Bugun...



Yazılı Anlatım
Tarih: 03-02-2017 14:58:13 Güncelleme: 03-02-2017 15:13:13 + -



facebook-paylas
Tarih: 03-02-2017 14:58

Yazılı Anlatım

ANLATIM
Yazılı Anlatım
 
İnsanların birbirleri arasında, konuşarak yüz yüze başlattıkları iletişim git gide onlara yetmedi; çünkü her zaman yüz yüze olmaları olanaksızdı. Bunun için duman ile, davul v.s. sesi ile bu iletilerin ulaşabileceği uzaklıktaki yakınlarıyla haberleştiler. Bu iletişim türü çok sınırlıdır ve kalıcı değildir. İnsanların, unutmamak ve gelecek kuşaklara aktarmak için daha kalıcı bilgilere gereksinimi vardı. Bu nedenle mağara duvarlarına çizilen resimlerle, düğümlü iplerle de bu bilgileri saklamaya çalıştılar. Bilgileri geleceğe saklama düşüncesi git gide gelişerek bugün kullanılan yazı türlerini oluşturdu.
 
İlk yazılı metinlerden biri Kadeş Antlaşması'dır. Antlaşmalarda iki tarafın savaş sonrası barışı korumak için uyacağı kurallar belirlenir. Bu kuralların kuşaklar boyu kalıcı olmasını sağlamak için antlaşma kurallarının yazılarak saklanması gereği vardır. Yazılı anlatımın kullanılması gereklerinden biri de bu olabilir. Bu çabalar sonunda yazıyı kullanmaya başlayan insanoğlu için sözlü anlatıma (konuşma diline) benzeyen, türlü özellikleriyle de ondan ayrılan, yazılı anlatım dili ortaya çıkmıştır. Konuşma dilinin çabukluğu, hareketliliği yanında yazılı anlatım dili daha vakit alıcıdır, durağandır ama kalıcıdır.
 
Yazılı anlatımın iki boyutu vardır. Bir yazar ile konu arasında, bir de yazmaya başladığında konu ile anlatım kuralları arasında. Bunlardan ilkine yazara bağlı evreler, ikincisine yazmaya bağlı evreler ya da anlatım süreci denir. Yazara bağlı evreler; yazarın gözlemleri, okudukları, konu üzerinde düşünmesi, bu düşünmeden doğan buluşları, tasarladığı bir ana düşüncedir.
 
Yazıda üzerinde durulan; yazı yazılan; sanat eseri oluşturulan duygu, düşünce, olay, sorun ya da duruma konu denir. Başlık yazının adıdır.
 
Plân yapmanın amacı, yazıyı bölümlere ayırarak kolay anlaşılmasını sağlamaktır. Üç türlü plân vardır: Düşünsel plân, duygusal plân ,olay plânları. Düşünce yazılarında giriş, gelişme. sonuç; olay yazılarında serim, düğüm, çözüm bölümleri vardır.
 
Sözlü Anlatım İle Yazılı Anlatım Arasındaki Farklar:
 
- Sözlü anlatım seslidir, yazılı anlatım sessizdir, sözlü anlatımdaki seslerin yerini yazılı anlatımda harf deniler işaretler almıştır.
 
- Sözlü anlatım toplumun değişik kesimlerine göre söyleyiş ayrılığı gösterir:İstanbullu kız derken, Eskişehirli gız der. Yazılı anlatımda yöresel ayrılıklar kalkar.
 
- Sözlü anlatım daha kuralsız, daha gelişigüzeldir; yazılı anlatım kurallıdır. Yazım kuralları ile yine yazıdan ayrılamaz durumdaki noktalama işaretleri vardır. Bunlar da gelişigüzel kullanılamaz.
 
- Sözlü anlatımda yöresel ve kişisel kullanım esneklikleri doğaldır. Yazılı anlatım, kuralcılığı ile biraz yapay kalır ama bundan yazılı anlatım dili uydurmadır anlamı çıkmamalıdır.
 
- Sözlü anlatım yüz yüzedir; anlatım baş, el, kol, gövde hareketleriyle desteklenir; anlaşmada dinleyicinin dil mantığı da büyük yardımcıdır. Yazılı anlatım yüz yüze olmadığı için yazılan her söz, yazıldığı gibi işlem görür. Dil mantığı işe yaramayabilir. Yazılı anlatım gücünü, yalnız yazarın dilini kullanmadaki ustalığından ve eksiksiz uygulayacağı yazım kurallarından alır. Bu da dili olgunlaştırır; kültür dili, edebiyat dili, sanat dili ortaya çıkar.
 
- Sözlü anlatım söylenir söylenmez unutulmaya başlar, çoğu kez aynı konuşmayı aynı biçimde bir kez daha dinleme şansımız yoktur. Yazılı anlatım ürünleri kalıcıdır. Yazıldığı günkü gibi yüzyıllarca kalır.
 
ANLATIM
Yazılı Anlatımda Yazara Bağlı Evreler
 
Yazmaya başlamadan önce yazarın gerek yazı konusu belli olduktan sonra, gerekse daha önceki deneyimlerini değerlendirmesine yazara bağlı evreler denir. Bunlar; yazarın gözlemleri, okudukları, konu üzerinde düşünmesi, bu düşünmeden doğan buluşları, tasarladığı bir ana düşüncedir. Sonra yazar bunları düzene koyar, yani plân yapar, yazmaya karar verir, yazma çalışmalarına başlar.
 
Gözlem Yapmak
 
Konuyla ilgili varlıkları, olayları gözleyerek ulaştığımız sonuca gözlem denir. Gözlem, yazmaya başlamadan önce ilk yapılacak işlemlerdendir. Geçmişteki gözlemlerden de yararlanılabilir. Günlük yaşam içinde birçok insan bakar kör gibi yaşamaktadır.
 
Gözlemek; bakmak değil, görmektir. Gözlem yapmakla doğru görme, çevreyi ve insanları doğru tanıma öğrenilir. Çevredeki insanlar, eşyalar, doğa, doğa olayları ve doğrudan kendimiz olmak üzere pek çok malzeme gözlenebilir. Bunlar içinde en güç olanı iç gözlem denilen kişinin kendi kendini gözlemesidir. Gözlemle ancak çevremizdeki varlıklarla, olaylarla ilgili bilgiye ulaşırız. Çevremizde ananas meyvesi yoksa ananası gözleyemeyiz. Gözlem yapma alışkanlığındaki kişilerde kavrayışta çabukluk, ileri görüşlülük yetileri gelişir; onlar insan ilişkilerinde de başarılıdırlar, çünkü kulaktan dolma sözlere değil de gördüklerine, gözlemlediklerine inanırlar.
 
Dört türlü gözlem vardır:
1. Doğrudan doğruya gözlem,
2. Hayal kurma,
3. Düşünme,
4.
Geçmiş yaşantılarımızdan yararlanma.
 
Gözlem yaparken başta göz olmak üzere beş duyu organımız ile duygularımız; algılama, düşünme ve sezme merkezlerimiz yoğunlukla iş başındadır.
 
Okumak
 
Başka birinin, harf dediğimiz birtakım işaretlerle kalıcı kıldığı duygu, bilgi, gözlem, olay... gibi deneyimlerine bir tür şifre çözerek tanık olmaya okuma, bu eyleme okumak denir. Kişinin bilgisi, duygusu, hayal gücü ve dünya görüşü okumakla da zenginleşir. Okumakla dili zenginleşir, anlatım gücü artar.
 
Okumak da bir tür gözlem yapmaktır. Okuyarak başkalarının gözlemlerinden yararlanılır. Düşünceleri sıralarken konuyla ilgili tanımlamalar, karşılaştırmalar, örneklemeler, alıntılar, istatistik bilgiler ve kanıt göstermelerle konu geliştirilip sonuca ulaştırılır. Kullanılan dilin cümle ve anlam yapısının; dilin anlatım malzemeleri olan sözcük, deyim, terim, atasözlerinin iyi bilinmesi konu anlatımında yararlı olur. Bütün bu anlatım zenginliğine okumakla ulaşılır.
 
Düşünmek
 
Bir konuda, sonuca ulaşabilmek için belleğin karşılaştırma, ilgiler kurma, yeni sonuçlar üretme... gibi yetilerinden yararlanmaya düşünmek denir. İnsanı düşünmeye iten neden meraktır; bu merak çoğu kez dış dünyadan kaynaklanır. Düşünmek bizi insan yapan en önemli niteliğimizdir. Anlatıma geçmeden önceki ilk adım düşünmektir.
 
Düşünmede sözcükler dünyasından soyut ya da somut nesnelere, nesneler dünyasından sözcüklere geliş gidiş vardır. Düşünürken geçmiş deneyimlere, okuyarak öğrenilenlere yeniden biçim verilir. Bu eylem işitilmeyen konuşmadır. Düşünme sonucu düşünce üretilir. İnsanda düşünme yetisi doğuştan vardır, fakat düşünce sonradan kişinin çevresi, eğitimi, kendi zekâsı ve bilgisi ile oluşur, doğuştan getirilmez. Bu nedenle düşünce hem kişiden kişiye hem çevreden çevreye ayrılıklar gösterir. Türkiye'de yaşayan biri ile Amerika'daki birinin ürettiği düşünceler aynı değildir. Boileau "Yazmadan önce, düşünmeyi öğreniniz." der. Bir konu ile karşı karşıya kalındığında verilen ilk tepki düşünmektir. Konu ile ilgili nelerin ne kadar bilindiği; araştırılacak, incelenecek bilgiler bu evrede ortaya çıkar.
 
Buluş
 
Anlatılacakların bellekte bütün ayrıntılarıyla canlandırılması, düşüncelerin konu üzerinde yoğunlaşmasıyla varılan özgün düşünce, herkesten ayrılan kendine özgü anlatım buluş demektir. Buluşta kişinin kültüründen de izler vardır. Buluş, araştırma ve incelemeler sonucunda anlatacaklarımızın, belleğimizde canlanması, konu ile ilgili olanların ayıklanıp toplanması, ana düşüncenin belirlenmesidir. İyi buluş yapabilmek için çok okumak, iyi gözlem yapabilmek ve sağlıklı düşünmek yeter; çünkü her insan ayrı bir dünya olduğuna göre, anlatacakları zaten kendine özgü olacaktır. Buluşun en önemli bir yönü de anlatacağı konu ile okuru arasındaki bağı güçlü kurmaktaki özgünlüktür. Bunun için yazarın yazı bitimine kadar, yazacağı ya da anlatacağı konuda yoğunlaşması gerekir. Önce konuyu anlamalı, özümlemeli; sonra konuyla sanki bütünleşmelidir. Buluş ne kadar güzel ise anlatım o kadar basmakalıplıktan kurtulur, yazara ve yazıya değer kazandırır. Buluşun gerçeğe uyması, doğal ve inandırıcı olması, kanıtlanabilir olması gerekir.
 
Ana Düşünceye Ulaşma
 
Düşünceleri iyi ve doğru yazmak yetenek işi değildir. Kullanılan dili iyi bilmek, yazma tekniğini bilmek, iyi düşünmek, konuyu kavramak, yazının amacını saptayarak düşünceleri bu amacı destekleyecek sırayla dizmek gerekir. Bu nedenle yazıya başlamadan ana düşünceyi belirlemek, bütün düşünceleri bu ana düşünceyi destekleyecek biçimde işlemek gerekir.
 
Plânlama (Tasarlama)
 
Anlatımda altıncı adımdır. Tasarlama, bir yazıda neyin, ne kadar yazılacağının önceden belirlenmesi ve sıraya konması için yapılan bir ön çalışmadır. Tasarlama, düşüncelerimizi karmaşıklıktan kurtarır. Dinleyen ya da okuyanla aramızdaki bağın daha sağlıklı ve tez kurulmasını sağlar.
 
Karar
 
Yukarıdaki çalışmalar sağlıklı yapılarak ana düşünceye ulaşıldı yazılacaklar tasarlandı ise, kişi anlatım yollarından birini seçerek konu ile ilgili düşüncelerini bildirmeye karar verir. Anlatımın en önemli adımıdır. Ancak karar olumlu ise güzel ve kalıcı bir yazı doğacak demektir.
 
ANLATIM
Yazmaya Bağlı Evreler (Anlatım Süreci)
 
Yazmaya başlandığında konunun anlatım kuralları çerçevesinde işlenme sürecidir.
 
Konu
 
Üzerinde söz söylenen, yazı yazılan, sanat eseri oluşturulan duygu, düşünce, olay, sorun, ya da duruma konu denir. Konu olmadan yazı olmaz. Konu; yaşamın her kesitinden, toplumun her kesiminden seçilebilir. Çevredeki varlıklar, olaylar, toplumun sorunları, gözlemlerimiz, düşlerimiz ve her türlü düşünce konu olabilir. Konu için önemli olan ilginç ve geliştirmeye elverişli olması, anlatım kurallarına uygun yazılması ya da söylenmesidir.
 
Konunun ana maddesi: Konuyu oluşturan varlık, olay, düşünce ya da sorundur.
Konunun bakış açısı: Konunun ana maddesinin hangi yönden değerlendirileceğidir. Kişisel, toplumsal, sanatsal... gibi.
Yazı türü: Bir konu makale, fıkra, mektup, şiir, öykü, anı... gibi türlerden her hangi biriyle anlatılabilir. Buna yazar karar verir.
 
Konu Türleri
 
Konu niteliğine göre türlere ayrılır:
 
• Toplumsallık Bakımından Konular: Bu bakış açısıyla öznel sorunlara dayandırılmış konulara bireysel konular denir. Böyle yazılarda yazar kendi kişisel özelliğini yazı ile dışa vurur. Toplumun tümünü ya da bir bölümünü ilgilendiren konulara toplumsal konular denir. Böyle yazılarda yazar toplumun tümünün ortak sorunlarıyla ilgilenir. "Türk Parasından Üç Sıfırın Atılması" ile ilgili bir konu toplumsaldır.
 
• Yerellik Bakımından Konular: Bir bölgeyi ilgilendiren konulara yerel konular denir. "İçanadolu Bölgesi Tarımında Verimliliğin Artırılması İçin Birkaç Öneri" gibi bir yazı yereldir. Konu "Türkiye Tarımında Verimliliğin Artırılması İçin Birkaç Öneri" olsaydı ulusal konu olurdu; çünkü evren içinde Türkiye'deki çiftçileri ilgilendiren bir yazıdır. Bir yönüyle de Türkiye'nin ekonomisini yakından ilgilendirdiği için yerelliği tüm Türkiye olarak düşünülmelidir. Bir konu bütün dünyayı ilgilendiriyorsa böyle konulara evrensel konular denir. "AIDS'ten Korunma Yolları" gibi bir yazı evrenseldir.
• Somutluk Bakımından Konular: Bir konu nesnelse, beş duyu organıyla algılayabilecek nesneleri kapsıyorsa somuttur; bir konu nesnel değilse, beş duyu organıyla algılanamayacak kavramları kapsıyorsa soyuttur.
 
Her konu bir yönüyle mutlaka insanla ilgili olduğuna göre konu türlerini birbirinden kesin çizgilerle ayırmak güçtür, ancak ağırlıklı olarak bireysel, ağırlıklı olarak evrensel ve soyuttan çok somut kavramlar işlenmiştir gibi bir yorum yapılabilir.
 
Konunun Seçimi
 
Biri tarafından önerilmiş konuyu yazmak çok güçtür. Bu nedenle yazmada başarılı olmak için konuyu, yazacak kişinin kendisi seçmelidir. Yazarları yazmaya iten neden genellikle gözlemleridir. Kimi zaman da kişi zorunlu olarak bir yazı türü seçer; gelen bir mektuba karşılık yazması, işe başvurmak için bir dilekçe ya da özgeçmiş yazması, görevlendirildiği bir konuda rapor yazması... gibi.
 
Konunun Sınırlandırılması
 
Konu seçiminde çoğu kez özgür olunamamakla birlikte, konuya bakış açısı seçme ve sınırlandırma bütünüyle yazarın kendine kalmıştır.
 
Konu sınırlandırılmaz ise düşünceler her paragraf için ayrı ayrı yani dağınık olur, toparlanamaz. Sınırlandırılmadan yazılmış yazıları anlamak da güçtür. Konu sınırlandırıldıkça açıklık kazanır. Sözgelimi, çocuklar üzerine pek çok yazı yazılabilir, fakat konu "çocuk" olarak verilirse hiç bir şey yazılamaz, çünkü çok genel bir konudur. "çocuk"u önce ülke ile sınırlayalım: Türkiye'de çocuk. Sonra yaş ile sınırlayalım: 13-15 yaş grubu. "13-15 yaş çocukları" da konu olamaz, konu hâlâ sınırsız. "Sanayide çalışan çocuklar" diye çocuk sınırını çizelim. Üzerinde düşünülecek sorun ne? Sorun "suç işleme nedenleri" olsun. Her nedenin bir ilişki kaynağı vardır: Aile ilişkileri, mahalledeki arkadaşlık ilişkileri, konu komşu ilişkileri, iş çevresinde usta-çırak ilişkisi, çıraklar arası ilişkiler... Bunlardan "çıraklar arası ilişkiler"i seçelim. Şimdi konuyu toparlayalım. Üzerinde araştırma yapacağımız konu "Türkiye'de Sanayide Çalışan 13-15 Yaş Grubu Çocukların, Çıraklar Arası İlişkilerinde Suça Dönüşen Eylemleri". Artık yazı için hazırlığa başlayabiliriz. Gözleme bu çevreden başlarız. Mahkeme kayıtlarından bu yaş grubuyla ilgili dosyaları inceleriz, suçları sınıflandırırız... gibi.
 
Konunun Ana Düşüncesi
 
Yazarı yazmaya iten asıl neden, yazının yazılış amacıdır. Buna ana düşünce denir. Yazarın amacı bu ana düşünceyi vermektir. Yazıyı araç olarak kullanmaktadır.
 
Bakış Açısı
 
Bir konu üzerinde birden çok kişiye yazı yazdırılsa, her yazan kendine göre bir ana düşünce geliştireceğinden, ortaya birden çok ana düşünce ve birden çok bakış açısı çıkacaktır. Aynı olaya bir yazar olumlu bakarken, bir yazar olumsuz bakabilir. Günümüzde "Türkiye'de Kesintisiz Sekiz Yıllık Eğitim" için herkesin söyleyecek birkaç sözü var, fakat kimseninki bir diğerinin aynısı değildir.
 
Konu Başlığı
 
Başlık yazının adıdır. Yazıyı okutan nedenlerden biri yazı başlığıdır. İlginç bir başlık okuyucuyu meraklandırır, okuyucu bu merak ile yazıyı okur. Onun için yazı yazarken içeriğinin iyi olmasına dikkat etmenin yanı sıra o yazıya iyi bir başlık bulmak gerekir. Başlık, düşünce yazılarında ana düşünceden çıkartılır. Ana düşüncedeki konunun maddesi (Ataç Dipdiri, Borsada Dalgalanma), vurgulanan amaç (Dünya Barışı) ya da sanatlı bir yazımla (Zeytin Dalı) ya da onları çarpıcı bir biçimde vurgulamaya yarayacak maddenin sıfatı, eylemin zarfı; konuyu vurgulayacak özlü bir söz (Devletin Fotoğrafı), bir deyim... konu başlığı olabilir. Olay yazılarında başlık bulmak için malzeme çoktur.
 
Başlık kısa olmalı fakat konuyu tam kapsamalıdır. Başlığın kısalığı yazının türüne de bağlıdır. Bir düşünce yazısı, bir roman ile bir inceleme yazısının başlığı aynı kuralla verilemez; örneğin, inceleme yazılarında başlık açıklayıcı bir iki sözcükle başlar, gerçek başlık yazılır, tamamlayıcı bir iki sözcükle biter. Eskişehir İli Mihalıççık İlçesi ve Yöresi Ağızları (Ses Bilgisi-Metinler-İndeks). Bu örnekte gerçek başlık: Mihalıççık İlçesi ve Yöresi Ağızları'dır. Açıklayıcı bilgi: Eskişehir İli, tamamlayıcı bilgi: (Ses Bilgisi- Metinler-İndeks).
 
Başlık yazının üstündeki sıraya, satır ortasına ya da satır başına yazılır. Ya her harfi büyük harfle yazılır ya da her sözcüğün ilk harfi büyük harfle yazılır.
 
Konunun Anlatımında Yardımcı Olan Diger Ögeler
 
Yazmaya başladıktan sonra; yazar gerek konuyu daha iyi anlatabilmek, gerek okuyucuyu etkilemek için konu ile ilgili duygularını, hayallerini, düşüncelerini toparlamalıdır. Bu düşüncelerini destekleyebilmek için kullandığı eşyaları, olayları bir amaçta yani ana düşüncede birleştirmelidir. Sonra yazar bunları düzene koyar, yani kâğıt üzerinde bir plân (tasarı) yapar, yazacaklarını bu tasarıma göre yerleştirir ve yazar.
 
Duygu: Kişinin kendi eylem ve düşünceleri dışında kalan duyumların; dıştan gelen eylemlerin, nesnel ve bireysel etkilerin kişinin iç dünyasında uyandırdığı duyumların tümüne duygu denir. Duygulanmak canlı olmanın en ilk ve en belirgin özelliğidir. İnsan birdenbire çok yüksek bir ses duysa önce korkar, sonra nedenini merak eder. Merak insanı düşünmeye iter. Olasılıklar üzerinde durur, bu hayal etmedir, eşya ve olayları araştırarak gerçeğe ulaşmaya çalışır. Aynı sesi bir hayvan duysa o da korkar fakat yapacağı ilk ve son iş kaçmaktır. Ancak ortalık sakinleştikten sonra yerine döner. Günümüzde kimi araştırmacılar bitkilerin de duygulandıkların ileri sürerler. Demek ki duygu yalnız insanlara özgü değildir.
 
Düşünce: Düşünmenin biçim almasıyla düşünce oluşur. Bir kişinin yazı yazarken; gözlemleri, deneyimleri, okunanları değerlendirirken en büyük yardımcısı düşünme yetisidir. Konu ile ilgili malzeme düşünsel düzene oturtulmazsa yazıda bütünlük sağlanamaz.
 
Eşya: İnsan; kemik ve etin deri ile örtülmesi; saç, kaş, tırnak ile bezenmesi ile yaratılmış bir doğa harikasıdır. Bu bedenin dışında kalan soyut, somut tüm varlıklar eşyadır. Bu geniş anlamıyla saçımızdaki tokadan, ayağımızdaki çoraptan evimize, bahçemize, kullandığımız tabak, kaşık, kilim, koltuk, örtüye, kitaba, çevremizdeki kuşlara, dağlara, denizlere, yıldızlara kadar, her varlık bir eşyadır. Eşyalar bizi güzellikleriyle, iyi ya da kötü durumlarıyla etkilerler; fakat insanlara bu yetmez, eşyalar arası düzeni, ilgiyi, dengeyi bulup çıkarmak için gözlemler yaparlar, deneyler yaparlar; bunları yazılarında malzeme olarak kullanırlar.
 
Olay: Eşyanın biçim ya da konum değiştirmesine olay denir, çocuğun büyümesi, güneşin karanlığı aydınlatması, çiçeğin açması, trenin hereket etmesi... gibi. Gözlem içine olayı da alır. İyi bir gözlemde olayların neden-sonuç ilişkisi ortaya çıkarılır. Olayların akışı duygulara yer verilmeden aktarılırsa nesnel anlatım vardır; duygulara yer verilerek aktarılırsa öznel anlatım vardır. Olayları iyi gözlemleyebilmek yazı yazmayı kolaylaştırır.
 
Hayal: İnsan duygulanır, düşünür, eşya ve olayları gözledikten sonra, belleğinde bu gördüklerinin benzerini canlandırır, buna hayal denir. Hayal, bellekte tasarlanan, canlandırılan ve gerçekleşmesi istenen düştür. Hayal etme gücüne muhayyile, tasarım; hayal etme eylemine tasavvur etme, tasarlama da denir. İyi bir hayal örgüsü ile anlatılan soyut bir konu sanki görünecek kadar, resmi yapılacak kadar somutluk kazanır. Bir hayal açıklanırken benzetmelerden, yakıştırmalardan , eğretilemelerden yararlanılır. Böylece aslında olmamış bir olay olmuş gibi, olmayan bir nesne varmış gibi bizi etkiler. Hayal etmek, düşünmekten ayrı bir boyuttur. Düşünürken bakış açımızı gözlemlerimiz, bilim ve teknoloji yönlendirir; hayal ederken bakış açımızı iç dünyamız ve duygularımız yönlendirir. Bir insan ancak kendisi gibi hayal edebilir, hayaller taklit edilemez. Bu nedenle yazarların iç dünyalarına, kişilik özelliklerine ancak onların yazdıkları hayaller ile ulaşılır.
 
Amaç: Yaşamımızda hayalden sonraki adım amaçtır. Amaç, erişilmek istenen sonuçtur. Bir kere hayalledik mi artık onun gerçekleşmesi için çırpınırız. O hayale ulaşana dek yaşantımızı hayalimiz, gerçekleşmesi yönünde plânlarız.
 
Yazma aşamaları da bu düzen üzerine kurulur. Konuyu belirleyip gerekli gözlem yapıldıktan, malzeme hazırlandıktan sondaki iş, konunun sınırlarının çizilmesidir. Bunun için de "Bu konuyu niçin yazıyorum?" sorusunu sorarak amaç belirlemek gerekir. Amacı belirtilmiş yazı sınırlandırılmış da olur. Yazmanın öncelikle beş amacı vardır: a. Öğretme, b. Haber verme, c. Savunma, d. Okuyanı kendi dünyamıza çekme. e. Yazdıklarımızın kalıcı olmasını sağlama. Yazı yazmak için hazırlıklar bittikten sonraki en vazgeçilmez amaç, o yazının bitirilip ortaya çıkarılması olmalıdır.
 
ANLATIM
Yazıda Plan
 
Çağımız bilgi çağıdır. Bilgi, düzenli, plânlı çalışmalar ve araştırmalar sonucu kazanılır. Bir konuyla ilgili duygu, düşünce ve görüşlerimizi düzene koymaya plân yapma denir. Yazar, yazmak istediği bir konuda ön hazırlıklarını yaptıktan sonra, konu ile ilgili görüşünü destekleyecek düşüncelerini düzene koyar. Yazısını artık bu plân çerçevesinde yazar. Plânlı bir yazıda gereksiz bir cümle, hatta sözcük bile yoktur, konu bütünlüğü sağlandığı için okununca kolay anlaşılır. Plân, yazar için yazmayı, okur için okumayı zevk haline getirir, belleği düzenli çalışmaya alıştırır.
 
Plân yapma gereğini çevremizden öğreniyoruz; çünkü biz çok düzenli, plânlı bir doğanın içine doğuyoruz. Tüm doğa olaylarının bir düzeni vardır. Geceden sonra gündüz, ilkbahardan sonra yaz gelir. Tohum ağaç olur, ağaç çiçek açar, meyve verir. Meyve olgunlaşarak yine tohum verir. Bu düzen hiç değişmeden sonsuza dek bu sırayla sürecek. Her söyleyeceğimizi ve yazacağımızı önceden plânlamamız bu yüzdendir.
 
Plânsız yazılarda duygu, düşünce karmaşası -belki de zıtlıklar- olur; en önemli noktalar gözden kaçabilir, savunulan düşünce açık seçik savunulamayabilir, hatta yazar savunduğu düşünceyle ters düşülebilir. Bu nedenlerden ötürü plânlı yazmak çok önemlidir.
 
Plânlı yazmada düşünceler bir sıra ile ana düşünceye ulaşır. Bu da okuyucu ile aramızda olan düşünce bağının tez kurulmasını ve kalıcı olmasını sağlar.
 
Plânın Bölümleri
 
Plân yapmanın amacı, yazıyı bölümlere ayırarak kolay anlaşılmasını sağlamaktır.
 
Giriş/Serim
 
Yazının konusunun belirtildiği paragrafa giriş denir. Okuyucu bu bölümde yazıya çekilirse sonrasını daha istekli okur. Çoğu kez giriş bir paragraftır. Bazen iki, üç paragraf olabilir. Olaylı yazılardaki giriş paragrafı ya da paragraflarına serim denir.
 
Gelişme/Düğüm
 
Konunun gövdesi sayılabilen bölüm gelişme olduğu için bir yazıda en az iki üç paragraftır. Bu paragraflar okuyucunun merakını artıracak, onu okumaya isteklendirecek biçimde yazılmalıdır. Gelişme bölümü bitene kadar okuyucu yeni düşünce, görüş ve örneklerle doyurulmalıdır.
 
Olay anlatan yazıların gelişme paragraflarına düğüm denir. Kimilerinde betimlemelere yer verilir, kimilerinde çözümlemelere gidilir. Ana olay, ona bağlı yan olaylar ile desteklenir. Karşılıklı konuşma ve dramatizasyonların bulunduğu paragraflar da vardır. Olayların düğümlendiği yerlerde düğüm paragrafları vardır. Okuyucunun merakı bu paragraflarda doruğa ulaşmalıdır.
 
Sonuç/Çözüm
 
Sonuç düşünce yazılarının son bölümüdür. Konu bu bölümde bir yargı ile biter. Okuyucuyu asıl etkileyecek bölümdür. Onun için bu bölümün daha önceki giriş ve gelişme paragraflarında anlatılanlara ters düşmemesi gerekir. Yeni bir düşünce öne sürülmez. Önce söylenenler belleklerde yer edecek şekilde vurgulanır. Bir ya da birkaç cümlelik paragraftır.
 
Olaya dayalı anlatımlardaki sonuç bölümüne çözüm denir. Yazının büyüklüğüne göre birkaç paragraflık bölüm, birkaç sayfa dolduracak sayıdaki paragraftan da oluşabilir.
 
Plân Türleri
 
Yazı yazarken üç türlü plândan biri uygulanır.
 
Düşünce Plânı
 
Makale, konferans, röportaj ve inceleme... gibi bütün düşünce değeri olan yazılarda uygulanan plândır. Yapısı üç bölümdür; giriş, gelişme, sonuç.
 
Duygu Plânı
 
Konu; duygu, hayal ve heyecan olarak ele alınacaksa duyguya dayalı plân yapılır. Sanat değeri olan yazıların; günlük, anı, gezi, röportaj gibi düşünce yazılarının; haber, mektup, rapor... gibi kimi yazışmaların içindeki paragraflarda uygulanan plândır. Duygu kimi zaman en doruk noktadan başlatılır, kimi zaman da duygunun kıpırdanışı, yoğunlaşması, doruk noktaya ulaşması, arkasından yaşanan durgunluk ile işlenir. Başarılı bir anlatımda yazarın ya da şairin duyguları ile okuyucu ya da dinleyicinin duyguları örtüşür. Böyle yazıları okurken ya da dinlerken kimi zaman kahkahalarla güleriz, kimi zaman ağlarız, kimi zaman durgunlaşırız.
 
Olay Plânı
 
Sanat değeri olan yazıların tümünde; günlük, anı, gezi, röportaj gibi düşünce yazılarında; haber, mektup, rapor... gibi yazışmaların içindeki kimi bölümlerde uygulanan plândır. Yapısı serim, düğüm, çözüm olmak üzere üç bölümden oluşur.
 
 
 
 



Kaynak: http://www.edebiyol.com/

Bu haber 583 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER Anlatım Haberleri

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
YUKARI