor şiir. Bunlar az şeyler midir?

Ahmet Tevfik OZAN: Ne yazık ki, seçici kurullar yok.. Veya tam vazife yapmıyor. Neticede şiirle alakası olmayan pek çok zevat, "hamili kart yakınımdır.." çerçevesinde ortaya çıkyor… Bu durum mutlaka dikkate alınmalı… Yoksa bu gayretler fayda yerine zarar getirir.

Bülent GÜNDOĞAN: Birçok şiir etkinliği içinde yer aldım ve genellikle her etkinlik sonrası tövbeye varıp, içinde "İhlas ve İnsana Saygı" olmayan hiçbir etkinlikte olmayacağıma dair sözler verdim.

       Bu tür etkinlikler birilerinin kendilerini göstermek istedikleri iğreti vitrinlere benziyor. ve genellikle en çok öne çıkanlar, en çok iğreti duranlar oluyor.

       Bu etkinliklerde çok değerli isimlerle birlikte olmak ve halkleriyle hallenmek bu tür etkinliklerin en güzel tarafı olsa gerek.

       Edebiyat "Çocuk Bahçesi" değil. Her önüne gelenin girip gönül eğlendireceği bir yer de değil. Edebiyat, değerleri uğruna kaygıları olan serdengeçtilerin bulunması gereken bir saha… Ama onlar neredeler bilmiyorum.

Mehtap YILMAZ: Şiir konusunda tedirgin edici bir çoğalma söz konusu! Bu etkinlikler, çok kaliteli şairleri keşfetme olanağı sağladığı gibi, statü arayışıyla bu camiaya eklemlenmeye çalışan niteliksiz sanatçıların kalite yoksulu eserleriyle de şiire irtifa kaybettiriyor!

       Bu tedirgin etmekten öte şiire zarar iras eden bir durum! Çünkü tehlikeli bir artış söz konusu! Bu yüzden, kaliteli şiirin etrafını saran zehirli sarmaşıklara benzetiyorum bu şiirleri... Hakiki şairlerin üstünü örten ve gerçek şiiri görünmez kılan...

       Zaten naif ruhlu olan pek çok şairi, bu şiir kemirgenleriyle cebelleşmek zorunda bırakarak zaman kaybettiriyoruz. İş yapmış olmak için sanatsal değeri olmayan, aşırılmış, kişiliksiz eserleri ve sahiplerini hakiki eserlerle kararak kamuoyuna taşımanın ne şiire ne de şairlere bir yararı yok! Bunun adı apaçık hurdacılık, hamallık!

Mustafa UÇURUM: Şiir adına atılan her adımı önemsiyorum. Hangi amaçla olursa olsun. Çünkü şiirin merkez tutulduğu bir programdan ben hiçbir art niyet beklemem. Hayatın koşuşturması içinde bir anlık da olsa şiire bir kapı aralamak, şehrin gündemine şiiri getirmek önemlidir. Belki şiir programlarına şehir halkının büyük katılımları olmayabilir ama şehrin kıyısında köşesinde şiir adına birkaç cümlenin ediliyor olması bile şiir adına güzel bir adımdır.

       Bu tür programların şaire şiir adına katkısı olamaz. Dostlukların pekişmesi dışında. Birbirini yıllarca gıyabi olarak tanıyan şairlerin tanışması, paylaşımlarda bulunması bu tür programların sayesinde oluyor. Son yıllarda bu tür programlarda yapılmaya başlanan şiir atölyeleri, forumlar değişik fikirlerin ortaya konması anlamında önemlidir.

       Benim tasvip etmediğim birkaç durum da yok değil. Birincisi, bu tür programları eleştiren şairlerin programlara katılması,  hem katılıp hem eleştirmesi. Bu, zaten kişinin kendisiyle çelişmesinden başka bir şey değildir. Diğeri de, programa davet edilen kişinin hiçbir etkinliğe katılmadan, kıyıda köşede kendi gizemli dünyasında pozlar takınarak, hiçbir şaire selam vermeden yalnızlığının kıyısında, köşesinde gezmesidir. Gurur, enaniyet, kimseyi beğenmeme… Eğer içinde böyle duygular taşıyorsa şair, böyle ortamlarda olmak pek de hoş bir durum olmasa gerek. Şair, öncelikle ölümlü olduğunu, bir kul olduğunu unutmamalı.

       Şiir üzerine sürekli veryansın edilen bir ortamda, şehrin koşuşturması arasında şiire kapı aralayan bu tür programların olması, devamı iyidir. Programlar şiiri kurtaramaz belki ama atölye çalışmalarıyla, değişik düşüncelerin karşılaşmasıyla, şairlerin tanışmalarıyla güzel ortamlar oluşturan programlardır. Beğenmeyen gelmesin, gelen eleştirmesin.

Mehmet Mortaş: Şiiri iç dünyada yaşanan devinimlerin kelimeler ile dışavurumu olarak tarif edersek, iç dünyada yaşanan gizemli kelimelerden kurulu dünyanın hayatta bir anlam kazanabilmesidir. Her şair fıtratı gereği iç dünyasının gizemlerini dış dünya ya bir sanat eseri olarak sunmak istemesi, şiir ile hüzünlerini, sevinçlerini, vermek istediği gizemli mesajlarını paylaşması, bu dünyada hayata karşı bende bir şeyler söylüyorum demesi kaçınılmazdır. Şiir şölenleri bu anlamda şair için ruhen ve bedenen kendini ifade edebileceği en güzel ortam olarak görünmektedir. Şair şiiri ile her zaman tek başınadır, ama bu tek başınalık heybesine kelimelerden kurulu bir dünya anlamına gelir. Aslında her iç dünya bir şiirdir fakat iç dünyalarını dış dünyaya aktarabilenler sesini duyurabilmektedir. Modernizm insanın iç dünyasındaki devinimlerini, kendini tanımayı anlamayı meşru alanında görmek istememektedir. Şair ve şiiri, modernizmin kendi ruh dünyasına her türlü devasa görsel ve efektif silahları ile saldırmak, hayatın anlamını bulanıklaştırmak istemiş bunda da başarılı olmuştur. Bu nedenle her şeyi ben eksenli gören, her şeyi ben eksenli yaşayan şairler ve şiir çoğalmıştır. Bu minval üzere şiir şiirin kurdu olmuş benlikler modern dünyada hep çatışır olmuştur. Şair ve şiirin ben olmaktan, egoistlikten, sadece kendini düşünmecilikten çıkıp vicdanen, ruhen biz olmak zorundadır. Belki de modernizmin açtığı yaralara karşı biz olmak bir kalkan oluşturabilir, kelimelerin arkasındaki manevi güç meydana çıkabilir. Biz olmak için bir araya gelmenin en iyi yolu şiir şölenleri görülmektedir. Çünkü şairler ne kadarda iyi şiir, güçlü kelimeler meydana getirseler de şiir şölenlerinde şairler ile iç içe olmak, şiir severler ile bir arada olmak meydana getirdiği güçlü eserler bir anlam kazanarak bir su misali akar gider. Özellikle Şair Bahaettin Karakoç ile birkaç defa şiir şölenlerine beraber gitme fırsatı bulduğumda şiir ile haşir neşir olan şairlerin Bahaettin Karakoç’a kendi şiirlerini sunması ve usta şairin yorum ve tenkitlerine büyük önem verdiklerine ise bizzat şahit olmuşumdur. Şiirin gizemli bir o kadarda çekici dünyasını teneffüs eden şairler şiir şölenlerinde uzun dostlukları kurmuşlar hatta o hava ile daha güzel eserler meydana getirmişlerdir. Şiire ilgi duyan ve şiirini takip eden şiir severler ise bu sayede ulaşamayacağı, göremeyeceği şairleri de görme fırsatı bulma olanağına da sahip olmaktadır. Maraş şiir festivalinde Türkiye’nin dörtbir tarafından gelen şairler hem birbirilerini görme şiir iklimine girme fırsatı bulmuş hem de halk bu isim yapmış şairler ile içli dışlı olma fırsatını bulmuşlardır.

       Ülkemizde daha önce çok fazla şiir etkinlikleri yoktu. Sadece Maraşta Bahaettin Karakoç’un düzenlediği Dolunay Şiir Şölenleri aralıksız 16 yıl sürdü. Bahaettin Karakoç’un çıkardığı Dolunay dergisi ile iç içe olması şöleni ayrı bir yere koymamızı sağlamaktadır. Buradan yola çıkarak günümüzde yapılan şiir şölenlerinin bir sanat edebiyat dergisi etrafında yapılmamasını şair ve şiiri için bir handikap olarak görüyorum. Bahaettin Karakoç’un çıkardığı derginin adı ile düzenlenen Dolunay Şiir Şöleni bir örnek olarak kişilerin, herhangi bir beldenin isminin ön plana çıkarılması değil, sadece sözün gücünü ön plana çıkarmak gerekmektedir. Bir sanat edebiyat etrafında ve derginin adı ile düzenlenen şiir şölenleri şair ve şiirini daha bir anlamlı kılmakta tabir yerindeyse tam yerine oturmaktadır. Şairlerin isimleri ve şiirleri kullanılarak birilerinin sadece reklam amacı ile bu işe soyunması hiçte etik görünmemektedir. Bu durumun en belirgin bilançosu ise şiir şölenleri düzenleyenler her yıl aynı isimleri çağırmakta, sanki şiir bu isimlerin etrafında dönmektedir. Her şölene çağrılan ve giden kimi şairler ise kendilerini elit şair gibi bir ruh haline sokmaktadır belli etmese de. Usta şairlerin yanında kelimelerini iç dünyasında demleyip gönül hanemize şiirleri ile hitap eden ve gelecek vaat eden şairlerde çağrılmalı şölenlere.

       Modernizmin gönülleri dağlamadığı, benliklerimizin ekâbirleşmediği, şair, şiir ve şiir severlerin ruh dünyalarının bütün kainat ile sadece bir yöne doğru biz olma muştusuyla.

Abdurrahman ADIYAN: Evet, bu tür şiir geceleri, festivalleri, şölenleri yapılıyor, birçok isim bu programlara ki bazen bende katılıyorum. Şiir adına bir şeyler yapılıyor gözükse de aslında şiiri yontuyor, cılızlaştırıyor. Şiirimiz folklora yakın kılınıyor, ne yazık ki eğlence kültürüne doğru bir yola giriyoruz. Bir de, ahbap-çavuş ilişkileriyle hep birbirinin yakın çevresi, siyasi görüşü aynı olan, koro havasını yansıtan tekdüzelikler göze çarpıyor. Bu da gerçek şiirin damarını tıkar ve tıkıyor da. Bu antoloji çalışmalarında da göze çarpıyor. Şöyle ki, kim hazırlamış, diye ismine bakınca, haa şurda şu şu isimler olur, izlenimine sahip oluyorsunuz, tıpkı Türk filimi gibi, ilk sahnede filmin sonunu kestirebiliyorsunuz. Siyasilerin gölgesinde yapılan -ki şartlar onlarla yapılmak zorunda bırakıyor, bu da bir gerçek- bu programlar haliyle aksaktır, kısırdır. Okuyacağınız şiiri sizden soran bir zihniyette siz ne kadar özgür olabilirsiniz ki. Şair o an ki atmosferi soluyup o anki ruh durumuyla hareket edeceğine, içeriye sunduğu programlanmış bir şiirle, programlanmış kitleye şiir damıtacak, hangi ruhla? Tabi ki güdümlendiği ruhla! Başlarken topal başlıyor zaten.

       Ben geniş çaplı ciddi şiir gecelerinin olmasını, hak eden sanatçının orayı onurlandırmasını yeğlerim. Bizim ondan gerçekten şiirin kokusunu, hazzını hissetmemizi arzu ederim. Son zamanlarda yapılan şölenler, geceler ne programı hazırlayanlara ne katılımcı şairlere ne de halka pek bir şeyler vermiyor kanaatindeyim. Tanıdığım birçok arkadaştan, program sonrası izlenimlerini sorduğumda serzenişte bulunmayanına pek az rastladım, bu da pek doğru zaman ve doğru insanlarla bu tür faaliyetlerin yürütülmediğini gösteriyor.  

 

 

 



Bu yazı 961 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI